Tam da barış rüzgarları eserken... Tam da memleketimin dağlarında huzur çiçekleri açmışken... Tam da Yüce Allah, bölüşeceğimiz rızkı o dağlardan "kaya petrolü" adıyla sunmuşken... Ve tam da kucaklaşma vaktiyken... Birileri her zaman olduğu gibi nifak tohumlarını serpiştirmeye başladı işte...
Kocaelispor ile Amed Sportif Faaliyetler takımları arasındaki futbol karşılaşmasında tribünlerde açılan sarı poşetler neye, kime hizmet eder? Acıların üzerinde tepinmenin, ölümü tribüne taşımanın, kabuk bağlamış yaraları kaşımanın bu ülke insanına ne faydası olur? Burada, bilmeyenler olabilir diye açıklamaktan hicap duyuyorum ama mecburum:


Sarı ceset torbası, çatışmalarda ölü ele geçirilen teröristlerin içine konulduğu malzemedir.
Ayıp tek taraflı sanıyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz. Önceki hafta Amed'in iç saha maçında aralarına HDP milletvekillerinin de karıştığı grup "Kine em?" (Biz kimiz?), "Kurdîn em" (Biz Kürt'üz) diye bağırdığında ülkeyi felakete sürükleyecek tehlikeli oyunun ilk tiradı sahneye taşınmıştı zaten. Ardından Amed tribünündeki bir taraftar, elindeki bayrağı tüfek gibi karşı tribüne doğrultup ateş etme hareketi yapmıştı.
Ölümü, kanı, şiddeti, intikamı ve nihayetinde milli duyguları kullanarak sportif etkinlikleri provoke etmek adına yine bir yerlerden düğmeye bastılar.
Sağ-sol, Türk-Ermeni, Alevi- Sünni, Muhafazakar-Seküler, FETÖ-Vatanperver butonları fayda etmeyince bir kez daha Türk-Kürt düğmesine davrandılar.
Allah'a şükürler olsun ki; milletimiz, dirayetli yönetimi sayesinde artık bu ayak oyunlarına karşı çok daha uyanık, çok daha duyarlı. Ama bu bizi rehavete sürüklememeli. En az düşmanlarımız kadar zeki ve tedbirli olmak zorundayız. Bu "sarı torba", "slogan" ve "tüfek" eylemlerinin ardı arkası iyice araştırılmalı.
Olmadı Matteo Guendouzi!
Evet, ortada çok sevinilecek bir başarı vardı. Fenerbahçe uzun yılların ardından yeniden Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkı elde etmişti. Üstelik zafer deplasman galibiyetiyle gelmişti. Sevinmek futbolcuların hakkıydı.
Ancak içlerinden biri, sevinci fazla abarttı. Hatta rakip futbolculara ve ev sahibi seyirciye saygısızca hareketler yapacak kadar şuurunu yitirdi. Aslında rakip seyirci de saygıyı fazla hak etmemiş, Fenerbahçe başkanına su ve yabancı maddeler fırlatmıştı ama yine de Matteo Guendouzi'ye hatırlatmak isterim; burası asil Fenerbahçe camiasıdır, bildiğin kulüplere benzemez. Burada saygı ve ağırbaşlılık ilk kuraldır. Çünkü "büyüklüğünü" vakur duruşuyla sembolleştirmiştir.
Umarım bir daha hatırlatmak zorunda bırakmazsın.
Çocuktan al dersi
Elif Bülbül adlı içerik üreticisinin paylaştığı video adeta bir hayat dersi niteliğindeydi.
Elif, altında motosikleti arkasında bir kız arkadaşıyla sokaktan geçerken su satan küçük çocuğu fark edip, ona çikolata ikram etmek istedi. Çocuk ise buna karşılık kızlara sattığı sulardan verdi. Kızlar geri çevirmek istedi ama çocuk ısrar etti: Suyu almazsanız, ben de çikolatayı almam. Ablaları ona akıl vermeye niyetlendi: "Alsana evladım, böyle para kazanamazsın. Biraz çakal ol, çakal..."

Çocuk, muhabbete son noktayı koydu:
"Benim babam ev hapsinde. Ben öyle olmayacağım, dürüst olacağım..."
Bu sözün ardından kızlar bizimkine sıkı sıkı sarıldı...
Şeref kürsüsü
Bugün kürsüde bir kuçu var. Yavruları uyanmasın diye uzun süre öylece kıpırdamadan duran anneye kocaman bir alkış.

Zap'tiye
İngiltere'de bir kadın, her akşam eve dönen kocasını yalan makinesine bağlıyormuş. Ne büyük ilkellik... Bizimkiler kaşının bir hareketinden kocasının ne haltlar karıştırdığını anlar.

Ne demiş?
"Çay harareti alır dedikleri, 'dere' anlamındaki çaydır. 50 derece sıcakta boşuna çaya yüklenmeyin! Lan ne mübarek adamım, kaptınız yine bilgiyi." (Şiir Sokakta)