Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HİLAL KAPLAN

Mekke Anlaşması kimleri rahatsız etti?

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na yönelik üç ayrı eleştiri hattı dikkat çekici. Anglosakson şüpheciliği, Yunanistan ve Kıbrıs paniği ile Suud-BAE arası gerilim olarak özetlenebilecek tepkiler paktın stratejik rasyonalitesini doğruluyor. Yani her üç itiraz da, farklı gerekçelerle, anlaşmanın tam olarak hedeflediği sonucu üretmekte olduğunu gösteriyor.
ABD ve İngiliz basınındaki yorumların ortak paydası, paktı NATO'nun 5. maddesiyle kıyaslayıp ardından bu kıyasın eksik kaldığını göstererek bir nevi küçümsemekti. Ancak bu ölçüt yanıltıcıydı; çünkü paktın amacı NATO'yu taklit etmek değil, bilakis Washington şemsiyesinin güvenilirliği sorgulanır hâle geldiğinde bölgesel özerklik üretmekti.
Foreign Policy'nin tespiti de bu yönde:
"İran yıllardır komşularına ABD'ye daha az bağımlı bir Ortadoğu çağrısı yaparken, 7 Ağustos'ta tam da bunu gerçekleştiren Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan bu süreçten Tahran'ı dışladı. İran'ın kendi söylemi, İran'ın aleyhine dönmüş oldu." Wall Street Journal'ın "bir süper güç çuvalladığında bölgesel güçler kendi başının çaresine bakar" tespiti de, eleştirel bir çerçevede söylenmiş olsa dahi, aynı sonuca çıkıyor.
Yunan ve Kıbrıs basınındaki tepki ise stratejik bir analiz değil, doğrudan çıkar kaybının telaşı. Kathimerini'nin IMEC koridorunun "EastMed'in akıbetine uğrayacağı" öngörüsü ile Kıbrıs Rum basınının anlaşmayı doğrudan bir "casus belli" bağlamında okuması, Atina'nın son beş yılda Riyad'la kurduğu ilişkinin ne denli kırılgan bir zemine oturduğunu itiraf ediyor.
Bir ülkenin kendi güvenlik mimarisini çeşitlendirmesi, komşusunun enerji koridoru planını bu denli kolay sarsabiliyorsa, sorun o planın başından beri Ankara'yı dışlayan bir kurguya dayanmasındaydı; pakt bu kırılganlığı yalnızca görünür kılmış oldu.
Dolayısıyla Atina'nın telaşı, Ankara'nın manevra alanının fiilen genişlediğinin en dolaysız kanıtı sayılabilir.
Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki tartışma da benzer bir dinamiği ortaya koyuyor. BAE'li akademisyen Abdulhalik Abdullah'ın paktı sorgulayan paylaşımına Suudi tarafından gelen sert karşılık, yani BAE'nin 2020'de İsrail'le normalleşmeden önce Körfez ülkelerini bilgilendirip bilgilendirmediğinin hatırlatılması, alışıldık ittifak nezaketinin ötesine geçebilecek bir gerginliğin işareti. Bu kavga, Körfez İşbirliği Konseyi'nin artık tek sesli bir blok olarak işlemediğinin ve Riyad'ın aynı BAE gibi kendi stratejik hesabını GCC konsensüsünün önüne koyabildiğinin göstergesi.
Sonuç olarak üç eleştiri hattına da aynı okuma uygulanabilir: Bir güvenlik düzenlemesinin gerçek ağırlığı, eleştirilme biçiminde saklıdır. Washington ve Londra'da küçümseniyor; çünkü Amerikan tekelini fiilen kırıyor. Atina ve Lefkoşa'da tedirginlik yaratıyor; çünkü mevcut bağımlılık haritalarını yeniden çiziyor. Riyad ile Abu Dabi arasında sürtüşme doğuruyor; çünkü Suudi Arabistan'ı artık dışsal onaya muhtaç olmayan bir özne konumuna taşıyor.
Mekke'de imzalanan metin, iddia ettiğinden daha az değil, iddia ettiğinden de öte önemde bir dönüşümün belgesi...

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA