Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ÖZLEM DOĞANER

“İstikrar adası” yatırımcıya anlatılacak

Türkiye yatırımcı açısından cazibe merkezi olmak için önemli bir program başlattı. Ortaya koyulan iradeyle özellikle bu savaş döneminde yön arayan uluslararası yatırımcı için istikrar adası olma niyetinde. Bir yandan yasal düzenlemeler yapılacak bir yandan da ekonomi yönetimi yatırımcıya Türkiye'nin yeni yol haritasını detaylarıyla anlatacak.
Aslında Ankara'nın verdiği mesaj oldukça net: "Dünya yeniden şekillenirken Türkiye yalnızca izleyen değil, sermayeyi yönlendiren merkezlerden biri olmak istiyor." Üstelik bu yaklaşım kısa vadeli bir sıcak para arayışından çok daha büyük bir stratejinin parçası. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2026'yı "reform yılı" ilan etmesiyle birlikte başlayan süreç, Türkiye'nin kendisini bölgesel üretim, finans, teknoloji ve ticaret üssü olarak yeniden konumlandırma hamlesine dönüştü.
Şimdi gözler ekonomi yönetiminin yurtdışı temaslarında olacak. İlk önemli duraklardan biri Londra. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in BBVA'nın Londra'da düzenleyeceği etkinlikte yatırımcılarla buluşması bekleniyor. Londra yalnızca Avrupa'nın değil, küresel sermayenin nabzının attığı merkezlerden biri. Türkiye burada yatırımcıya yalnızca klasik makroekonomik hikâye anlatmayacak. Yeni dönemde "reform + yatırım kolaylığı + bölgesel güç" ekseni öne çıkarılacak.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu'nun açıklamaları da bu stratejinin ne kadar kapsamlı hazırlandığını gösteriyor. Geçtiğimiz yıl 200'ün üzerinde etkinlik gerçekleştiren ekip, bu kez roadshow programlarını doğrudan reform ajandasına göre şekillendiriyor. İngiltere, ABD, Fransa, Portekiz, Finlandiya, Japonya, Kore, Çin, Singapur ve Hong Kong yeni yatırım hikâyesinin anlatılacağı ana merkezler olacak.
Özellikle ABD ayağı kritik. Çünkü hedef kitlenin önemli bölümünü "private capital" olarak tanımlanan özel sermaye grupları oluşturuyor. Aile ofisleri, girişim sermayesi fonları, teknoloji yatırımcıları ve küresel fon yöneticileri Türkiye'nin yeni yatırım iklimini dinleyecek. Avrupa tarafında ise teknoloji girişimciliği ön plana çıkacak. Fransa, Portekiz, İngiltere ve Finlandiya'daki teknoloji etkinliklerinde Türkiye'nin startup ve scale-up ekosistemi anlatılacak. Mesaj şu olacak: "Türkiye yalnızca üretim üssü değil, teknoloji geliştiren bölgesel merkez."
Programın en dikkat çekici başlıklarından biri "Tek Durak Ofis" modeli. İstanbul Finans Merkezi'nde hali hazırda uygulanan sistemin Türkiye geneline yayılması planlanıyor. Amaç, yatırımcının onlarca kurum arasında kaybolmasını önlemek. Çalışma izninden ruhsata, vergi süreçlerinden çevre izinlerine kadar tüm başvuruların tek merkezden yürütülmesi hedefleniyor. Bu, özellikle küresel yatırım rekabetinde Türkiye'ye hız avantajı sağlayabilir.
Bir diğer önemli başlık ise hizmet ihracatı. Türkiye artık sadece mal satan bir ülke olarak değil, hizmet ihraç eden bölgesel merkez olarak konumlanmak istiyor. Geçen yıl 120 milyar doların üzerine çıkan hizmet ihracatı ve 65 milyar doları aşan turizm geliri bunun en güçlü göstergelerinden biri. Ticaret savaşlarının arttığı bir dönemde hizmet ihracatının daha korunaklı yapısı Türkiye'ye yeni fırsatlar sunuyor.
Teknoloji girişimciliği tarafında ise hedef daha büyük. Türkiye, Atatürk Havalimanı'nda kurulacak Terminal İstanbul projesiyle bölgesel girişimcilik merkezi olmayı amaçlıyor. Finansmana erişim, genç yetenek havuzu ve iç pazar avantajı kullanılarak uluslararası girişimlerin Türkiye merkezli büyümesi hedefleniyor. Çalışanlara hisse opsiyonu verilmesi gibi düzenlemeler de bu dönüşümün önemli parçaları arasında.
Belki de en çok ses getiren başlıklardan biri ise "non-dom" modeli olacak. İngiltere, İtalya, Portekiz, Yunanistan ve Singapur'da uygulanan sisteme benzer şekilde, yüksek gelir grubundaki uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye çekilmesi hedefleniyor. Vergi avantajları, güçlü ulaşım ağı, Türk Hava Yolları'nın bağlantı kapasitesi ve İstanbul Finans Merkezi'nin sunduğu imkânlarla Türkiye küresel sermayeye yeni bir merkez öneriyor.
Aslında bütün bu reformların ortak noktası tek bir hedefte birleşiyor: Türkiye'yi yalnızca üretim yapan değil, sermayeyi yöneten, teknolojiyi geliştiren ve bölgesel karar merkezi haline gelen bir ekonomik güç yapmak.
Üstelik bu programın zamanlaması da dikkat çekici. Jeopolitik risklerin arttığı, Körfez sermayesinin güvenli liman aradığı, küresel şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden şekillendirdiği bir dönemde Türkiye kendisini "istikrar adası" olarak konumlandırıyor. İlk gelen bilgilere göre yabancı yatırımcı da oldukça ilgiyle açıklamaları izliyor.
Bakalım bu ilgi yatırım olarak ne zaman geri dönecek?

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA