Ünlü oyuncu Müge Boz, göz önünde olan birçok meslektaşının aksine hayatının zor geçen anlarını da açık yüreklilikle sevenleriyle paylaşıyor. Yaşamın her zaman mükemmel gitmediğini, 2 çocuk ve ev işlerine yetişmeye çalışırken bazen zorlandığı anlar olduğunu itiraf eden Boz, özellikle etrafı toparlama sürecinde yaşadığı psikolojiyi anlattı: "Ev toplamaktan nefret ediyorum. En zorlandığım şey evin toplu olması. Çünkü benim için topluluk çok başka bir konu. Benim için bir ev toplu olacaksa her şey sıralı, eşyalar boylarına, renklerine göre ayrılmalı. Eğer bunu yapamıyorsam hiç yapmıyorum. Bu benim üzerimde çok büyük bir strese neden oluyor.

Toplumsal olarak da bir baskı hissediyorum. Kimse bir şey söylemese de sessizce bir baskı varmış gibi. 'Müge mi? O da dağınık biri' diyorlarmış gibi bir paranoya içerisindeyim. Aslında çok iyi ev temizliyorum ama detaylı temizlik için vaktim olmuyor. Bütün gün ev topladığımda hayatı kaçırdığımı hissediyorum." Müge Boz'un yaşadığı durum birçok kişinin ortak sorunu. Benzer hissiyatta olan ya da kendisiyle yüzleşememiş ancak aynı duygularda birleşen çok sayıda insan var. Ben de işin içinden çıkamayacakmış gibi hisseden kişilere yol göstermek adına işin uzmanlarına danıştım. Psikologlar, konuyla ilgili faydalı bilgiler verip neler yapılması gerektiğini tek tek anlattı.
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG EBRU TOKGÖZ:
Bilinçli dağınıklık deneyi yapmalı
Bu durumu psikolojik açıdan birkaç kavramla ilişkilendirmek mümkün. Öncelikle 'mükemmeliyetçilik' önemli bir başlık olarak karşımıza çıkar. Burada kişi evinin 'yeterince düzenli' olmasını değil, 'kusursuz' olmasını ister. Sürekli kontrol eder, yaptıklarını yeterli bulmaz ve zihinsel olarak rahatlayamaz. Bir diğer olasılık ise sosyal değerlendirilme kaygısıdır. "Başkaları ne düşünür?" gibi düşünceler kişinin zihninde belirgin bir yer kaplar. Hayatın karmaşık ve öngörülemez olduğu durumlarda, "en azından evimi kontrol edebilirim" düşüncesi kişiye geçici bir rahatlama sağlar. Bu durum, bireyin kontrol edebildiği alanlara yönelerek kaygısını dengeleme çabasının bir yansımasıdır.

Peki bu durumla nasıl başa çıkılabilir? İlk adım, 'yeterince iyi' kavramını benimsemektir. Her şeyin kusursuz olması gerekmediğini kabul etmek, zihinsel esnekliği artırır. Örneğin, yüzde 70 oranında bir düzenin yeterli olduğunu kabullenmek bile rahatlatıcı olabilir. Son olarak, küçük 'bilinçli dağınıklık' deneyleri yapılabilir. Kişi, bazı şeyleri bilinçli olarak olduğu gibi bırakmayı deneyebilir ve kaygının zamanla kendiliğinden azaldığını gözlemleyebilir. Özetle, bu tür düşünceler günün büyük bir kısmını kaplıyorsa, kişinin günlük işlevselliğini bozuyorsa, yoğun kaygıya yol açıyorsa ve uzun süredir devam ediyorsa; kişinin günlük yaşam düzenini olumsuz etkiliyorsa, bir klinik psikologdan destek almak faydalı olacaktır.
KLİNİK PSİKOLOG MERVE TOKGÖZ:
Evi değil kaygılarını düzenliyor
BU çok kıymetli bir konu çünkü Müge Boz'un ifade ettiği deneyim aslında oldukça yaygın ama çoğu zaman 'titizlik' ya da 'düzen sevgisi' gibi masum etiketlerle görünmez hale getiriliyor. Bu durumu psikolojik açıdan yalnızca düzenli olma isteğinden değil, zihinsel yük ve kontrol ihtiyacından ortaya çıkıyor. Kişi evi topladıkça aslında sadece eşyaları değil, içsel kaygısını da düzenlemeye çalışır. Ancak bu kontrol davranışı kısa vadede rahatlatırken, uzun vadede kaygıyı besler. Bu, psikolojide özellikle obsesif kompulsif eğilimler ve yüksek kontrol ihtiyacı ile ilişkili bir döngüdür. Özellikle sosyal medya çağında bu durum çok daha görünür hale geldi.

Sürekli kusursuz ev, düzenli yaşam içeriklerine maruz kalan birey, fark etmeden 'dağınıksam yetersizim' düşüncelerine maruz kalıyor. Bu noktada sorun artık evin düzeni değil, kişinin kendilik değeriyle düzeni eşleştirmesi haline geliyor. Peki bu döngü nasıl kırılır? Burada en kritik nokta şu: Kişi davranışı değil, davranışın altındaki düşünceyi fark etmeli. Bu gibi düşüncelerle baş etmeye çalışan insanlar için birkaç önerim var: Sınır koymak: Gün içi ev düzenine ayrılan süreyi bilinçli olarak sınırlamak (30-40 dakika) ve sonrasında bilinçli olarak dağınıklıkla kalabilmek. Maruz bırakma: Evin küçük bir bölümünü bilinçli olarak dağınık bırakıp bununla kalabilmek. Bu, zamanla mükemmel düzende olmamanın da zannettiğiniz kadar felaket sonuçlanmayacağını zihninize kanıtlar. Değer odaklı yaşamak: "Ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?" sorusunu merkeze almak. Çünkü kişi gününü temizlikle geçiriyorsa, burada kaçırdığı şey sadece zaman değil aslında kendi hayatıdır. Son olarak şunu vurgulamak isterim; Bu durum bir titizlik problemi değil, çoğu zaman kaygıyı düzenleme biçimidir. Gerçek iyileşme, evin de zihnin de biraz dağılmasına izin vermekle başlar.
PSİKOLOG AYŞEGÜL KIRKIZ:
Sosyal medya yetersizlik hissi veriyor
Oyuncu Müge Boz'un ifade ettiği deneyim, günümüzde birçok kadının yaşadığı psikolojik bir yükü oldukça görünür kılıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri incelendiğinde, kadına yüklenen 'annelik' ve 'ev düzeninden sorumlu olma' rolleri hâlâ oldukça güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Günümüzde kadınlar bir yandan iş hayatında aktif rol alırken, diğer yandan ev işleri ve çocuk bakımının büyük bir kısmını da üstlenmektedir. Üstelik bu emek çoğu zaman görünmez, yeterince takdir edilmez. Bu noktada sosyal medyanın etkisi de göz ardı edilemez.

Sosyal medya, 'mükemmel anne', 'kusursuz ev' ve 'her şeyi kontrol eden kadın' imajını sürekli olarak yeniden üretmektedir. Bu idealize edilmiş görüntüler, birçok kadının kendisini yetersiz hissetmesine ve sürekli değerlendirilme altında olduğu algısına kapılmasına neden olur. Özellikle temizlik ve düzen üzerinden gelişen kompülsif davranışlar, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. En temel yaklaşım, mükemmellik kavramını sorgulamak ve yerine 'yeterince iyi olma' anlayışını koyabilmektir. Kusursuz olmak değil, yeterince iyi olmak psikolojimiz için daha sürdürülebilir.