Temmuz ayının en kritik haftalarından birine giriyoruz. Takvimde iki önemli başlık var. İlki 23 Temmuz'da Merkez Bankası'nın açıklayacağı faiz kararı. İkincisi ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Fitch ve Moody's'in Türkiye değerlendirmeleri. Bir tarafta para politikasının yönü, diğer tarafta Türkiye'nin uluslararası yatırımcı gözündeki algısı yeniden değerlendirilecek.
Merkez Bankası cephesinde beklentiler ikiye ayrılmış durumda. Piyasanın ağırlıklı kesimi politika faizinin sabit bırakılacağını öngörüyor. Ancak enflasyondaki kademeli gerileme nedeniyle 100-150 baz puanlık sınırlı bir indirim bekleyen de var. Ben sınırlı da olsa yapılacak bir indirimin beklenti yönetimi açısından kritik olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar jeopolitik belirsizlikler devam etse de reel sektörün, faizin ve enflasyonun düşeceğine inancını kuvvetlendirmeye ihtiyaç artıyor. Burada asıl belirleyici olacak unsur ise karar metni. Çünkü piyasalar artık yalnızca faiz oranına değil, yılın geri kalanına ilişkin verilecek mesajlara odaklanıyor.
Haftanın ikinci kritik başlığı ise kredi derecelendirme kuruluşları Fitch ve Moody's'in Türkiye değerlendirmeleri. Fitch'in 17 Temmuz'da, Moody's'in ise 24 Temmuz'da Türkiye'ye ilişkin kararlarını açıklaması bekleniyor.
Bir süredir "Acaba yeni bir kredi notu artışı gelir mi?" sorusu konuşuluyor. Ancak mevcut jeopolitik tablo bu beklentiyi sınırlıyor.
Türkiye rezervlerde toparlanma, para politikasında öngörülebilirlik ve enflasyonla mücadelede önemli adımlar attı. Buna karşın Orta Doğu'daki savaşın enerji fiyatları üzerindeki baskısı, cari açık riski ve enflasyon, kredi derecelendirme kuruluşlarının not konusunda temkinli davranmasına neden oluyor. Bu nedenle bu aşamada doğrudan kredi notu artışından ziyade görünümde olumlu bir değişiklik ihtimali daha güçlü görünüyor.
Aslında piyasalardaki fiyatlama da bunu doğruluyor. Borsa İstanbul'da güçlü bir kredi notu artışı beklentisi satın alınmış değil. Dolayısıyla not artışı ya da görünümün pozitife çevrilmesi sürpriz etkisi yaratarak özellikle hisse senedi piyasasını destekleyebilir. Böyle bir gelişme Türkiye'nin risk primini ve borçlanma maliyetlerini aşağı çekebilir.
Bir başka önemli unsur ise dış politika. NATO Zirvesi sonrasında Türkiye'nin Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerinde oluşabilecek olumlu atmosfer, kredi derecelendirme kuruluşlarının orta vadeli değerlendirmelerinde etkili olabilir. Kredi notu yalnızca ekonomik göstergelerle değil, malumunuz uluslararası ilişkilerle hatta çoğu zaman siyasi bakış açısıyla değerlendiriliyor. Bu nedenle dış politikadaki gelişmeler ekonomik reformlarla birleştiğinde not artışının önünü açabilecek önemli bir katalizör olabilir.
Bu hafta alınacak kararlar tek başına ekonominin yönünü değiştirmeyecek. Ancak yılın ikinci yarısına ilişkin beklentileri önemli ölçüde şekillendirecek. Merkez Bankası'nın vereceği mesajlar ile Fitch ve Moody's'in değerlendirmeleri birbirini destekleyen bir tablo ortaya koyarsa, Türkiye'ye yönelik yabancı yatırımcı ilgisinin güçlenmesi ve finansal piyasalarda daha olumlu bir hava oluşması mümkün. Aksi durumda ise piyasalarda temkinli bekleyiş bir süre daha devam edecek.
Kısacası önümüzdeki birkaç gün, yalnızca Temmuz ayının değil, 2026'nın geri kalanı açısından da ekonominin rotasını belirleyecek en kritik eşiklerden biri olacak.