Yıllar sonra bana Erkin Koray'ın ünlü şarkısını hatırlatan, sevgili Serhat Kılıç'ın evinde yapayalnız ölümü oldu.
Dikkat ediyor musunuz, son zamanlarda evinde yalnız başına ölü bulunan insanların sayısı ne kadar da arttı? Hem de vefatlarından 2-3 gün sonra...
Aralarında çok ünlüler de var, sıradan insanlar da. (Serhat Kılıç, Vural Çelik, MasterChef Eren Kılıççı, Ahu Tuğba, fenomen Ayşegül Eraslan, müzisyen Cem Öcal aklıma ilk gelen merhum ünlüler) Şöhret; kimine kalabalık getiriyor, kimine de derin ve onulmaz bir yalnızlık. Çünkü bazı evlerin odaları alkış geçirmiyor. Hepimizin gıpta ettiği o janjanlı hayatların cehennemi, kapı yedek anahtarla ya da çilingir marifetiyle açıldığında gözler önüne seriliyor.

Peki neden her yer Yalnızlar Rıhtımı'na döndü?
Çünkü hayat artık yetişemeyeceğimiz kadar hızlandı. Başarı için rekabet çetinleşti. İnsanlar yaşam gailesiyle başa çıkmak için artık tek başlarına koşuyor, başkasını gözü görmüyor. Adı "sosyal" ama kendisi yalnızlığa götüren "sosyal medyanın" sahte kalabalığı hepimizi kandırıyor. Sanıyoruz ki hep birlikteyiz ama diğer adı gibi o da sanal. Saatlerce "kaydırdığımız" telefonun ekranı değil, hayatımız. Bir başımıza hayatımızı kaydırıyoruz aslında.
Bir de dümen suyuna kapıldığımız o kişisel gelişim uzmanlarının yazdıkları, bizi ormandaki yalnız ağaçlara çeviriyor. Onlar, "Önce kendini sev, senden önemlisi ve değerlisi yok" deyip, egolarımıza patlayacak kadar hava basıyorlar. Ortalıkta "Ben, ben, ben" diye tehlike çanları çalıyor ama duyan yok.
Tarihe not düşüyorum: Evde yalnız ölümler, bize yarınımızın fragmanını gösteriyor. Şu plağı pikaptan kaldıralım artık...
Bir beni mi unuttular?
Uçup gitti martılar
Geceler, ben ve deniz
Yalnızlar rıhtımında
Bütün gece ağladım
Dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim
Yalnızlar rıhtımında...
Medeniyet işte budur!
Türk'ün kurduğuna neden "devlet ana" denildiğini Atv'nin yeni dönem dizisi Aşk ve Taht'ı izlediğimde bir kez daha anladım ve geçmişimle gururlandım.
Dizinin bir sahnesi, kadınların şifa bulmak için sığındığı "bimarhane" denilen vakıf kuruluşunda geçiyordu. Büyük Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat'ın hanımı Melike Hüma Hatun, psikolojik rahatsızlığı bulunan kadınların müzik ve su sesi ile rehabilite edildiği şifahaneye girip, "Bundan böyle burası benim uhdemdedir. Tüm masrafları benim şahsi hazinemden ödenecek" buyurdu.

O sırada kara sevdaya düşüp aşk acısı ile kıvranan bir kadın için de "Ona aşıkların makamı olan Uşşak makamındaki şarkıları dinletin, deva bulacaktır" tavsiyesinde bulundu.
Bu tarihten 400 yıl sonra bile kendilerine "medeni" diyen Avrupa'da kadınlar sadece "kuluçka makinesi" olarak görülüp, pek çoğu cadı oldukları gerekçesiyle diri diri yakılırken, Türk'ün kadına yaklaşımına bakar mısınız?
Gel de gurur duyma...
Cem Yılmaz'ın kahramanları
Fotoğrafta, yerinde müdahaleleri ile Cem Yılmaz'ın hayatını kurtaran Ayvacık Devlet Hastanesi'ndeki Dr. Erdoğan Karataş ve Dr. Edanur Canpolat'ı görüyorsunuz. Onlar adeta Cem'in koruyucu melekleri.
Tatilcilere hep tavsiye ederim, "Gideceğiniz yöre tam teşekküllü sağlık birimlerine yakın olsun" diye. İşte ünlü komedyeni kurtaran da hastaneye 20 dakika mesafedeki Assos'u seçmesi oldu.

Olayın ardından Cem'in askerlik anılarını anlattığı gösterisi aklıma geldi. Hani şu Tıp Bayramı'nın ertesi günü bel fıtığı ameliyatı olduğu macerayı karikatürize ettiği sahne. Doktorlar henüz tam ayık değilmiş de, sırtına meze tabaklarını dizip ameliyatı öyle yapmışlar filan...
Sanırım Cem Yılmaz, Tıp Bayramı'nı artık ikinci doğum günü olarak kutlar.
Bu arada hastanenin eksiklerini tamamlamak da Cem'e farz oldu diye düşünüyorum.
Allah sağlık, afiyet versin.
Gaf'let kürsüsü
Antalya'da bir adam kedisi kendisine "alacaklıymış gibi" baktığı için 112'yi aradı.

Zap'tiye
Otomobillerdeki kanat meğer bu işe yarıyormuş. :)

Ne demiş?
Değerli okurum Ali Aktulga, Tuzlu Kahve dizisinden iki güzel sözü not almış: "Arpa ufalanır aş oldum sanır, çer çöp havalanır kuş oldum sanır." "Yıkandığın su birden soğuyorsa, kesinlikle bir başkası kullanıyordur."