Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CHP'nin parti içi demokrasiyi artırma çabaları siyaset için olumlu bir adımdır. Ancak bu, CHP'nin temel sorununun "Kemalist" olmayan "sol" bir ideoloji yaratmak olduğunu unutturmamalıdır

CHP 16. Olağanüstü Kurultayı'nın mevcut tüzükte parti içi katılımı artırıcı değişiklikler yapma kararı alması, Michels'in "oligarşinin tunç kanunu" olarak kavramsallaştırdığı yönetici kadro egemenliği ve sürekliliğinin en uç biçimiyle yaşandığı toplumumuz siyaseti için olumlu bir adımdır. Buna karşılık CHP'nin lider ve tüzük değiştirerek konumunu farklılaştırabileceğini kabul etmek gerçekçi değildir.
CHP'nin yapması gereken birbiriyle bağdaştırılması mümkün olmayan kuram ve ilkelerden oluşan ideolojisini netleştirmek ve "sol" ile "sosyal demokrasi"yi ilişkisiz kavramlar üzerinden üretmeye son vermektir. II. Dünya Savaşı sonrasında sosyalizm ve sosyal demokrasiyi savunan partilerin "halk partileri"ne dönüştüğü, toplumsal tabanlarının çeşitlilik kazandığı doğrudur. Örneğin, 1945'te seçmeninin üçte ikisi işçi olan İngiliz İşçi Partisi'nde bu oran 1980 sonrasında %50'nin altına düşmüş, Almanya'da da benzeri bir gelişim yaşanmıştır. Buna karşılık "sol" ve "sosyal demokrasi," son tahlilde, "üretim ilişkileri" üzerinden tanımlanmak zorundadır.

Sol Kemalizm nasıl üretildi?
Sol Kemalizm sanayileşememiş, bunun doğal neticesi olarak da sosyalist/ sosyal demokrat hareketlerin son derece cılız kaldığı bir yapıda "sol"u farklı biçimde üretmişti. En iyi örneği resmen 1875'te kurulmakla birlikte kökleri daha eskilere giden Alman Sosyal Demokrat Partisi olan bu tür hareketler sanayi işçiliğinin kapitalist düzendeki haklarını savunmak amacıyla örgütlenmişlerdi.
Osmanlı düzeninde karşılığı olmayan bu çatışmanın yanı sıra John Kautsky'nin savunduğu gibi sosyal demokrat/sosyalist hareketlerin doğumunda etkili olan, iktisadî gücü kontrolünde tutan bir aristokrasinin de bulunmaması (Kautsky tezini güçlü sanayileşmeye karşı aristokrasinin bulunmadığı ya da kıta Avrupasına göre iktisadî gücünün sınırlı olduğu İngiltere, ABD ve Kanada örneklerinde "geç sosyalizm, hiç sosyalizm ve cılız sosyalizm" görülmesine dayandırmaktadır) iktisadî temelli bir "sol" yaratılmasını imkânsız kılıyordu. Bu nedenle 1920 Doğu Halkları Kongresine "sol" temsilciler olarak katılan İttihadçı liderler gibi CHP de tarihî süreç içinde "sol" ve "sosyal demokrat" konumunu farklı kavramlar üzerinden yaratmıştır. Kurucuları arasında eski komünistlerin de bulunduğu Kadro dergisi tarafından yaratılan Sol Kemalizm, "sol"u anti-emperyalizm, devletçilik, Schumpeter'in kapitalizm eleştirisi, şehirli orta sınıfları hedefleyen yeni Alman muhafazakârlığının temsilcisi Tatkreis hareketinin otarşi savunusuna varan tezleri ve "gelenek ve din karşıtlığı" üzerinden üretiyordu. Zaten Tatil-i Eşgâl Kanunu ile grevleri yasaklayan, sosyalistleri sürgün eden İttihad ve Terakki gibi, üretim ilişkilerine dayalı "sol"u tehdit olarak gören, sık sık "komünist tevkifatı" yapan rejimin "sol" ile başka şekilde ilintilendirilebilmesi mümkün değildi.
Yaratılan bu ideolojinin son tahlilde "sol" ile ilgisi yoktu. Antiemperyalizm ile gelenek ve din karşıtlığı "sol" söylemce de kullanılmakla birlikte ona özgü değildi. Sağ otoriterlik de devletçiliği savunuyordu. Schumpeter, Marx'dan fazlasıyla etkilenmişti; ama kapitalizmin onun ileri sürdüğü şekilde değil entelektüellerin korporatizme yönelmeleri neticesinde çökeceğini savunuyordu. Bu çerçevede üretilen "sol," üretim ilişkilerini gözardı ederken, "modernleşme" ve "sanayileşme"yi yukarıdan aşağıya bakarak değerlendiriyordu.
Diğer bir ifadeyle, Kadrocular da günümüz CHP liderleri gibi önemli olanın "demiryolu ve fabrikanın yapımı" olduğunu savunuyorlar, fabrikada çalışan "işçi"nin kavgasını üstlenmiyorlardı. Günümüzden geriye doğru bakıldığında gerçek anlamıyla "sol" olmayan, milliyetçilik, modernleşme ve geleneğe karşı tavır açılarından rejimin temel tezlerini tekrarlayan Sol Kemalizm'in iktidar tarafından neden bastırıldığını anlayabilmek kolay değildir. Bunun nedeni temel bir düşünsel çatışmadan ziyade rejimin bir entelektüeller grubunun "kendisinin ideolojisini yaratma vazifesini üstlenmesinden" duyduğu rahatsızlıktır.

Ortanın Solu'ndan günümüze
II. Dünya Savaşı sonrasında toplumumuzda siyaset yeniden düzenlenirken anti-emperyalizmi arka plana iten, gelenekle barışmaya çalışan muhafazakâr kalkınmacılık "merkez sağ" olarak kavramsallaştırılmış, Kadrocuların hâmisi İsmet İnönü'nün 1950 sonrasında yöneldiği "Sol Kemalizm" ise "merkez sol" ya da daha sonra kullanılan deyimle "ortanın solu" olarak siyaset yelpazesindeki yerini almıştı.
Bu hareket de kendisini, daha sonra üçüncü dünyacılıkla bağdaştırılacak anti-emperyalizm, geleneğe karşı otokratik modernleşme ve devletçilik üzerinden "sol" olarak tanımlıyordu. Bu yeni "sol"un 1930'lar Sol Kemalizminden ayrıldığı nokta anti-emperyalizm ve "mazlum halklar" söylemini, Türkiye'nin yeni ittifak ilişkileri nedeniyle törpüleyerek , devletçiliği ve geleneğin "karşıdevrimi"ne karşı otokratik modernleşmenin önemini ön plana çıkartmasıydı.
1960 Darbesi sonrasında Bülent Ecevit'in bu "solculuk"un sınırlarını zorladığı doğrudur. Ecevit bir yandan çalışma bakanı olarak 1961 Anayasası'nda zikredilen "toplu sözleşme ve grev" ile sendikalaşmayı düzenleyen kanunların 1963'te yürürlüğe girmesinde etkili olarak "üretim ilişkileri" temelli bir solculuğa yaklaşırken (günümüz CHP liderlerinin bununla değil fabrika kurmakla övünmeleri ilginçtir), öte yandan da gelenek ve din karşıtlığı ile yaşam tarzı modernliğinin "sol" olarak kavramsallaştırılmasına kuvvetli eleştiriler getirmişti. Kendisi ayrıca İskandinav Sosyal Demokrasi hareketinden etkilenen bir yorum da yaratmaya gayret etmişti.
Ecevit'in iktidardaki başarısızlığı, daha sonra "köy-kent" benzeri projelere yönelmesi ve üçüncü dünyacılığa duyduğu ilgi onun "sosyal demokrasi/sol"un tanımlanması alanında ciddî bir seçenek getirmiş olduğunu unutturmamalıdır. Ama onun bile tam anlamıyla vazgeçemediği "Kemalist Sol" 1980 sonrasında, yaratılan "İslâmî rejim tehdidi"nin de yardımıyla, "sol" ve "sosyal demokrasi"yi tanımlamada yeni bir tekel kurmuştur.

Kemalist sosyal demokrasi olmaz
Şu anda CHP'nin önündeki sorun kendine "Kemalist" olmayan, otokratik yaşam tarzı modernleşmesi ile geleneğe karşı alınan tavır ve üçüncü dünyacılıktan üretilmeyen "sol" bir ideoloji yaratmaktır. Unutulmaması gerekir ki, Kemalist sosyal demokrasi üretme çabası "Bismarckçı sosyal demokrasi" yaratma anlamsızlığında bir gayrettir. Sosyal Demokratları "vatansız serseriler (vaterlandslose Gesellen)," olarak tanımlayan, Sosyal Demokrat Parti ile sendikaları yasaklayan Bismarck'ın anti-Katolik Kulturkampf'ı, otoriter modernleşme siyasetleri ve demiryolları inşa etmesi onu "solcu" yapmıyordu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN