Toplumun vicdanında iyilik timsali olarak kodlanmış bir figürün, özel hayatında bir dolandırıcılık şebekesi gibi hareket ettiğini görmek, bu isme güvenen milyonlar için ağır bir travmadır.
Son günlerde ortaya dökülen ifadeler, Haluk Levent'in sadece cüzdanları değil; kadınların ruhlarını, evlilik hayallerini ve en hassas dönemlerindeki psikolojik dirençlerini nasıl hedef aldığını acı bir şekilde kanıtlıyor.
Gerçekten şok içinde okudum ifadeleri, "Güvenin ince işçilikle sömürülmesi bu değil de ne!" dedim. Manipülasyon, bir anda gerçekleşen bir eylem değildir; o, yavaş yavaş örülen bir ağdır.

Nurdan Eriş, Sevda Kurt ve Ece Güner'in ifadelerine baktığımızda, karşımızda tesadüfen bir araya gelmiş üç kurban değil, her biri farklı duygusal gediklerden yakalanmış üç hayat görüyoruz.
Levent, bu kadınların hayatına umut veren bir kurtarıcı veya hayat ortağı maskesiyle girerken, aslında onların bu duygusal boşluklarını haritaya döküyordu.
Ece Güner'in ifadesindeki "İster aptalca olsun ister enayilik olsun" cümlesi, aslında mağdur edilen her kadının kendine yönelttiği o haksız suçlamanın dışavurumu. Oysa ortada bir enayilik yok; ortada, toplumun ona güvenilir etiketi yapıştırdığı birine duyulan insani bir güven var.
Nurdan Eriş için; bir annenin çocuklarına sunduğu gelecek, bir baba figürü arayışı üzerinden hedeflendi.
Sevda Kurt için; gelecek hayalleri, evlilik vaatleri ve aile kurma arzusu kullanılarak oyalama taktikleri uygulandı. "Borçları ödersem evleneceğiz" sözlerini kullandı.
SESSİZ KALINMAMALI
Ece Güner için; kanserle mücadele edilen, en kırılgan olunan dönemde bir borç maskesi altında finansal bir sömürü kurgulandı. Bu kadınların yaşadığı, sadece banka hesaplarının boşaltılması değil; kötülüğe karşı duran bir kahramana inandıkları için kendi değer yargılarının da yerle bir edilmesidir.
"Tehdit altındayım", "Mafya peşimde", "Borçlarım var" gibi anlatılar, sadece para koparmak için kullanılan bahaneler değildir. Bu yöntem, kurbanı kurtarıcı rolüne büründürerek, onun mantıklı düşünme yetisini devre dışı bırakır.
Kadınlar, sadece paralarını değil, bir kurtarıcı olma onurunu da kaybettiler. Para, bu hikayede sadece araçtı; amaç, onların duygusal kapasitesini son zerresine kadar tüketmekti. Bir kadının elindeki birikimi, emeğini ve geleceğini böylesine sistematik bir şekilde, kamusal bir güven zırhı ardına saklanarak çalmak, basit bir borç-alacak meselesi değil bana göre.
Hastalık bu ayrıca ruhun ve güvenin istismarıdır. Bu olaya kimsenin de sessiz kalmaması gerekir. Bu dolandırıcılık düzeni toplumun vicdanında telafisi olmayan derin yaralar açtı. Artık mesele, sadece kaybedilen paraların geri alınması değil; bu maskenin tamamen düşürülerek, manipülasyonun kurbanı olan bu kadınların onurunun iade edilmesidir.

NEW YORK'TA TOPLANAN PARALAR NASIL DENETLENECEK?
Şu günlerde herkes Haluk Levent ile fotoğraflarını silmeye başladı. Olan bitenin şokuyla sormayı da unutmamak gerek. Haluk Levent, 2025 yılında New York'ta düzenlenen bir gece ile Ahbap America temsilciliğini tanıttı. Peki New York'ta toplanan bağışları kim denetleyecek?

Birleşmiş Milletler'de pozunu verdi, açıklamasını yaptı, "Topladığımız paralarla Gazze'ye yardım yapacağız" dedi. Birleşmiş Milletler şimdi "Biz kürsüde konuşma yaptırdık bu beyefendiye, 'Yardım yapacağım' dedi, söz verdi.

Ee peki para nerede?" demeyecek mi? Özetle Ahbap America temsilciliğine ne olacağını şu an bilmiyoruz ama ülke sınırlarını da aşan bir para trafiğinin olduğu gerçek. Diyeceğim o ki bu taraf da araştırılırsa iyi olur.