Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NİHAT HATİPOĞLU

Güncel bazı soru ve sorunlar

Sesli dinlemek için tıklayınız.

İnsanımız, özellikle sosyal medyanın aktif kullanılmasıyla beraber dini hususlarda da servis edilen bazı soru ve sorunlarla muhatap oldu. Merak saikiyle de olsa dine dair konular tartışılma zeminine sokuldu. Günümüzde çokça konuşulan bazı soruları kısaca hatırlayalım:

ŞERİAT NEDİR?
Arapça'da "şari", cadde anlamında kullanılıyor. Yol, gidilen istikamet. Şeriat da yol demektir, metot, cadde. Bizim dini geleneğimizde ise şeriat; Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamber sünneti ve dört halifenin uygulaması olarak özetlenebilir. Dinin helal ve haramları, dinin pratiği şeriattır. O halde "Şeriat İslam'dır" denildiğinde doğru ifade edilmiş oluyor.
Peki şeriatı uygulayan bir ülke var mı? Hayır, yok. Bazı dini hususlarda duyarlı olan ülkeler var. Ama bu, çağımızda şeri hüküm uygulanıyor demek değildir.Peki neden bazı kesimlerde şeriat tepkisi var? Var, zira onlar "şeriat" denilince el kesme gibi hukuki bazı yaptırımlar duymuşlar. Bu husustaki dezenformasyona tabi olmuşlar. Bu hususta da çok özlü bilgi verelim:
Kişi aç kalır ve bundan ötürü hırsızlık yaparsa bu kişiye ceza uygulanmaz.
Emeğinin hakkını alamadığı için hırsızlık yapan işçinin patronu cezaya çarptırılır; işçi değil. Tabii bu vakıa hırsızlık hakkını veriyor demek değildir. Hz. Ömer döneminde de emeğini alamadığı için hırsızlık yapan işçiler cezalandırılmadılar.
Kıtlık yıllarında hırsızlık cezaları uygulanmamıştır.
Açıkta olan bir emtia çalındığında el kesme vs. gibi cezalar uygulanmamıştır.
Kamu malını, devletin malını çalan ve bunu bir alışkanlık haline getiren kişilere ceza uygulanmıştır. O da koca Asr-ı Saadet'te çok istisnai olarak meydana gelmiştir. Kısaca İslam, "halkın malını çalana" gerçek hırsız demiştir. Ve özellikle bu hususta tanınan-tanınmayan, zengin-fakir farkı gözetmemiştir. Hz. Peygamber'in, "Hırsızlık yapan kızım Fatıma dahi olsa gözünün yaşına bakmam" anlamındaki sözü bir darbımesel hâline gelmiştir.
Hz. Ömer'in dinin men ettiği bir konuda kendi öz oğluna ceza uyguladığını biliyoruz.
Kısacası İslam hukuku caydırıcı cezalar vermiştir. Kişiye özel uygulama yapmamış; fakire, gariban olana ceza uygulayıp tanınanı affetmemiştir. Hukuk karşısında kadınerkek, zengin-fakir, tanınan- tanınmayan ayrımına müsaade etmemiştir. Herkese işlediği suça göre muamele edilmiştir. İslam'da "kişiye göre hukuk" yoktur.
İslam hukuku katile; tasarlayarak, taammüden, kasten insan öldürene "kısas" cezası öngörmüştür. Bu cezayı elbette otorite, devlet uygulamıştır. Böylece maktulün hakkı korunurken aynı zamanda kan davalarının önüne geçilmiştir. İslam hukukunun bakışı böyle. Tabii burada İslam hukukunu detayıyla aktaracak değiliz. Ama "şeriat" denilen husus budur. Neyi, nasıl, neden eleştirdiğimizi bilelim. İslam konusunda keyfi yorumlardan, bilmeden değerlendirmeden kaçınalım.
Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın Kuran ve sahih sünnetle sabit olan bir hükmü inkâr etmesi onun dinini sorgulatır. Araştırmak ayrı, dinle kavga etmek ayrıdır.


KANDİLLER VAR MI?
Kandillere "kandil" isminin verilmesi ilk yıllarda değil, sonraki yıllarda olmuştur. Değişik vesilelerle Kuran'ın ve Hz. Peygamber'in işaret ettiği özel zamanlar kandil ismiyle anılmış ve Müslümanların hayatında kamusal- kitlesel bir arınma vesilesi olmuştur. Buna "bidat" dense bile, bidatın yani alışılagelmeyen bazı dini uygulamaların iyi olanı var, kötü olanı var.
"Kim güzel bir yol (sünnet-i hasene) işler ve yolunu açarsa o sünneti, uygulamayı yapanların sevabından o kişiye de aktarılır" hadisi vardır. Hz. Ömer teravih namazının bir imamın ardında cemaatle kılındığını görünce (ki teravih daha önceki "fert fert" kılınıyordu) "Ne güzel bir bidat -uygulama-" demiştir. Yasaklanan bidat, imana yönelik ve dinde hiçbir referansı olmayan hususlardır. Yoksa sahabenin bir harama sessiz kalması mümkün değildir.
"Leyle-i Kadir"in (Kadir Gecesi'nin) sevap olarak bin aya denk geldiği Kuran'da zikredilmiştir. Demek ki özel zamanlar var. O zamana bu fazileti veren Allah'tır. Yoksa gece gecedir esasında. Ama Rabb'imiz "Bu gece özeldir" demişse söz bitmiştir. Yine Kudüs için "Etrafını mübarek kıldığımız" denmişse özel mekânlar var demektir. İşte Miraç gecesinin mübarek sayılması bu türdendir. Berat gecesinde (Şaban ayının 15'i) Hz. Resulullah'ın "Bu gece Allah genel bir af ilan etmiştir. Tövbeye yönelin" ifadeleri Berat gecesinin özel bir gece olduğunu göstermiştir.
Peki bu gecelerde daha çok tövbe etmek, daha çok nafile ibadet etmek, hayatımızla ilgili radikal kararlar almak neden yanlış olsun? Bu kandillerle kavga edip kaldırmaya çalışmak kimin işine gelir? Ancak dini hayatın halkın kalbinde yer almasına tahammül edemeyenleri rahatsız eder.
Mevlid Kandili niçin rahatsız eder? Hz. Peygamber'in dünyayı teşrif ettiği güne "Merhaba, hoş geldin, dünyayı aydınlattın ey Resul" demek, o gece insanların bayram gibi sevinmesi kimi rahatsız eder? Ancak şeytanları. O gece ne yapılıyor? İyilik, sevgi, dostluk, birlik, esenlikten başka ne yapılıyor bu gecelerde? Kısacası, İslam'ı hayata yayan ve yaşanır dini bir din hâline getiren her şeye saldırıyorlar. Bunun organize bir operasyon olduğu ortada.


ÖLÜLERE MEVLİT OKUTULUR MU?
Evet elbette "Ölü için mevlit okutun" denmemiştir. Mevlit sonraki yıllarda yazıldı. Ama ölmüşü yâd etmek, ona hayır hasenat göndermek, insanlara ikramda bulunmak, bu vesileyle Kur'an okutmak, sohbet etmek ve ölümü yâd etmek birçok vesileyle hatırlatılmıştır.
Şimdi "İllaki şu yapılacak, şu yapılmayacak, şu günde toplanılacak" diye bir dayatma olmadan kişilerin kendi iradeleriyle duada buluşması neden rahatsız eder? Elbette 7'si, 52'si diye bir dayatma olmaz. Olması uygun da değil. Ama hayra götüren her husus hayırdır.


ÖLÜNÜN RUHUNA KURAN OKUNUR MU?
Esas olan ölmüş olana dua etmektir. Kuran okunup okunmaması ise tartışılmıştır. Genel kabul, okunan Kuran'ın ölünün ruhuna ulaşacağı şeklindedir. İmam Nevevi, "Ölüye ulaşır" diyor (El-Mecmu). Şafiilerin büyük âlimlerindendir.
Yasin'i ölülerinize okuyun" (Kenzül Ummal) hadisi rivayet ediliyor. İbn Ömer'in ölülerin ruhuna Bakara Suresi'ni okuyan (Beyhaki) sözü naklediliyor. "Kuran okunur ve arkasından dua edilirse ölüye ulaşır" diyorlar (Vehbe Zuhayli, Fıkhül İslam). Hanefilerden buna olumlu bakanlar bulunuyor. İnsan Kuran okur, oruç tutar, namaz kılar ve dilediğine hibe ederse onun ruhuna, yerine ulaşır (Fethul Kadir İbn Hümam; Reddü'l Muhtar İbn Abidin).
Neticede Allah'ın kelamı olan Kuran-ı Kerim, benim veya sizin sözünüzden daha hayırlıdır. Bu Kuran sadece mezarda okunur demek değildir. Zaten bunu iddia eden kimse de yoktur.


BİR AYET
"Bir de onları Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Allah onlara, 'Nasıl, yeniden diriliş gerçek değil miymiş?' diye soracak, onlar 'Rabb'imize yemin olsun ki evet gerçekmiş' diyecekler, Allah da 'Öyleyse inkâr etmeniz sebebiyle tadın azabı!' buyuracak." (En'am, 30)


KURAN'DA EVRENİN GENİŞLEMESİYLE İLGİLİ BİR AYET VAR MI?
Zariyat Suresi 47. ayette yüce Allah (CC) şöyle buyuruyor: "Biz göğü büyük bir kudrette bina ettik ve şüphesiz biz onu genişletmekteyiz." 1. yüzyıla kadar kâinatın durağan ve sabit olduğu sanılırdı. 1929'da Amerikalı Edwin Hubble, dev teleskopla gökyüzünü incelerken yıldızların ve galaksilerin birbirinden uzaklaştığını keşfediyor. Evrenin genişliği ise şöyle açıklanabilir: Bir noktadan cismin lastik gibi gerildiğini düşünün. Yörüngesinden sapmadan uzayın genişlediği varsayılıyor. Cisimler arasındaki mesafe artar ama cisimlerin boyutu değişmez. Hubble'dan önce Rus fizikçi A. Friedmann evrenin hareket halinde olduğunu teorik olarak hesapladı. Hubble da yıldızların ve galaksilerin birbirlerinden uzaklaştığını tespit etti. Evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünün. Balonun yüzeyinde noktalar var ve onlar balon şiştikçe uzaklaşıyor ve genişliyor. Aynı zamanda da birbirlerinden uzaklaşmış oluyorlar. Evet, bu gerçeği Kuran 14 asır önce şöyle ilan ediyor: "Ve biz evreni, göğü genişletmekteyiz."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.