ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji kapısını açtı. 22 Temmuz'da imzalanan 123 Anlaşması ile Riyad'a sivil nükleer program için yeşil ışık yaktı.
Anlaşma, resmen sivil enerji programı diye sunuluyor. 30 yıllık çerçevede Amerikan şirketleri öncelikli olacak, milyarlarca dolarlık ihaleler Washington'a akacak. Ortak inceleme sonrası uranyum zenginleştirme tesisi bile kurulabilir.
Resmi tez basit. Denetim bizde, bomba olmaz. Ancak nükleer teknolojinin sivil alandan askeri alana kayma potansiyeli her zaman var. Tarih bunun en net örneğini veriyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın galibi ABD, 1950'lerde Başkan Eisenhower'ın "Barış için atom" programı kapsamında Şah dönemindeki İran'a ilk nükleer reaktörü ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum verdi. O altyapı bugün İran'ın nükleer programının temelini oluşturuyor. Sivil diye başlayan iş,yıllar sonra bambaşka bir boyuta evrildi.
Trump tam da bu potansiyeli kullanarak Netanyahu'yu sınırlıyor. Araları zaten açık. Suudileri yeni ve güçlü müttefik haline getirerek Tel Aviv'in bölgedeki ağırlığını dengelemek, frenlemek peşinde. Netanyahu felaket diye ortalığı ayağa kaldırırken Trump'ın mesajı net. Sen tek değilsin.
Bu dengeleme sadece Suudilerle sınırlı değil. Türkiye kartını da devreye sokuyor. Ankara'nın bölgesel ağırlığını kullanarak Netanyahu'yu iki yandan sıkıştırıyor.
İran için tablo daha zor. Tahran kendi nükleer geriliminde boğulurken rakibinin kapısının aralandığını izliyor. Sünni-Şii hattı üzerinden baskı zirveye çıkıyor. Trump bu fay hattını etkili şekilde işletiyor.
Çin tarafında da kayda değer bir darbe var. Pekin 2023'te İran ile Suudi Arabistan arasında tarihi uzlaşmaya aracılık etmiş, kendini Orta Doğu'nun yeni arabulucusu olarak konumlandırmıştı. Trumpşimdi o tabloyu bozuyor. Amerikan teknolojisi Riyad'a hâkim olurken Çin'in etkisi geriliyor, İran- Suudi dengesi Washington lehine kayıyor.
Türkiye bu denklemde kritik rol oynuyor. Trump, Netanyahu'yu hem Suudiler hemTürkiye üzerinden dengeleyerek Ankara'ya da hareket alanı bırakıyor. Washington Türkiye'yi denge unsuru olarak görüyor ve bu durum Türkiye'nin elini güçlendiriyor.
Anlaşma kâğıt üzerinde enerji için yapılsa da asıl mesele güç politikasında. Nükleer teknolojinin bombaya dönüşme potansiyeli Trump'ın elindeki en güçlü kozlardan biri haline geliyor. Netanyahu sınırlanıyor, İran köşeye sıkışıyor, Çin'in arabuluculuğu törpüleniyor.
Trump bölgedeki kartları kendi kurallarına göre yeniden diziyor. Orta Doğu'da ittifaklar hızla değişirken gelen bu hamle de yeni güç oyununun bir durağı.
Hala dünyayı İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ve Sovyet tehdidini merkeze alan "küreselmüesses nizam" üzerinden okumaya çalışanlar, Trump'ın temsil ettiği paradigma değişimini ne zaman ciddiye alacaklar?