Bugünlerde Kaşif Kozinoğlu'nun hapiste öldürüldüğüne dair iddiaların yeniden soruşturulması sürecinde Kurtlar Vadisi Pusu dizisi ve FETÖ'nün medya üzerinden imalatını yaptığı ve yürüttüğü algı, manipülasyon, dezenformasyon gibi konular tartışılıyor.
Sadece bir dizi üzerinden değil, siyaseti ve toplumu şekillendirmek, devletin kurumlarını ele geçirmek için FETÖ'nün imalatı haber ve yorumlar geriye dönük olarak yeniden gündem oluyor.
Bu tartışmalar, yakın dönemin medya arkeolojisini yapmak açısından önemlidir. FETÖ ve benzeri yapıların ürettiği içeriklerin ve görüntülerin hangi kanallardan dolaşıma sokulduğunu, kimler tarafından meşrulaştırıldığını ve özellikle muhalefetin bu içerikleri iktidarla mücadelede hangi siyasi anlatılara dönüştürdüğünü tartışmak aynı hatalara düşmeyi önleyebilir.
Somutlaştırmak gerekirse, yakın dönemin medya arkeolojisini yapmak, cephe siyaseti mantığıyla geçmişte FETÖ'ye mesafeli yapıların bile sırf iktidar karşıtlığıyla özellikle MİT TIR'ları kumpası, 17-25 Aralık darbe girişimi ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi gibi olayların sonrasında düştükleri yanlışın farkına varmalarına vesile olabilir.
Yakın geçmişte, FETÖ'nün servis ettiği kayıtlar, imal ettiği görüntü, manipülasyon ve dezenformasyon gibi içerikler, Meclis kürsüsüne, grup toplantılarına, seçim kampanyalarına ve televizyon tartışmalarına taşındı. Sosyal medya üzerinden yaygınlaştırıldı.
Maalesef, Türkiye'de muhalefetin önemli bir kısmı, "negatif partizanlık" olarak adlandırabileceğimiz bir "cephe siyaseti" motivasyonuyla hareket etti. Özellikle, muhalefetin kanat üreticileri, seçmenleri kendi partilerine duydukları aidiyetten çok iktidara karşıtlık siyaseti üzerinden tahkim etmeye çalıştılar.
Cephe siyaseti ile hareket etmenin en sorunlu yönlerinden biri, her krizin iktidarın kaybına dönüştürebilecek bir fırsat olarak değerlendirilmesiydi.
Cephe siyasetine odaklanan muhalefetin önemli bir kısmı, kendisi gündem kuramadığı için FETÖ ve benzeri yapılar tarafından üretilen gündemlerin siyasi tercümanlığını yaptılar.
Kim tarafından üretildiği muğlaklaştırılan ve muhalefetin de işine yarar sosuyla servis edilen içeriklerin önemli bir kısmı dışarıdan Türkiye içine taşındı.
Bunun taşıyıcılığını yapan muhalefet partilerine, makul muhalefet de karşı çıkamadı. Çünkü, "Muhalefete, muhalefet edilmez" argümanı, yine muhalefet çevrelerinde bir baskı aracı olarak kullanıldı.
Cephe siyaseti, yüksek muhalefet enerjisiyle özellikle sosyal medyada kalabalık göründü. Muhalif çevreler de sosyal medyada kalabalığı görünce "Ne söylesek alıcı buluyor" mantalitesiyle hareket ettiler.
Böylece, nereden geldiğine bakmadan ya da belki de "Nasıl olsa muhalefeti büyütüyor, kimin ürettiği önemsiz" diyerek, Türkiye karşıtı bile olsa manipülasyonları sahiplendiler.
Sonuçta; cephe siyasetiyle hareket etmek, iktidar karşıtı grupları kalabalık gösterse de muhalefet partileri "ortak gelecek fikrini" seçmenin önüne koymadılar.
Ayrıca, krizlerden fayda bekleyen muhalefet görüntüsü, devlet yönetme sorumluluğuna ilişkin soru işaretleri doğurdu.
Yine dış meşruiyet arayışı ve FETÖ gibi yapıların ürettiği içeriği paylaşmak, muhalefetin yönetilebilirlik itibarını zedeledi.
Tüm bu açılardan meseleye bakıldığında, yakın dönemin medya arkeolojisi yapılırken, FETÖ ve benzeri yapıların ürettiği içeriklerin siyasi işlevler için nasıl kullanıldığına ve bunların "İktidara zarar veren her şey, nasıl olsa muhalefete yarar" mantalitesiyle yaygınlaştırılması sorunu da yeniden tartışılmalıdır.
Bu tartışma, benzer süreçlerin yaşanmasını engellemeye yönelik olmalıdır. Bu, devletmillet için bir fayda üretecektir.