Bu çağda, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebilmelerinin engellenmesi başlı başına bir yanlıştır. Ama daha da önemli bir yanlış; bu durumu eleştirirken, mantık sınırlarının dışına çıkmaktır.
Bazen de sadece kendi ayağına basıldığı zaman, "Yandım Allah!" demektir… Bildiğiniz gibi Digitürk; haklarına sahip olduğu Spor Toto Süper Lig maçlarının, 'blogspot.com' uzantılı sitelerden kaçak olarak yayımlandığı iddiasıyla dava açmıştı. Mahkeme de mevcut kanunlar çerçevesinde, aynı uzantıya sahip tüm bloglara ulaşımı engellemişti.
Baktığınızda, tam bir 'kurunun yanında yaşın da yanması' durumu bu. İşin ilginç yanı; bizi hiç şaşırtan bir durum da değil aslında.
BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN...
Eğitim sistemimiz artık daha özenli ama benim gibi 30'lu yaşlarının başında olan herkes, ilkokulda temizinden bir sıra dayağı yemiştir.
Onu yememişse tek ayak üstünde durmuştur! Bunların çoğunu da muhtemelen suçsuzken yaşamıştır.
Ya da askerde çarşısı kilitlenmiştir muhtemelen; arkadaşı nöbet yerinde uyudu diye.
Bizde suçun ve cezanın bireyselliği, sadece blogların başına geldiği zaman çiğnenen bir evrensel kural değildir. Bu yüzden, yaşananlara da, verilen tepkilere de bu açıdan bakmak gerekir.
Ne yapmıştır Digitürk?
Hukuka aykırı bir şekilde yayım yapan ve kendisini maddi zarara uğratan bloglarla ilgili suç duyurusunda bulunmuştur. Öncesinde; Google ile temasa geçip, adı geçen blogların kapatılmasını istemiştir. Google'dan beklediği cevabı alamayınca, yargı sistemimize başvurmuş ve mahkeme de aynı uzantılı tüm sitelere erişimi engellemiştir.
Digitürk'ü, maddi zarara uğradığı bir konuda dava açtığı için kim suçlayabilir?
Ne yapmıştır mahkeme? Önüne gelen bir konuyu incelemiş ve mevcut kanunlar çerçevesinde karar vermiştir.
Karar belki milyonlarca kişiyi mağdur etmiştir ama kanun neyi emrediyorsa onu yapmıştır.
Kim, mahkeme üyelerini, telekomünikasyonu düzenleyen kanunları hiçe sayıp, reform yapmadığı için suçlayabilir?
Ne yapmıştır blog sahipleri?
Onlar da tıpkı, arkadaşı konuştu diye tek ayak üzerinde bekleyen, tertibi nöbette uyudu diye çarşısı kilitlenen her Türk gibi mağdur olmuştur.
Blog, çağımızın önemli iletişim araçlarından biridir. Moda, teknoloji, spor, aktüalite… Ben pek çok konuyu, sevdiğim blog yazarlarından takip ediyorum. Şimdi, o blog'lara girmeye çalıştığımda, erişimin mahkeme kararıyla engellenmiş olduğunu görmek, üzüyor beni. İletişimimizin arasına mahkemelerin girmiş olmasına üzülüyorum en çok… Bu durumun üç mağduru vardır.
Digütürk, maddi kayba uğramıştır; mahkeme, çağa ayak uyduramamış kanunlarla karar vermek durumunda bırakılmış, hedef tahtası olmuştur; milyonlarca kullanıcı da özgür ifade platformlarını yitirmiştir.
O ENERJİYE YAKIŞMAZ!
Blog sahipleri, İnternet'te son bir haftadır, 'Blogumadokunma' hareketini yürütüyor. Amaçları dikkatleri bu yasaklara çekmek.
Doğrudan, Digitürk veya mahkemeyi hedef almayan söylemlerini ben de destekliyorum. Çünkü hepimizin dileği; sadece bloguma dokunulmayan değil, ifade özgürlüğümün hiçbir noktasına müdahale edilmeyen bir coğrafyada yaşamak.
Türkiye her alanda gelişmeler yaşıyor. Madem blog yeni çağın önemli bir iletişim aracı; ben de genç kuşak blogger arkadaşlarımdan, bu gelişmeleri hızlandıracak, yetkililere yol gösterecek öneriler bekliyorum. Her türlü mağduriyete karşı onların gür sesini duymak istiyorum.
Sadece Digitürk'ü veya devleti suçlamak ya da sadece bloglar kapandığında "Yandım Allah!" demek, o enerjiye yakışmaz çünkü…