Ankara Zirvesi'nden, uzlaşma çıktı. Zirve öncesinde, giderek derinleşen transatlantik güven krizinin, zirveyi gölgeleyeceği endişesi vardı. Bu endişe yersiz değildi. Avrupa ile ABD arasında, yük paylaşımı kavgası epeydir devam ediyordu. Lahey Zirvesi ile bu sorun çözülme yoluna girmişti. Ancak, İran savaşı üzerinden ortaya çıkan görüş ayrılıkları, Grönland tartışması, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma açıklamaları, NATO'nun siyasi bütünlüğünü yeniden tartışılır kılmıştı.
Şunu özellikle belirtelim. Zirve, ittifakın bütün sorunlarını çözmedi. Mevcut sorunların açık bir kopuşa dönüşmesini engelledi. Farklılıkların, ittifakın temel işlevlerini felce uğratmaması sağlandı. Karamsar hava dağıldı. Trump'ın Ankara'ya gelmesi ve zirve sonrasında "büyük birlik" vurgusu, "çok fazla sevgi vardı" söylemi ve ittifaka sahip çıkan açıklamaları toplantının siyasi sonucunu belirledi. En nihayetinde Trump olumlu bir ruh hali ile ayrıldı.
Bu süreçte, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın küresel sistemdeki ağırlığı, Trump'ı Ankara'ya davet etmesi, zirve öncesi iki liderin istişareleri, Ankara Zirvesi'nin olumlu geçmesinde belirleyici oldu. Bu hakikat, küresel medya analizlerinde dün gün boyunca sıkça vurgulandı.
Somut bir ifade ile Türkiye, ABD ile Avrupa arasında yaşanan güven krizinin açık kopuşa dönüşmesini diplomatik ortamın kurulmasını sağlayarak engelledi. Türkiye'nin ittifak içindeki siyasi ağırlığı daha da görünür hale geldi.
Yakın zaman kadar Türkiye ile ilgili yapılan analizlerde daha çok "Doğu-Batı arasında köprü" rolü vurgulanırdı. İki dünyayı uzlaştırmasına özel önem atfedilirdi. Şimdi ise İletişim Başkanı Burhanettin Duran'ın "Müttefikler Ankara"da programının açılışında vurguladığı gibi, Türkiye, Batı ile Batı arasında uzlaşma sağlayan bir siyasi ağırlığa sahip. Bu öylesine sıradan bir ağırlık değildir. Ankara Zirvesi de bu bağlamda sadece bir ev sahipliği olarak görülemez.
Türkiye'nin uzun süredir dile getirdiği taleplerinin bir kısmı bildirgede yer aldı. Savunma sanayii alanındaki kısıtlamaların kaldırılması, müttefikler arasındaki savunma ticaretinin kolaylaştırılması ve ortak üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gibi hususların bildirgede yer alması önemliydi.
Sonuç bildirgesinde beşinci maddeye özel bir vurgunun yapılması, yani "bir müttefike saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı" hususu, sonuç bildirgesine öylesine konmuş bir ifade olarak değerlendirilemez. Çünkü zirve öncesindeki asıl kaygı, askeri kapasite sorunlarından daha çok siyasi güvenilirlikle ilgiliydi. Bu bağlamda, kolektif savunma taahhüdünün bildiride yer alması, özellikle NATO'nun doğu kanadı ülkelerini rahatlattı.
En önemli stratejik uzlaşma başlıklarından biri, Avrupa'nın daha fazla savunma sorumluluğu üstlenmesi ve ABD'nin NATO içinde kalmasıydı. Bildiride, Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın 2025 yılında savunma harcamalarını 139 milyar dolardan fazla artırdığı vurgulandı. 50 milyar doların üzerinde yeni savunma yatırımı yapılacağı hedeflendi.
Avrupa daha fazla savunma sorumluluğu üstlenirken, NATO'ya alternatif bir Avrupa güvenlik düzeni arayışında olmayacak. Rutte'nin ifadesiyle, "daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa" için çalışılacak. Bu, AB üyesi olmayan Türkiye gibi ülkeler açısından önemli.
Ankara zirvesi öncesinde müttefikler, hangi ülkenin ne kadar harcama yaptığına odaklandı. Ancak, harcama yapmanın kolektif güvenliğe doğrudan katkı anlamına gelmediği de görüldü. Dolayısıyla, zirveden "savunma endüstrisinde koordinasyon ve ortaklaşma" denebilecek bir sonuç çıktı. Gereksiz, tekrar ve israfa giren tekil harcamalardan kaçınılacak.
Yine Ukrayna konusunda siyasi birliğin sağlanması da önemliydi. Bu konuda da ABD ve Avrupa arasında görüş ayrılıkları vardı. 2026 yılı için 70 milyar euro yardım taahhüdünün verilmesi ve 2027 yılı için de aynı iradenin korunma vurgusu, uzlaşma görüntüsünü artıran başlıklardan bir diğeriydi.
Ankara zirvesi ile transatlantik ittifakın bütün sorunları ve krizleri çözüldü denemez. ABD ile Avrupa arasında var olan güven krizi her yeni küresel ve bölgesel güvenlik krizinde yeniden sınanacaktır. Örneğin Grönland'ın geleceği ilgili tartışmalar çok geçmeden başlayacaktır.
İran-ABD savaşı sona ermedi. Bu savaşın NATO'nun güvenlik mimarisine olumsuz yansımaları devam edecektir. ABD, Avrupa'daki askerlerini çekmeye devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Tüm bu hususlara rağmen NATO, siyasi görüş ayrılıklarına rağmen birliktelik görüntüsünü vermesi önemliydi. Bu bağlamda yeni bir siyasi sözleşme olarak Ankara uzlaşması önemliydi.