Türkiye'nin en iyi haber sitesi
M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU

Ethnoslar mütarekesinden demos inşasına

Diyarbakır'da yaşanan "bayrak indirme" olayı sonrasında başlayan tartışma Türkiye'nin en önemli sorununun çözümü amacıyla başlatılmış olan sürecin izleyebileceği yollar hakkında ilginç ipuçları sunmaktadır.
Bu konuda Abdullah Öcalan tarafından yapılan "Bizim hiçbir ulusun ulusal değer ve simgelerine karşı olumsuz ve rencide edici bir yaklaşımımız olamaz" açıklaması, söz konusu sorunun çözülmesi için denklemin bir tarafında geliştirilen vizyonun "birbirlerine saygılı iki ethnosun zayıf birliği"nden oluşacak bir federal yapı tasavvuru olduğunu ortaya koymaktadır.

İki "ethnos"
"Çözüm"olarak adlandırılan gelişme de aynı cephe tarafından "iki ethnos arasındaki çatışmanın durdurulması"ndan onlara "özerk alanlar yaratacak" yasal yapının oluşturulmasına evrilecek bir süreç olarak algılandığı için zikredilen tasavvur şaşırtıcı değildir.
Başka bir ifade ile bu yaklaşım, sorunu, birbirlerini "işgalci" ve "ayrılıkçı" olarak gören iki yapının "saygı temelli" bir ilişkiye geçmesi ile çözülebileceğini savunmaktadır.
Erken Cumhuriyet ile birlikte tercihini mevcut "demos"u kuvvetlendirmek değil yeni bir "ethnos" yaratmak için kullanan ve bunu toplumun tümüne dayatan bir girişimin bir "karşı ethnos" tasavvuru ile karşılaşması ve onunla çatışması şaşırtıcı değildir.
Oldukça uzun süren çatışma sonrasında tarafların "iki ethnosun zayıf beraberliği" ve "ethnos tanımında kapsayıcılığı artırıcı kozmetik düzenlemeler yapma" noktalarına gelmiş olmaları büyük resme bakıldığında ciddî bir yaklaşım değişikliğini değil ilkelerden aslî tavizler vermeyen yeni stratejik konumlanmaları yansıtmaktadır.
Bu iki yaklaşım arasındaki farklılık şüphesiz "ethnosu zincirlerinden kurtararak özgürleştirme" ve "ethnosun bireylerini tek tipleştirerek ayrılıkçılığı ezme" tezlerini ayıran mesafeden dardır. Buna karşılık söz konusu yaklaşımların uzlaştırılması zannedildiğinden zordur.

Demos tasavvuru

Burada ilginç olan her iki tarafın da kapsayıcı bir "demos" yaratma konusunda oldukça gönülsüz olmalarıdır. Otuz yılı aşkın bir süredir yaşanan ve on binlerce vatandaşımızın ölümüne neden olan düşük yoğunluklu savaşın her iki cephedeki "ethnos" tasavvurlarını tahkim ettiği, karşı tarafı "düşmanlaştırdığı" ortadadır.
Buna karşılık etnik farklılıkları aşan ancak farklı kimliklerle dahil olunabilen bir "demos" tasavvuru, "ethnoslar arasındaki ateşkesin karışmama temelli saygı ilişkisine evrilmesi" ya da "tanımı esnetilerek kapsayıcılığı artırılacak yeni ethnosda farklılıkların eritilmesi" yaklaşımlarına göre daha kapsamlı bir çözümün zeminini hazırlayabilecektir.
Uzun süredir çatışan "ethnos" tasavvurları öncesinde tarihsel süreçte böylesi bir zeminin oluşturulmuş olduğu da unutulmamalıdır. Tanzimat sonrasında şekillenen yeni düzende kısa süreli çatışma akabinde taraflar böylesi bir tasavvuru sahiplenmişler ve kendilerini etnik farklılıkların üzerinde bir "biz"in parçası olarak görebilmişlerdir. Milliyetçi tarihçiliklerin savunduğunun tersine bu "dayatılan" ve "yapay" bir tasavvur da olmamıştır.
Kürt entelektüellerin Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin kuruluşunda önemli roller oynamaları, proto-milliyetçi nitelikli olmakla beraber "demos" tasavvurlarına sahip çıkan "Kürdistan" dergisinin Cemiyet tarafından basılması bu alanda verilebilecek ilginç örneklerdir.
Bu alanda daha sonra yaşanan gelişmeler de durumu teyit edici niteliktedir. Sıklıkla dile getirilen "Çanakkale'de beraber savaşma/şehit olma" olgusundan ziyade bu gönüllü girişimler, ortak bir "demos"a kimliğini koruyarak katılma konusundaki kararlılığı göstermektedir.
Örneğin, Balkan Harbi'nin ilerleyen evrelerinde Bulgar orduları nihaî müdafaa hattı olan Çatalca'ya dayandığında gönüllü olarak yola çıkan Kürt aşiret süvarileri ahalinin kendilerini şaşkınlıkla seyrettiği İstanbul'dan da geçerek cepheye ulaşmışlardır.
Benzer şekilde Harb-i Umumî sonrasında Kürtler arasında bağımsızlığın da dahil olduğu değişik seçenekler içinde en fazla destek göreni o dönemde Mücahede-i Milliye olarak adlandırılan (millî ifadesinin günümüzdekinin aksine dinî anlamda kullanıldığı) harekete katılmak olmuştur.
Çanakkale'de farklı etnik gruplara mensup bireyleri barındıran (silah verilmeyen gayrımüslimlerin oluşturduğu amele taburlarının da dahil olduğu) birlikler gönüllü bir beraberlik değil imparatorluk ordusunun görevlendirmesi çerçevesinde savaşmışlardır.
Buna karşılık 1918 sonrasında her türlü seçenek masa üzerinde dururken Kürtlerin çoğunluğunun tercihini eski "demos"u "Müslüman milliyetçiliği" zemininde yeniden inşa etme yönünde kullanmış olması önemlidir.

Unutulan "demos"

Bu "demos"un Cumhuriyet sonrasında bizzat merkez tarafından rafa kaldırıldığı, Kürtlerin geliştirilen yeni "ethnos" tasavvuru içine inkârcı siyasetler uygulanarak zorla sokulmaya çalışıldığı doğrudur. Bu yapılırken eski "demos"un yaygın biçimde sahiplenilen sembollerinin "millileştirildiği" ve tektipleşme araçları olarak kullanıldığı da ortadadır. Kürtlerin buna cevabı ise karşıt "ethnos" tasavvuru ve semboller geliştirme olmuştur.
Ancak her iki taraf milliyetçilerinin savunduklarının her iki tarafta da çoğunluk uzun bir süre ortak bir tasavvurun parçaları olduğunu düşünmüştür.
Bu "demos" tasavvurunun kanlı çatışmaların arkasında, unutulma duvarının kenarında kalmış olması onun şu andaki en büyük sorunumuzun çözümü alanında "ethnoslar arasında ateşkes"den daha anlamlı bir çözüm olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bu açıdan bakıldığında "bayrağın indirilmesi"ne verilen "diğer bir ulusun değer ve simgelerine saygı" tepkisi yerine onu yeniden inşa edilecek "demos"un sembolü olarak sahiplenme davranışı çok daha anlamlı olacaktır. Zikrettiğimiz gibi Kürtler de uzun süre gönüllü olarak onun "indirilmemesi" için çalışmışlardır. Daha sonra bu sembol kullanılarak bireylere eziyet edilmiş olması bunu unutturmamalıdır.
Günümüzde söz konusu "unutulmuş demos"u canlandırarak yeniden inşa etmenin ne denli zor olduğu ortadadır. Toplumun büyük bir bölümünün kendisini "vatandaşlık" temelli bir "demos"un değil "etnik bağlamda tanımlanan" ve sınır tanımayan muhayyel cemaatlerin üyeleri olarak görmesi söz konusu inşa faaliyetinin ne kadar büyük engelleri aşması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ama bu zorlukları göğüslemek uzun vâdede "iki ethnos arasında mütareke"den çok daha anlamlı bir çözüm yaratabilecektir. Çünkü bu aynı vizyonun farklı stratejisini değil bir yaklaşım değişikliğini ortaya koyacak, ruhen bölünmüş bir toplumu yeniden birleştirme konusunda atılan önemli bir adım olacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA