İran savaşı başlar başlamaz "Sırada Türkiye var" söylemi dillendirilmeye başlandı.
İyi de niçin önce İran?
Tahran, Türkiye'ye yönelik bir saldırının önündeki son engel mi de aradan çıkartılmak isteniyor?
Daha neler?
Bilakis, Türkiye'nin zor duruma düşmesi, bölgedeki pek çok gizli açık rakibimizi memnun edeceği gibi, İran'ı da ziyadesiyle sevindirir.
Ne var ki İran savaşıyla birlikte piyasaya sürülen zihni sinir teoriler bununla sınırlı değil.
İlla Türkiye'yi bir savaş senaryosunun göbeğine oturtacaklar.
Örneğin, kimilerine göre Türkiye'ye karşı taarruz Kıbrıs'tan başlayacak.
Kandil'deki terör baronlarından Duran Kalkan'ın "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak, o zaman göreceğiz, kimlerin başına neler gelecek" şeklindeki temennisinden bahsetmiyorum.
Emekli bir amiralimizin ekranlarda anlattıklarına bakılırsa, büyük savaş, Rum Kesimi'nin NATO'ya alınması ve Türkiye'nin NATO üyesi bir ülkenin toprağında işgalci konuma düşürülüp düşman ilan edilmesiyle başlayacak.
Tabii bunun için önce ABD'nin NATO'dan çıkması, böylece NATO'nun dağıtılması, ardından Türkiye'nin NATO dışında kalması ve NATO'nun Rum Kesimi'ni de içine alacak şekilde yeniden kurulması gerekiyormuş.
Tüm bunlar neden ve nasıl olacak? Türkiye, NATO'dan çıkmaya nasıl ikna edilecek? ABD'nin NATO'dan ayrılması Trump'ın bir kararnamesine mi bakıyor ve Washington gidince NATO niçin dağılıyor?
Bu sorulardan hiçbirinin cevabını bilmiyoruz.
Kimilerine göreyse, ABD NATO'dan mutlaka çıkacakmış ama sebebi Türkiye'yi Kıbrıs'ta tuzağa düşürmek değilmiş. Trump NATO'dan çıkmayı, günün birinde İsrail ve Türkiye, Suriye'de meydan muharebesine girişince rahat rahat Netanyahu'nun tarafını tutmak için istiyormuş.
Geçtiğimiz günlerde İran savaşını gerekçe gösterip terörle mücadele direktörlüğünden istifa eden Joe Kent'i kaynak gösteren bu senaryoya göre ABD, NATO üyesi Türkiye'ye karşı İsrail'le ittifak kurarak NATO'ya savaş ilan etmiş oluyor.
Trump, Türkiye'ye saldıracak İsrail'i destekleme kararındaysa neden NATO'dan çıkmak zorunda, onu da bilmiyoruz.
Evet, İsrail ya da herhangi bir devlet de gözü yediğinde rakip-tehdit olarak gördüğü bir devlete karşı elinden geleni ardına koymaz. Bu bir gerçek.
Ne var ki, söz konusu teorilerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın amasız barış ve denge politikasının tüm dünyada takdir edildiği bir süreçte üstelik de farkı cephelerden eşzamanlı dillendirilmesi şüphe uyandırıyor.
Kaldı ki NATO'nun tarihi boyunca Türkiye'ye en çok muhtaç olduğu dönemden geçiyoruz. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler daha dün, NATO'nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin (ARF) komutasının 2028 yılından itibaren 2 yıl süreyle Türkiye'ye geçeceğini açıkladı.
Tartışmaları bu gerçekler ışığında değerlendirmekte fayda var.