Rüşvet ve yolsuzluk sorunu insanlık tarihi kadar eskidir. Sümer tabletlerinde bile "rüşvet"ten söz edilir. Rüşvetle mücadele de bir hayli eski. Babil'den Atina'ya, Çin'den Osmanlı'ya tarihin her döneminde bu mücadele sürdü. Demokrasi ve kurumsallaşmayla belki biraz azaltıldı ama bitirilemedi.
Hatta bazı ülkelerde ve bazı dönemlerde ipin ucu bile kaçtı. Mesela 70'lerde patlayan Lockheed UçakSkandalı'yla birçok ülkede -gerçi bizde üstü örtüldü- hükümetler düştü, intiharlar gerçekleşti. O yıllardan bugüne de hayali ihracattan banka hortumlamalarına kadar onlarca rüşvet ve yolsuzluk skandalı patladı.
Ne zaman rüşvetten söz edilse, 90'larda işadamı Selim Edes'in tarihe geçen o sözü hatırlanır: "Rüşvetin belgesimi olur p...venk."
Bugün artık bu sözün anlamı kalmadı; çünkü verilen rüşvetler tarih tarih, saat saat ve mekân mekân belgeleniyor. Adam boşuna "kameralara bant" atmıyor.
Yalnız bugün, "arsızlık" konusunda sınıf atlayan ve siyasi destek gören geniş bir rüşvetçi takımı var. Geçmişte hiç olmazsa "Belgesi mi var?" dendiğinde kafalarda bir "acaba" oluşurdu. Şimdi öyle mi? Adam suçüstü yakalandığı hâlde, suç örgütünün lideri hatta siyasiler ayağa kalkıyor, "Siyasi operasyon" diye bas bas bağırıyor.
Bir süredir İBB eksenli "İmamoğlu Suç Örgüt" davasında Seyfi Beyaz, Adem Kameroğlu ve Cemal Üneş gibi işadamları İmamoğlu'nun yüzüne karşı nasıl "rüşvet" verdiklerini anlattı.
Artık İmamoğlu, "Rüşvetin belgesi mi olur?" noktasında değil. Şaşırıyor, eveleyip geveliyor ve sadece Cemal Üneş'in 500 bin TL rüşvet iddiası üzerine şunu diyebiliyor: "Emin misin Cemal Abi? Emin misin ben senden para istedim yani?"
Üneş de geri adım atmıyor: "Evet. Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendirdin. Biz ondan bir senet yaptık işte, beş tane."
Böyle onlarca rüşvet verme örneği dosyalarda yer alıyor. Rüşvet aslında kamu kaynaklarının talan edilmesinin göstergesi. Rüşveti veren işadamı bunu kazancından değil, fahiş fiyatla aldığı ihaleden ödüyor. Siyasetçi şehre geri dönmesi gereken rantı işadamıyla paylaşıyor. Böylece hem hizmet üretilmiyor hem de üretilse bile vatandaşa pahalıya mal oluyor.
Böyle bir yerel yönetim sisteminin de artık değişmesi gerekiyor.
Bu gerçeği en çarpıcı biçimde rüşvet, irtikâp ve kamu zararına yol açıldığını itiraf eden işadamı Aziz İhsan Aktaş örneğinde görüyoruz.
Merkezinde Beşiktaş Belediyesi'ndeki usulsüzlüklerin olduğu "Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü" davası bu kirli sürecin ilk davasıydı. Dün de Silivri'de bu davanın son duruşması yapıldı. Kararın ayrıntıları haberlerde yer alacak. Çıkan ilk kararlar davanın "siyasi" olmadığının açık göstergesi.
Burada önemli olan etkin pişmanlıktan yararlanan işadamı Aziz İhsan Aktaş'ın belgeleriyle anlattıkları. Aktaş, klasik bir rüşvet ve yolsuzluk olayı anlatmıyor, siyaseti dizayn etmek için "sistem" kuran bir yapıdan söz ediyor.
İşin içinde Yeni Parti'nin kurulmasını sağlayan Ekrem İmamoğlu var, kankası Özgür Karabat var, Beşiktaş'ın eski belediye başkanı Rıza Akpolat var ve en önemlisi tek tek 85 milyonu kimlere nasıl verdiği gerçeği var. Rüşvetten ceza almama ihtimalleri de yok.
Artık utangaç CHP'liler bile bu kara tablo karşısında susmuyor. Önceki gün CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, görevden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun lideri olduğu İBB davasının boş olmadığını şu sözlerle anlatıyordu:
"Daha iddianame yazılmadan 'Bu dosya bomboş' diye yalan söylemek, ülkedeki siyasal yargı varlığının arkasına saklanmak siyaset değil, yalancılıktır."
Tıpkı terör gibi yerel demokrasiyi zehirleyen ve işlemez hâle getiren bu rüşvet çarkı bitirilmeden, ülkenin gerçek bir demokrasiye kavuşması zor.