Savaşın ne zaman ve nasıl biteceğine ilişkin bir takvim yok. Şu an için taraflar, "zafer kazandım" diyebileceği bir durumda değil. Hatta bu savaş, bir tarafın "mutlak kazandım" diyebileceği bir sonucu ortaya çıkarmayabilir.
ABD açısından İran'da on binlerce hedefin vurulması, üst düzey yöneticilerin öldürülmesi, altyapının tahribi teknik bir başarı olabilir. Ancak başarı olarak sunulabilecek bu sonuçlar, stratejik hedefle uyumlu olmadığı için bir zafer olarak tanımlanamayacaktır. Zafer olarak sunulsa bile, hedef kitlede böyle kabul görmeyecektir.
Kazanma ya da "zafer eşiği" savaşan güçler açısından farklı. Büyük güç olan ABD için kazandım diyebileceği eşik çok yüksek iken, İran için zafer çok daha düşük bir eşikte tanımlanabilir. Büyük güç kazanmazsa kaybetmiş sayılır. Küçük ölçekli güç ise büyük güç karşısında kaybetmediğinde ya da direndiğinde kazanmış sayılır. Bu bağlamda, İran için zafer eşiği, "ayakta kalmak"tır.
ABD için savaşın başlangıcındaki stratejik hedef ile savaşın dördüncü haftasındaki hedef arasında epeyce bir fark var. ABD savaşın başlangıcında, önce rejim değişikliği, sonra nükleer ve füze kapasitesinin yok edilmesi ve ardından savaş sonrası ABD ile uyumlu bir İran yönetimi hedefledi. Bu amaçla yola çıktı. Şimdi Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanması ya da kontrol edilmesi bir "zafer" olarak sunulabilecek. Bu bağlamda, hedef ne kadar büyükse, başarısızlık tanımının içeriği de o kadar genişleyecektir.
İran'ın sadece dar bir rejimden ibaret olmadığı derin ve yaygın bir devlet ekosistemi olduğu görüldü. İran rejiminin, sadece ideolojik ya da dini motivasyonla teşekkül etmiş bir yapı olmadığı bir kez daha anlaşıldı.
Rejim ekosistemi; devletin sahipliğini kendisinde gören, devlet yok olduğunda kendisinin de yaşam sürdürmesinin imkânsız olacağını bilen bir milyondan fazla rejimle özdeşleşmiş bürokrattan oluşuyor.
Dolayısıyla, bu yapının devam etmesi rejim güçleri açısından zafer olarak görülecektir. Şu anda ateşkese varılsa, İran kolaylıkla "Savaşı kazandım" diyebilecektir.
İran, her anlamda büyük kayıp verse bile, rejim varlığını sürdürdüğünde, devlet yapısal ve kurumsal olarak hayatiyetini devam ettirdiğinde savaş sonrasında toparlanma süreci daha hızlı olabilir. Hatta rejim hem içerdeki baskıyı artırmada hem de bölgesel baskı ve hegemonya konusunda daha özgüvenli olacaktır.
Savaş sonrası İran'da rejim, "bedelini zaten ödedik" yaklaşımıyla "nükleer eşik" politikasını terk ederek silahlanmayı meşru ve zorunlu bir güvenlik garantisi olarak yeniden tanımlayabilir. Bugüne kadar Tahran yönetimi "eşik devlet" stratejisini benimsemiş, yani nükleer silah üretme kapasitesini elinde tutarken fiilen silah üretmemeyi tercih etmişti. Bunun temel nedeni, böyle bir adımın doğrudan askeri müdahaleyi tetikleyeceği ve yaptırımların çok daha sert olacağı endişesiydi. Şu an için rejim, nükleer silah geliştirmeden de kapsamlı bir saldırıya maruz kaldı. Bu da "Madem saldırı kaçınılmazdı, o halde nükleer caydırıcılıktan mahrum kalmak stratejik bir hataydı" düşüncesini İran'da yaygınlaştıracaktır. Bu zihinsel dönüşüm, nükleer silahı bir risk olarak değil, zorunlu bir güvenlik sigortası olarak yeniden konumlandırabilir. İran, savaşın maliyetini küreselleştirdiği ve Körfez'e yüklediği için buradan da bir zafer söylemi inşa edecektir. Körfez ülkelerinin on yıllardır inşa ettiği ekonomi ve güvenlik modeli büyük zarar gördü. Bundan sonda, Körfez ülkeleri onlarca yıldır sürdürdüğü "güvenlik satın alma" modelini sorgulayacaklardır. Yüksek askeri harcamalara rağmen, kriz anında dış koruma mekanizmalarının yetersiz kalabileceği net olarak görüldü. Uzun vadede Körfez ülkeleri güvenlik stratejilerinde yeni arayışlara, çok yönlü ittifaklara yönelebilirler.
Son tahlilde bu savaş, tarafların sahada neyi başardığından çok, neyi başaramadıkları üzerinden şekillenecektir. ABD askeri üstünlüğünü gösterebilir, ancak bunu stratejik sonuca dönüştüremediği sürece "zafer" iddiası zayıf kalacaktır. İran ise ağır bedeller ödemesine rağmen ayakta kaldığı, sistemi işlettiği ve karşı tarafın hedeflerini boşa çıkardığı ölçüde kendisini kazanan olarak tanımlayacaktır.