Restoran ve eğlence işletmeleri; aynı müzik için farklı meslek birlikleriyle ayrı ayrı sözleşme yapmak zorunda kalmalarına itiraz ediyor. Sanatçının hakkını korumak için kurulan sistem, karmaşıklığı yüzünden hem işletmeciyi lisans almaktan uzaklaştırıyor hem de telifin gerçek sahibine ulaşıp ulaşmadığını tartışmalı hâle getiriyor.
HEPSİNİN HAKKI AYRI
Bir restoranda tek şarkı çalıyor ama ardından birden fazla telif kapısı açılıyor. Bestecinin hakkı ayrı, söz yazarının hakkı ayrı, yorumcunun hakkı ayrı, yapımcının hakkı ayrı... Bunları temsil eden 7 meslek birliği de ayrı. İşletmeci açısından bakıldığında ise hoparlörden çıkan müzik aynı, kendisine ulaşan sözleşmeler ve faturalar farklı. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası'nın gündeme taşıdığı sorun tam olarak bu. Restoran, kafe ve eğlence işletmeleri telif ödemek istemediklerini söylemiyor. "Tek çatı, tek fiyat, tek sözleşme" istiyor.

TEK SÖZLEŞME
ATSO temsilcilerinin verdiği bilgiye göre, yedi meslek birliğiyle ayrı ayrı anlaşılması hâlinde yıllık toplam maliyet işletme başına 150-200 bin liraya kadar çıkabiliyor. Ücret, işletmenin büyüklüğüne, kapasitesine ve müzik kullanım şekline göre değişebilir. Rakam tartışmalı olsa bile sistemin karmaşık olduğu ortada. Bir işletmeci aynı müzik için neden farklı kurumların kapısını çalmak zorunda? Sistem o kadar karmaşık ki, işletmeci lisans almaktan kaçıyor. Kaçtıkça denetim ve dava süreçleri başlıyor. Sonunda herkes kaybediyor. İşletmeci kendisini baskı altında hissediyor, meslek birlikleri tahsilat yapmakta zorlanıyor, sanatçı ise kendi müziğinin nerede çaldığını ve ne kadar kazandığını göremiyor.
Elbette bir şarkının arkasında tek kişi yok. Sözü yazan, besteyi yapan, düzenleyen, seslendiren, çalan ve kaydın yatırımını üstlenen farklı hak sahipleri var. Ancak hakların farklı olması, tahsilatın da işletmeciye yedi ayrı dosya hâlinde sunulmasını zorunlu kılmamalı. (Elektrik faturası öderken santral sahibine, dağıtım şirketine ve kabloyu döşeyen firmaya ayrı ayrı para yatırmıyoruz. Sistem bedeli tek noktadan topluyor, sonra kendi içinde dağıtıyor.)
Müzik telifinde de olması gereken budur: Tek kapı, tek sözleşme, tek fatura...
Arka tarafta hangi eserin hangi hak sahibine ait olduğu meslek birlikleri tarafından ayrıştırılabilir. İşletmecinin önüne ise kapsadığı repertuvar açıkça yazılmış, anlaşılır ve denetlenebilir tek bir lisans konulmalıdır.
Aslında MESAM ile MSG'nin ortak lisanslama ve ortak tarife uygulaması, bunun yapılabileceğini gösteriyor. İki kurum birlikte hareket edebiliyorsa daha geniş bir ortak lisanslama sistemi neden kurulamıyor?
Sorun yalnızca kaç para ödendiği de değil. Asıl mesele, toplanan paranın nasıl dağıtıldığı. Bir restoran ay boyunca hangi şarkıları çaldı? Kaç kez çaldı? Ödediği bedelin ne kadarı gerçekten o mekânda dinlenen sanatçılara gitti? Yoksa para genel örneklemeler, sınırlı listeler veya başka ölçüm yöntemleri üzerinden mi dağıtıldı?
ŞEFFAFLIK ÇOK ÖNEMLİ
Sanatçı açısından telif sisteminin en önemli kelimesi 'tahsilat' değil, 'şeffaflık' olmalıdır. Birlikler işletmeciye yalnızca fatura göndermemeli; üyelerine de hangi eserden, hangi kullanım alanından ve hangi hesaplama yöntemiyle ödeme yapıldığını gösterebilmeli. Bugünün teknolojisi buna müsait. Mekânlarda çalan müzik dijital olarak tespit edilebilir. Kullanılan eserler kayıt altına alınabilir. Ödenen bedel, hak sahipleri arasında paylaştırılabilir. Yapay zekânın bir sanatçının sesini saniyeler içinde taklit edebildiği bir çağda, bir restoranda hangi şarkının çaldığını belirleyemediğimizi söyleyemeyiz.
TARİFE AÇIK OLMALI
Bir başka yanlış da telif ücretini cezaya dönüştürmek. İşletmeci müziği ticari ortamında kullanıyorsa elbette karşılığını ödemeli. Çünkü müzik restoranın atmosferini kuruyor, müşteriyi içeride tutuyor ve işletmenin ticari değerine katkı sağlıyor. "Ben sadece fonda açıyorum" diyerek sanatçının emeği yok sayılamaz. Ama telif hakkını korumak ile işletmeciyi karmaşık sözleşmeler arasında boğmak aynı şey değil. Tarife açık olmalı. İndirim şartları herkese eşit uygulanmalı. Küçük bir kafe ile yüzlerce kişilik eğlence mekânı aynı kefeye konulmamalı. Otellere sağlanan kolaylıkların hangi gerekçeyle verildiği açıklanmalı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bu tartışmayı yalnızca meslek birlikleriyle işletmeler arasındaki ücret pazarlığı olarak görmemeli. Mesele, Türkiye'nin telif sisteminin güvenilirliği meselesidir.
Doğru model çok açık: İşletmeci tek noktadan lisansını alacak. Ne ödediğini ve lisansın hangi repertuvarı kapsadığını bilecek. Meslek birlikleri kendi üyelerinin payını ortak veri sistemi üzerinden ayıracak. Sanatçı da parasının hangi kullanımdan geldiğini görecek. Müzik tek hoparlörden çıkıyorsa lisansı da tek kapıdan alınabilmeli.