Vefat eden bir Müslümanın ardından yapılacak şeyler bellidir. Hz. Peygamber (SAV) cenaze merasiminde bulunmuş ve arkadaşlarını buna yönlendirip fiilen uygulatmıştır.
Buna göre bir Müslüman -erkek veya kadınvefat ettiğinde usulüne göre yıkanır, kefenlenir, camiye getirilip musalla taşına konur. Namaz kılınacakken imam-görevli veya namazı kıldıracak kişi vefat edenin durumunu, helalliğini cemaate sorar. Müteveffaya maddi ve manevi haklarınızı helal eder misiniz diye sorar. Cemaat ise helal ettik derler. Bu söz üç defa söylenir. Helallik alındıktan sonra cenaze namazı kılınır. Helallik namazdan sonra da uygulanabilir. Daha sonra görevli imam Fatiha diyerek cenazeye katılanlara Fatiha okumalarını rica eder. Burada insanlar Fatihasını okur ve cenazeye dua ederler.

Bu dua da vefat edenin gerektirdiği usul ve edeb içinde uygulanır. Cemaat vefatı duyduklarında, şu cümleleri derler. Uygun olan odur. "Allah rahmet etsin, Allah merhamet etsin, mekanı cennet olsun, iyilerle haşr olsun" gibi sözlerle temenni ve dua edilir.
Müslüman olan bir mevtanın ardından yapılacak en uygun dua budur. Zira ölenin duaya ve bağışa ihtiyacı vardır. Vefat eden kişi ahirete göçünce bu tür dua ve temennileri duymak ister. Cenaze töreni de vakar, edeb, adab ve saygın icra edilmelidir. Dikkat ederseniz cenaze namazında falanca mevki ve makam sahibi, filan kişiye denmez. İmam 'er kişi' veya 'hatun kişi' niyetine cenaze namazı kılacağız. Aslında bu kelime bile çok şey hatırlatıyor. Kişi daha mezara gömülmeden 'sıradan bir kişi' oluyor. İsmi değil ameliyle Allah'a ısmarlanıyor.
Ölen Müslüman ise Müslümanca muamele edilir. Işıklarda uyusun, devrin daim olsun gibi bizim dinimiz, geleneğimizde olmayan anlamsız sözlerin hiçbir faydası yoktur. Başka dinlerde olan taziye sözleri faydasızdır, bize yakışmaz. Müslüman bir cenazeye mum yakmak da çirkin bir iştir. Bizim dinimizde de, gelenek ve uygulamamızda da yoktur. Cenazenin ardından iyi konuşmak da dinin emridir.
Vefat haberini duyduğumuzda "Allah'tan geldik O'na döneceğiz" deriz. Dediğimiz hususlar ünlü veya sıradan olsun her Müslüman için geçerlidir. Müslümana Müslümanca muamele edilir. Başka dinlerin ritüellerine hiçbir ihtiyacımız yoktur. Rabbim rahmet etsin.
HZ. PEYGAMBERDEN UYARILAR
Aişe! Muhtaç olanı kapıdan çevirme. Yarım hurma ile de olsa kendini ateşten koru.
Kafir olan komşunun senin üzerinde insan olma hakkı vardır. Müslüman komşunun senin üzerinde iki hakkı var. Müslüman olma ve komşu olma hakları.
Müslüman ve akraban olan komşunun üç hakkı var.
Komşu, Müslüman ve akraba olma hakları.
Fakiri sev. Yanına al.
Allah da seni mahşerde yanına alsın. Hizmetçisine yediğini yedir, giydiğini giydir.
Hizmetçin affedilmeyecek bir hata işlerse ona dokunma, onu serbest bırak.
Sana zulm edeni affet.
Seninle ilgilenmeyen akrabana iyilikle yardım et. Sana kötülük yapana iyilikle karşılık ver. Aleyhine de olsa hakkı söyle.
En güzel ev, içinde yetime iyi muamele edilen evdir. En kötü ev ise içinde yetime kötü muamele edilen evdir.
Şüpheli şeylerden korunun.
Eti pişirdiğinde suyunu çok tut, komşuna da ikramda bulun.
HZ. PEYGAMBER YOLUMUZUN ÖNDERİDİR
Yüce Allah'ın son Peygamber seçtiği Hz. Muhammed (SAV) son dinin tebliğcisi, önderi ve mihmandarıdır. O olmaksızın Kur'an-ı Kerim'i doğru okuyup anlamak imkansızdır. Zira Kur'an'daki her ayetin nerede, neden, hangi olay üzerine neyi kastederek indiğini O herkesten daha iyi biliyordu. Zira o ayetler O'na indi. O ayetleri O yaşadı. Ezberledi. Sahabeye okudu. Öğretti ve uyguladı. 23 sene gibi uzun bir hayatta Kur'an'ın pratiğini bize öğretti. Cebrail ile konuşan O idi. Hangi ayetin neyi getirdiğini veya neyi kaldırdığını O biliyordu. Kur'an'ı açıkladı, beyan etti, uygulattı, yazdırdı, gönüllere nakşetti.
Şimdi birileri gelip de "Muhammed olmadan da biz Kur'an'ı doğru uygularız" diyorsa o kişi ne Kur'an'ı, ne Resulullah'ı, ne de İslam'ı bilmiyordur. Bu hasta kalplerin şifaya, tedaviye ihtiyacı vardır. Bizim yolumuz Muhammed (SAV)'in yoludur. Rabbimiz Allah, kitabımız Kur'an, dinimiz İslam, kıblemiz Kâbe, hedefimiz İslam'ı tüm evrene yaymaktır. Bu yolda ebedi önder Muhammed (SAV)'dir. Sahabesi O'nun yol arkadaşlarıdır. Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas yöntemimizdir.
EN BÜYÜK TÖVBE DUASI
Allah'ım! Sen benim Rabbimsin! Senden başka hiçbir ilah yoktur. Allah'ım! Beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum. Gücüm yettiği kadarıyla Senin yolundayım. Allah'ım! Yaptığım fenalıkların şerrinden Sana sığınırım. Üzerimde olan nimetlerini itiraf ederim. Allah'ım! Günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla çünkü Senden başka hiçbir kimse günahları affedemez.
SORULAR
İmsak girdikten sonra güneş doğana kadarki sürede sabah namazının sünneti haricinde kaza ya da nafile namazı kılınması uygun mudur?
Vakit girdikten sonra öncelik o vaktin namazına verilmelidir; ancak vaktin çıkma tehlikesi yoksa sabah namazının sünnetinden önce kaza namazı kılınmasında bir sakınca yoktur. Fakat fecir doğduktan sonra sabahın iki rekatlık sünneti haricinde başka bir sünnet veya nafile namazı kılınamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), sabah namazı kılındıktan sonra güneş bir mızrak boyu yükselene kadar ve ikindi namazından sonra güneş batana kadar nafile namaz kılınmasını yasaklamıştır.
Kaza namazları için niyet nasıl edilmelidir?
Kaza namazı kılacak kişi, hangi vaktin namazını kılacağını açıkça belirterek niyetini yapmalıdır. Eğer kişinin üzerinde çok fazla kaza borcu bulunuyorsa, niyet ederken "vaktinde kılamadığım ilk sabah/ öğle/ikindi/akşam/ yatsı namazını kılmaya" veya "kılamadığım son sabah/öğle..." şeklinde niyet etmesi de mümkündür.
Kılınan bir namaza aynı anda hem kaza hem de sünnet niyeti edilebilir mi?
Bir namaz kılınırken hem kaza hem sünnet olarak iki ayrı niyet bir arada yapılamaz; kılınacak namazın ne olduğunun kesin olarak belirlenmesi gerekir. Eğer kişi hem vaktin sünnetine hem de kaza namazına aynı anda niyetlenirse, kıldığı o namaz kaza namazı olarak kabul edilir ve vaktin sünnetini kılmış sayılmaz.