İki kez cezaevine girip çıkmış, dolandırıcılığı tescilli bir adam nasıl oldu da "ülkenin en güvendiği adam"lardan biri oldu?
Ya da ona güvenenlere şöyle sorayım: En son bir devlet kurumuna ne zaman güvendiniz?
Soruyu şöyle çevirelim: Kızılay depremde çadır "sattı" haberine kızdığınızda, o çadırların yurtdışı için üretilmiş logosuz stokun maliyetine devri olduğunu, Kızılay'ın görev tanımının bile dışına çıkıp bu işi başardığını ve neticede Haluk Levent'in AHBAP'ı tarafından dolandırılmayan nadir yapılardan biri olduğunu bilseydiniz fikriniz değişir miydi? Yoksa öfke, ayrıntıyı gereksiz mi kıldı?
Levent iki kez cezaevine girmiş. 1997'de karşılıksız çekten, 2010'da dolandırıcılıktan. Sabıka değil sicil; yani alenen, kamuya açık. Buna rağmen 6 Şubat depreminin ardından bazı araştırmalarda "Türkiye'nin en güvenilir insanı" oldu!
7 milyar TL bağış toplandı; hesabı sorulmadı, sormaya kalkanı linç ettiler. Zaten denetim belgesi de hiç yayımlanmadı. Şimdi 990 milyon liralık bahis kaydı ve 120 milyon liralık dernek transferiyle yargılanıyor; yakalanırken deniz yoluyla Yunanistan'a kaçmaya çalışıyordu.
Peki kendine sormayacak mısın; devlete neden güvenmedim de dolandırıcılığı tescilli birine bu kadar güvendim?
Devlete güvenmemenin sebebi gayrisafi yurtiçi milli hasılasına oranla dünyanın en fazla sosyal yardım yapan ülkesinin devleti olmasından mı?
Van'da, İzmir'de, Kahramanmaraş'ta kalıcı konut diken, şimdiye dek tüm deprem imtihanlarından alnı açık biçimde çıkmış bir devlet olmasından mı?
Tam tersine bu kapasiteyi görünmez kılan, tüm devlet kurumlarını tek bir siyasi ret içinde eriten o körelmiş bakıştan geldi.
Siyasi kutuplaşmanın en tehlikeli yan etkisi, onu yaşayan için görünmez olmasıdır.
Muhalefet bloku yıllar içinde şöyle bir denklem kurdu: "devlet = AK Parti = güvenilmez." Bu apaçık bir bilişsel bir patolojidir. Kızılay eleştirildi ama sonuç ironik: Çadırları satan Kızılay, AHBAP'ın dolandıramadığı nadir kurumlardan biri olarak tarihe geçti.
Haluk Levent'e duyulan güven de aynı kör noktanın ürünüydü. İktidar karşıtı konumlanması, onun hakkında bilmek istemediğiniz her şeyi örttü. Sicil, belge, denetim talebi... Hepsi "yanlış cephenin söylemi" olarak işlenebildi.
Siyasi kimlik bir merceğe değil, filtreye dönüştü. O filtreden bakınca da 7 Şubat'a dek yaşanılmış her depremde vatandaşına destek olmuş devlet gerçeğini göremez oldunuz, ama iki kez dolandırıcılıktan hapis yatmış adama tüm bağışlarınızı akıtmayı sadece hayırseverlik değil; AK Parti karşıtı performansınızın bir manevi tatmini olarak da yaşayıp neticede en olmayacak kişiyi yücelttiniz.
Haluk Levent bireysel bir ahlak sorunudur. Eyvallah. Ancak onu bu kadar el üstünde tutup güvenen mekanizma ise kolektif bir akıl tutulmasının sorunudur. İkincisini tartışmadan birincisini anlatmak, hikâyenin en ağır yarısını atlamak demektir. Yine olmaması için aynaya bakıp teşhisi önce doğru yapın derim.