Bazı davetlerde gözle görülmeyen bir hiyerarşi vardır; kim nerede oturur, kim kiminle konuşur, kim ne kadar rahat davranır... Son dönemde bu görünmez kurallara yeni bir başlık daha eklendi; çantanın konumu ve görünür olması...
Sosyete geçtiğimiz günlerde Nişantaşı'nda gerçekleşen bir davette, sosyete dergilerinde boy boy fotoğrafları çıkan iki yakın arkadaşın yaptığı hareketi konuşuyor. Bu iki yakın arkadaş, pahalı çantalarını sadece göstermek için davetlerde ilginç bir yöntem geliştirmiş. Düpedüz görgüsüzlük ile eşdeğer olan bu çanta ile caka satma olayı kusursuz işleyen bir plan gibi organize edilmiş. Özellikle lüks segmentte, davetlerin sessiz başrol oyuncularından biri haline gelen dünyaca ünlü lüks marka çantalar, sahipleriyle birlikte mekâna giriyor ama çoğu zaman nereye 'oturacakları' belirsiz kalıyor. Sandalyeye bırakmak fazla sıradan, yere koymak neredeyse imkânsız, masaya koymak ise görgü kuralları açısından tartışmalı. Geriye bir tek seçenek kalıyor, çantayı sergilemek...

GÖSTERMELİK ŞOV
Bir süre kucakta taşınan çanta, masaya dikkatlice yerleştiriliyor, ardından sandalyeye alınıyor, sonra tekrar kucağa... Bu küçük koreografi, aslında davetin görünmeyen ritüellerinden biri. Çünkü mesele sadece bir aksesuar taşımak değil; onu nasıl taşıdığını göstermek. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde bu gösterinin de bir sınırı var. Çanta görevini tamamladıktan, yeterince bakış topladıktan ve insanların onu görmesinin ardından sahneden çekiliyor. Çözüm oldukça pratik, şoför çağrılıyor ve çanta arabaya gönderiliyor. Adeta sahne kapanıyor, oyuncu kulise alınıyor. Dışarıdan bakıldığında bu durum ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Çantayı siz mi taşıyorsunuz, yoksa çanta mı sizi?

İşin ironik tarafı ise tam burada başlıyor. Çünkü aynı dünyanın başka bir köşesinde, ikinci el çanta piyasası hiç olmadığı kadar hareketli. Üstelik bu piyasada kusursuzluk değil, tam tersine yaşanmışlık değerli. Derisi yumuşamış, köşeleri hafif aşınmış, sapı elde iz bırakmış çantalar; hikâyesi olan parçalar olarak daha yüksek fiyatlara alıcı bulabiliyor. Yani bir çanta ne kadar kullanılmışsa, o kadar kıymetli sayılabiliyor.
Bu tabloyu daha da ilginç kılan ise birinci el fiyatlar. Bugün bahsedilen çantaların başlangıç fiyatları da sembolik olmaktan çok uzak. Standart modelleri globalde yaklaşık 10–15 bin dolar bandından başlıyor; özel derilerde - özellikle krokodil ya da nadir üretimler söz konusu olduğunda - fiyatlar rahatlıkla 50 bin doları aşabiliyor, yani milyon liralık bir aksesuardan bahsediyoruz.

Bu da ister istemez başka bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir yerde çantayı korumak için neredeyse dokunmadan taşıyanlar, diğer tarafta ise o çantayı hayatın içine katıp iz bırakmasına izin verenler.
Belki de çantanın hakkını vermek tam olarak burada başlıyor. Çünkü bir aksesuarı vitrine kaldırmak kolay; asıl mesele onu gerçekten yaşamak. Ve ironik bir şekilde, o çantayı en çok parlatanlar, onu en az sakınanlar oluyor.

ANA-OĞUL AYNI PROJEDE
Seher Dilovan ile oğlu Alan Dere, müziğin kuşakları ve kültürleri aşan gücünü aynı sahnede buluşturuyor. Anne-oğulun sahnedeki bu özel birlikteliği, 'Saund of Love' konser serisiyle Türkiye'den Avrupa'ya uzanan büyük bir müzikal köprü kurmaya hazırlanıyor. Hem Türkiye'de hem de İsviçre'de yaşayan Seher Dilovan, oğlu ile aynı projede yer alacak olmasından dolayı oldukça gururlu olduğunu söylüyor. Cenevre'de işletme son sınıfta okuyan Alan Dere, geçtiğimiz yıl İsviçre'de pop, soul ve R&B alanında en iyi ses seçildi. Türkiye'den gittiğini yönünde çıkan iddiaların asılsız olduğunu söyleyen Dilovan, "Ben hiçbir zaman Türkiye'den kopmadım. Ama sanki Türkiye'yi terk etmişim gibi gösterildi ve bu beni çok kırdı. Hem Türkiye'de hem Cenevre'de yaşayan bir sanatçıyım" diyerek dedikoduların da önüne set çekti.

SEZON BAŞLIYOR
Yaz sezonunun başlamasıyla turizm alanında etkinlikler gündemde yer almaya başladı. Geçtiğimiz gün ev sahipliğini Pascal Afthonidis ve eşi Tuğçe Afhonidis'in üstlendiği davete Yunanistan ve Türkiye'den konuklar katıldı. Gecede iki ülke arasında turizm, kültür ve iş birlikleri için projeler tanıtıldı.