CHP'de "şaibeli kurultay"la başlayan siyasi kavga, yeni nesil hançerci aktörlerin Yeni Parti'yi kurmasıyla bir nebze olsun durulur sanıldı.
Olmadı.
Bir yanda belediye başkanı kapma yarışı, öte yanda CHP'nin içinde bırakıldığı söylenen "Truva atları" tartışması... Biri köklü, diğeri ana muhalefet partisi olduğunu söylüyor ama ikisinin gündeminde de ne dünya var ne Türkiye... Varsa yoksa, "En çok belediye başkanı bize geçti" hesabı.
Şimdi buna bir de Ankara'da fazla iş yapmadan cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunan Mansur Yavaş problemi eklendi. Sabah akşam televizyonlar Mansur Yavaş'ı tartışıyor...
İnsan ister istemez soruyor: "Hangi siyasi tezle?"
Akıl alır gibi değil. Adam ciddi bir siyasi tez ortaya koymadan, büyük bir siyasi mücadele vermeden, hatta mümkün olduğunca az konuşarak laik-milliyetçi sosyolojinin en güçlü cumhurbaşkanı adaylarından biri olup çıktı. Demek ki Türk siyasetinde bazen konuşmamak da siyasi program sayılıyor!
Bu tablo bana son 20 yılda öne çıkan, söyleyecek sözü olan, genç yaşta siyasete girip etkili olmuş ama sonra geri plana düşmüş siyasetçileri hatırlattı.
Kim bilir, böyle kaç isim var... Onlardan biri de 367 krizinde, kendisi kabul etmese de "siyasi hata" yapan ya da öyle algılanan ve bu nedenle siyasetin dışında kalan eski Bakan Erkan Mumcu.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz... Sivil siyasete ilişkin sözü, fikri ve iddiası olan Erkan Mumcu siyaset dışında; ülke siyasetine dair hangi büyük tezi savunduğunu hâlâ anlayamadığımız Mansur Yavaş ise siyasetin merkezinde ve "aranan aktör".
Bu siyasette irtifa kaybı değil de nedir? Medya da sabah akşam Yavaş'ın CHP'nin mi yoksa Yeni Parti'nin mi adayı olacağını tartışıyor. Bu tablonun müsebbibi hiç kuşkusuz siyaset üretmeyen, kendi kodlarıyla yeni siyasetçi yetiştiremeyen CHP'dir.
Ne yazık ki CHP'de işler hâlâ akılla yürütülmüyor. Son dönemde onca badire atlatmasına, partiyi yolsuzluk tartışmalarıyla kirletenlerden "arınma" ihtiyacı duymasına rağmen "devşirme" aktörlere sığınmaktan vazgeçmiyor.
Daha birkaç gün önce CHP Sözcüsü Müslüm Sarı bakın ne diyor:
"Mansur Bey ile ilgili konuya bir kere daha açıklık getireyim; bunu defalarca söyledim. Şimdi Mansur Bey, Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyaseti içinde, siyasi kimliğinin ve kurumsal kimliğinin içinde siyaset yapmaya karar vermiş durumdadır."
Mansur Yavaş'tan cevap gecikmiyor. Tabii yine kendisi konuşmuyor; Ankara Büyükşehir Belediyesi konuşuyor: "Henüz ortada başlamış bir seçim süreci dahi yokken, Sayın Yavaş'ın siyasi geleceğinin tartışmaların içine çekilmesini doğru bulmuyoruz."
Ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor. Adam şu anda CHP'nin belediye başkanı ama mesajın Türkçesi neredeyse şu: "Beni CHP'li yazmayın, daha kararımı vermedim."
Üstelik partisinin en yetkili isimlerinden birinin açıklamasını anında boşa düşürüyor. Normal bir partili böyle konuşabilir mi? Daha önemlisi, normal bir parti yönetimi buna sessiz kalabilir mi? CHP kalıyor. Çünkü 2010 sonrasında izlediği "siyasetsiz siyaset" anlayışını sürdürüyor. Kendi kadrolarını büyütmek yerine devşirme siyasetçilere alan açıyor; bir dönem İyi Parti'ye destek veriyor, başka bir seçimde "her evden bir oy HDP'ye" deniliyor, AK Parti'yi terk edenlere 40 milletvekilliği sunuluyor.
Yüzde birlik parti liderinin "bilge adam" ilan edilmesini, Suriyeli göçmenleri düşmanlaştıran partiyle kurulan ittifakı bir yana bırakıyorum. Peki CHP bütün bunlardan ne kazandı? Hiçbir şey.
Sonunda kendisi bölündü. CHP artık bütün bunlardan bir ders çıkarmak zorunda. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tekrar CHP'ye dönerken "özür dilemesi" ve özellikle dış politikadaki analizleriyle bir değişimin işaretini verdi. Ancak bu değişim yalnızca söylemde kalmamalı; siyasi kadrolara ve ilkelere de yansımalı. CHP içindeki "Truva atları"na karşı başlatılan "arınma" hamlesi yalnızca kendisini açık edenlere değil, belki de asıl "gizli Truva atları"na yönelmeli. Çünkü Truva atının tehlikelisi kapıda bekleyeni değil, çoktan surların içine girmiş olanıdır.
Ve CHP açısından bakıldığında en büyüğü Ankara'da duruyor. CHP kimliğini cebinde taşıyor ama siyasi geleceğini masada tutuyor. Bunun adı siyaset değilse, pazarlıktır.