Paylaşım Nejat Gölbaşı'na ait. Öyle önemli, öyle vurucu, öylesine dokunaklıydı ki mutlaka sizlere de ulaştırmalıydım:
"Henüz 25'inde var, yok... Aklı yerinde olsa, görsen on numara delikanlı... Pırlanta gibi bir çocuk, elleri cebinde uzun süre bekledikten sonra sırt üstü kafasının üzerine düştü. Yanına gidip 'Bir şeyin var mı?' dedim ama artık bir şeyi değil, hiçbir şeyi yoktu... Kendisi de, ruhu da, varlığı da... Her şeyi ile 'DÜŞMÜŞTÜ...' O 'düşmüştü' bir kere... Düşürmüşlerdi şerefsizler, pırlanta gibi çocuğu bonzai tuzağına... Ambulans çağırdım... Çağırdığım ambulanstaki görevliler önce ayakları ile dürttüler 'insanlığı', nefes alan hiçbir canlıya yapılmaması gereken bir şekilde... Utanç duydum... Ama çocuk 'düşmüştü' bir kere... Nabzına baktılar... Sonra birbirlerinin yüzlerine...

Polis çağırdılar... A4 kağıdına tutanak tutuldu, bu kağıda gencecik bir ömre EX diye yazıldı... 'Bir el atın da (!!!) cenaze aracına koyalım' dediler.... El attık... Telefonu çaldı... Polis çıkardı cebinden... 'Baban çok kızacak' diye bir mesaj atılmıştı... Ama o 'düşmüştü' bir kere... Mesaja cevap verilmeyince, telefon ısrarla çaldı. Arayan annesiydi. Ve polis cevap verdi: 'Oğlunuz DÜŞMÜŞ. Taksici arkadaşlar haber verdi, hastaneye gidiyoruz, acilen gelmeniz gerek!..' Babası artık kızamayacak... Annesi hep merakta kalacak... Kendisi ise hep 25 yaşında... Bonzai tuzağı, avına bir can daha düşürdü...
Elleri cebindeydi...
Sırt üstü 'DÜŞMÜŞTÜ...'
Uyuşturucuya hayır!.."
Gönül Dağı abarttı mı?
Köşemizin katkı şampiyonlarından değerli okurum Ali Uygur, TRT 1'in sevilen dizisi Gönül Dağı'nın nasıl kan kaybettiğini yazmış:
"Yüksel Bey'ciğim, ekranların en sevilen yapımlarından biri olan Gönül Dağı, ne yazık ki son zamanlarda ciddiyetinden uzaklaşarak adeta bir 'absürt komedi' halini aldı. Başlangıçtaki o samimi Anadolu atmosferi, yerini çocukların bile inanmakta güçlük çekeceği mantık hatalarına bıraktı.
Dizideki icat hikayeleri artık 'hayal gücü' sınırlarını zorlayıp gerçeklikten tamamen koptu. Uçan araba ve uçan bisiklet gibi çocukça yaklaşımlar, binlerce mühendisin yıllarca üzerinde çalıştığı uzay füzesi prototipinin ve uzay pistinin bu kadar kolayca işlenmesi gibi konular, dizinin inandırıcılığına büyük darbe vuruyor.
Kurgusal saçmalıkları bir kenara bıraksak bile, karakterlerin özel hayatlarındaki belirsizlikler izleyiciyi huzursuz ediyor. Asuman, Gedelli'de, kocası Ramazan ise halen Almanya'da. Doktor Kenan kasabada, ancak eşinin nerede olduğu belli değil. Belediye Başkan Vekili Sefer tek başına, karısının nerede olduğu meçhul. Eski başkan Münir Bey'in eşi emekli olmadı mı? Neden eşinin yanında değil de sürekli bir belirsizlik içinde?
Sonuç olarak; bir dizide oyuncuların durumu bu kadar muallakta bırakılmamalıdır. Yapımcılar, teknik kurgudaki mantık hatalarından ziyade, asıl bu temel karakter boşlukları ve aile yapısındaki tutarsız durumlar üzerinde durmalı. Saygılarımla..."
İlaç yazdırma refleksimiz
Köşemize hemen her hafta değerli katkılarda bulunan değerli okurum Muharrem Akduman bu hafta da sağlık yüzünden aşındırılan devlet bütçesine dikkat çekmiş:
"Yüksel'ciğim günaydın, ülkemizde bir yılda 504 milyon reçete yazılmış. Yaklaşık her bireye 6 reçete!!! Büyük bir rakam. Oysa, hiç viziteye çıkmayanlar var. Öyle olaylara şahit oldum ki... Adam, doktorun arkadaşı, elinde 8-10 vatandaşlık numarası ve bir dosya kağıdına yazılmış ilaç isimleri var. Kendine, eşine, çocuklarına, damatlarına, gelinlerine, torunlarına ilaç yazdırıyor. Hatta, oturduğu sitenin görevlisine bile ilaç yazdıran var... Buna rağmen bu ülke ayakta duruyorsa o da sayın Cumhurbaşkanımızın olağanüstü gayreti sonucudur. Allah razı olsun... Sevgiler."
Gaf kürsüsü
Tansu Sarı kardeşim not etmiş: Beyaz Futbol'da Sinan Engin ve Ertem Şener; Fenerbahçe'nin yeni transferi N'Golo Kante'nin memleketini bir türlü söyleyemiyorlar. Sinan Engin "Surinamlı mı? Afrika Kupası'nda oynadı" derken Ertem Şener ise "Fransız ancak Gana asıllı" diyor. N'Golo Kante Mali asıllı Fransız'dır.
Zap'tiye
Yenge "Yeni gelin"in kısaltmasıymış. Enişte "En iyi işte"nin kısaltmasıymış. Görümce "Görmeyeyim ömrümce"nin kısaltmasıymış. Aklınızda bulunsun.
Ne demiş?
"Ramazan huzur demek, bereket demek. Keşke iki ay olsaymış. Vallahi yetmiyor..." (Atv'nin sokak röportajında bir teyzemizin sözleri)