Yaz bitiyor ve ben her yıl olduğu gibi herkesin 2026 yaz raporunu merak ediyorum. Sahi bu yazı nasıl geçirdiniz? Mesela Bodrum yine arkasından bakıp "Bu sezon da nasıl geçti anlamadık" dedirten o tuhaf mevsimlerden birini geride bırakıyor.
Takvim ilerledi, güneş hiç acele etmeden tepede kaldı, restoranlar doldu, tekneler koylara yayıldı, otellerin doluluk oranları üzerine türlü türlü raporlar yazıldı, yollar yine konuşuldu, çöpler yine konuşuldu, trafik zaten hiç susmadı. Ama bütün bunların arasında bir şey oldu. Yaz gerçekten çok hızlı geçti.
Belki de insanın gerçekten iyi olduğu zamanın en belirgin göstergesi bu. Zamanı saymıyorsun. 2026 yazı benim için tamamlanmış bir yazdı. Büyük varoluşsal sorgulamalar, kendime verdiğim dramatik cevaplar yoktu.
Her şeyi çözmüş gibi değil ama bazı şeyleri artık çözmek zorunda olmadığımı anlamış gibi bir ruh hali vardı.
Bir süreliğine hayatı açıklamaya çalışmayı bırakmak gibiydi. Bodrum'un ruh haline baktığımda her yaz olduğu gibi bu yaz da kendi psikolojik raporunu önümüze koydu.

Bodrum'un temel problemi artık ne su ne de sezonun pahalı olması. Asıl mesele biraz daha basit ve biraz daha can sıkıcı: şehir artık kendi ağırlığını taşımakta zorlanıyor. Çöp kokusu, yetersiz aydınlatma, düzensiz yollar, trafik ve bitmeyen altyapı meseleleri Bodrum'un güzelliğiyle kurduğu ilişkiyi giderek daha fazla bozuyor.
Bir yere dünyanın en güzel koylarını, en iyi restoranlarını, en pahalı teknelerini ve en gösterişli otellerini koyabilirsiniz; ama akşam yürürken çöp kokusuyla karşılaşıyorsanız, medeniyet fikri bir anda oldukça romantik bir hayale dönüşüyor. Bodrum'un çözmesi gereken "domuz krizi" de cabası, domuzlar Türkbükü, Torba hattında yola atladığı için çok kaza var.
SAHİL GÜVENLİĞE TAM PUAN!
Özellikle koylarda ve deniz trafiğinde bu yaz daha dikkatli bir Bodrum görmek umut vericiydi. Benim kişisel hassasiyet noktalarımdan biri olan Cennet Koyu gibi bölgelerde sahil güvenliğin sürekli çalışması, teknelerin ve deniz trafiğinin daha yakından takip edilmesi önemliydi bu anlamda benden tam puan aldılar.
BODRUM VE GEN Z
Bodrum'un turizm dili bir süredir kendisini tekrar ediyor. Aynı beach club kültürü, aynı masa düzeni, aynı ünlü isim burada iletişimi, aynı yüksek fiyatın prestij olarak sunulması… Oysa yeni kuşak yalnızca "Kim geldi?" diye bakmıyor. "Bana ne anlatıyor?" diye bakıyor.
Gen Z'nin seyahat anlayışı daha deneyim odaklı, daha görsel ama aynı zamanda daha bilinçli. Sürdürülebilirlik, yerellik, gastronomi, tasarım, kültür, müzik, wellness ve özgünlük bir arada anlam kazanıyor. Bir destinasyonun yalnızca pahalı olması artık tek başına cool olmak için yeterli değil.
Bodrum'un hâlâ büyük bir kültürel sermayesi var ama bunu yeni kuşakla konuşacak yeni bir dile çevirmesi gerekiyor. Eğer çevirmezse ise seneye Bodrum Z kuşağını hızlıca kaybeder ve kesinlikle Bodrum'un yeni hikayelere ihtiyacı var.
Yunanistan meselesi: Siga siga ama o kadar da değil. Bu yaz bir de Yunanistan tarafına uzandım. Yaklaşık 15 gün geçirdim. Ve şunu net söyleyebilirim: Bodrum gibi bir yer yok.
Bunu Bodrum'da yaşadığım için söylemiyorum. Aradaki farkı biraz uzaktan görme fırsatım olduğu için söylüyorum.
Yunan adaları elbette hala güzel. Fakat orası da eski Yunanistan değil. Fiyatlar yükseldi, kalabalık arttı, bazı adalar taşıma kapasitesinin sınırına geldi. "Siga siga" yani yavaş yavaş hayat felsefesi bile bazen kalabalığın içinde hızla ilerlemek zorunda kalıyor.
Eskiden Yunanistan'a gitmenin en önemli avantajlarından biri fiyat-performans dengesi ve daha sakin bir yaz deneyimiydi. Şimdi o denklem büyük ölçüde değişti.
Ben bu yaz denizine, hizmetine, restoranlarına, ulaşım ağlarına ve bütün kusurlarına rağmen Bodrum'u tercih ederim.

PEKİ BU YAZDAN NE ANLADIK?
Belki de hiçbir şey.
Çünkü bazı yazların sonunda elimizde net bir sonuç olmaz. Bir sezonu kapatırken şunu öğrendim diye madde madde yazamazsınız. Sadece geriye dönüp baktığınızda bazı görüntüler kalır.
Bir masada uzayan sohbet, sokağın ortasına oturup saatlerce kahkaha atmanız. Çöp kokusuna söylenirken aynı anda "Burası dünyanın en güzel yeri" diyebilmek. Bir restoranda boş masa bulamamak. Bir otelin neden boş kaldığını anlamaya çalışmak.
Ve bütün bunların arasında hayatın bir şekilde devam ettiğini fark etmek. Bodrum'un bu yazı biraz böyleydi. Çelişkili, pahalı, kalabalık, güzel, yorucu, gösterişli, eksik ve hala vazgeçilmez. Tıpkı hayat gibi. Belki bu yüzden Bodrum'dan her yaz biraz şikayet edip her yaz geri dönüyoruz. Çünkü bazı yerlere kusursuz oldukları için bağlanmazsınız. Size bir duygu verdikleri için bağlanırsınız.
Bu yaz bana verdiği duygu ise uzun zamandır ihtiyacım olan bir şeydi: Neşeydi. Ve şimdi ağustosa veda ederken, Bodrum'un bütün eksiklerini bir kenara bırakıp kendime şu soruyu soruyorum: Bu yazdan ne anladık? Hiçbir şey. Ama çok güldük.