Son iki yıldır muhalefet cephesi, siyasi depremlerle sarsılıyor. Neyse ki binaları hala sağlam ama içinde siyaset yok!
Hangi muhalefet partisine bakarsanız bakın, iktidar karşısında topluma güven ve umut veren bir politika göremiyorsunuz. Buna karşılık istifa eden belediye başkanları, AK Parti'ye geçen yöneticiler ve yıllar sonra kazanılıp kısa sürede kaybedilen belediyeler konusunda oldukça üretkenler.
Bu fotoğrafa şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da eklendi.
Yavaş, Başkan Erdoğan'la öyle bir zamanda görüştü ki umudunu kendisine bağlayanların ağız tadı kaçtı. Üstelik görüşmenin zamanlaması da hayli manidardı.
Üyesi olduğu CHP'nin 103'üncü yıl resepsiyonuna katılmadı, Anıtkabir'e de gitmedi.
Elbette bunların hepsi tesadüf olabilir! Neticede siyasette aynı güne denk gelen her şey tesadüf, verilen her fotoğraf da yalnızca hatıradır!
Ancak Yavaş'ın tavrı yalnızca CHP'ye değil, destek verdiği Özgür Özel'in Yeni Parti'sine de açık bir mesajdı. Her iki partinin tabanında büyük tepki oluştu; özellikle Anıtkabir'de öfke patlaması yaşandı.
Genel merkezler ise her zamanki öngörüsüzlükleriyle karınlarından konuşmayı tercih etti. Mansur Yavaş ise beklenmedik ölçüde meydan okuyan bir cevap verdi:
"Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse gereğini yapmaktan da çekinmem."
Bundan daha açık bir mesaj için herhâlde noter tasdikli istifa dilekçesi gerekiyordu.
İki partiye birden ders veren bu çıkışa anlamlı bir cevap verilemeyince sokaktaki vatandaşın ve süreci izleyen yorumcuların aklına aynı soru geldi:
"Mansur Yavaş da AK Parti'ye mi geçecek?"
Doğrusu, geçmeyeceğine dair ortada kesin bir işaret yok. Geçer mi, geçmez mi bilmiyorum.
Fakat bu saatten sonra muhalefet cephesinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Ne CHP'nin "Bizim adayımız ama çok da bizim değil" siyaseti, ne Yeni Parti'nin Yavaş'ı kulübede bekletme hesabı, ne de Mansur Yavaş'ın herkese yakın, kimseye taraf olmayan siyasi yöntemi artık işe yarayacak.
Başkan Erdoğan'ın "normalin içindeki sürpriz" sayılabilecek hamlesi, muhalefetin ezberini bir kez daha bozdu. Zaten ezber de birkaç slogan, birkaç miting ve birkaç anketten ibaretti.
Ortaya öyle bir muhalefet tablosu çıktı ki Türkiye ve dünya meseleleri hakkında ne düşündüğü bilinmeyen Mansur Yavaş, muhalefetin en büyük umudu hâline geldi.
Demek ki bazen hiçbir şey söylememek de büyük siyaset sayılabiliyormuş!
Daha acı olanı ise CHP ve Yeni Parti yaşıyor.
Son 16 yıla bakın. CHP, kendi kadrolarını yetiştirip büyütmek yerine milliyetçi sağdan veya muhafazakâr kesimden isimlerle AK Parti'yi yenebileceğini düşündü. Kendi mahallesinde ev yapamadı ama komşulara sürekli kat çıkmaya çalıştı.
Ekmeleddin İhsanoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı yaptı. Önce MHP'ye, sonra HDP ve İYİ Parti'ye destek verdi. AK Parti'den ayrılan DEVA ve Gelecek Partilerine milletvekilliği kontenjanları dağıttı.
CHP büyüdü mü?
Hayır.
İktidar oldu mu?
Hayır.
Destek verdiği partiler güçlendi mi?
Bazıları milletvekili oldu. Yani en azından onlar açısından proje gayet başarılıydı!
Ekrem İmamoğlu ve Yavaş örnekleri de farklı değil. İkisi de CHP geleneğinden gelmiyor. Biri CHP tarihine partisini "hançerleyen" kişi olarak geçti, diğerinin yarın hangi siyasi limana yanaşacağı hâlâ belli değil.
Peki CHP ne kazandı?
Mansur Yavaş'ı bile kazanamadı. Bugün CHP, başkalarını güçlendireyim derken kendisini ikiye böldü. Şimdi de yıllarca siyasi yatırım yaptığı Yavaş'ın hangi tarafa gideceğini endişeyle seyrediyor.
Bu kadar yanlış tercih basit bir hesap hatası mı, yoksa kurumsallaşmış bir siyasi körlük mü?
Bunun cevabını birbirlerini düşman ilan eden CHP'lilerle Yeni Partililer daha iyi bilir.
Ne de olsa onlar ilerici, çağdaş ve solcu... Yalnız siyasetin en eski kuralını bir türlü öğrenemediler:
Kendi siyasi kimliğini büyütemeyenler, günü geldiğinde büyüttükleri isimlerin kapısında adaylık sırası beklerler.