Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Savaşlar, salgınlar ve ekonomik krizlerle dolu yaklaşık bir asrı devirmiş, bu dünyadan gitmeye her an hazırlıklı bir insan ile üçüncü milenyuma girer girmez doğmuş, teknolojiyle yetişen, her şeye hızlı erişen, enerji dolu ama aynı zamanda tüketici ve tatminsiz bir gencin hayata bakışı elbette 180 derece farklıdır. Yaşayan en ihtiyar kuşak ile en genç kuşak arasındaki keskin bakış farklılığı hepimizin -çok üzerinde durmasa da- gördüğü bir hakikatti ama Korona Pandemisi bu gerçeği iyice belirginleştirdi.

Bu hafta Üç 'de, dünyada yaşayan beş ayrı kuşağın (100 yaşını aşmış istisnalar hariç) pandemiye bakışını özetlemeye çalışacağım. Zira birbirinden farklı bakışları yorumlamak, pandeminin hızlandırdığı toplumsal ve siyasal evrimin gidişatını anlamak için gerekli.

ESKİ NESİLLERİN DEĞERİNİ ANLAMAK

Korona Pandemisi'nin bu kuşaklar üzerindeki etkilerini anlatmaya, 1925-45 yılları arasında doğan) 'Sessiz Kuşak'la başlayalım. Bu kuşak, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi'nin tanığı kuşaklardan dinledikleri öykülerle büyüyen ve ülkemizin teğet geçtiği İkinci Dünya Savaşı'na da şahit olan bir kuşak. Ve yeni bir siyasal rejimle büyümüş.

Yalnızca ve yalnızca temel yaşam ihtiyaçlarını gidermeye odaklandığı için 'vahşi kapitalizm'in o meşhur ve meşum "İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklarsa kıttır" anlayışına yenik düşmeyen bu kuşak, yeni kuşaklar gibi tüketim odaklı olmadığı için Korona Pandemisi'nden çok da fazla etkilenmedi.

Elbette sokağa çıkma yasaklarından ötürü dolaşma özgürlükleri sınırlandı, bununla birlikte yaşam tarzlarında köklü bir değişiklik olmadı. Ama yeni kuşaklar onların değerini anladı. Ve -Allah başımızdan eksik etmesin, ancak gitmeleri de mukadder- onlar terk-i âlem eylemeden önce hayat bilgilerinden daha fazla istifade etmemiz gerektiğini de daha yeni nesiller olarak hepimiz anladık.

SABRIN KUŞAĞI UYUM SAĞLADI

Yaşayan ikinci 'yaşlı' kuşak ise 1945-1965 yılları arasında doğanlar. Anglosaksonlar bu kuşağa 'Baby Boomers' diyor. 'Bebek Patlaması Kuşağı' diye geçiyor. Bu kuşak; bizim pandemi vesilesiyle gördüğümüz 'tedarik zinciri' kavramının ayrımında olan bir nesil. Geçmişte tedarik zincirindeki aksamaları görmüşler çünkü. Y, Z, hatta kısmen de bizim kuşak (X) ise bu aksamalardan bihaber büyüdü.

Bebek Patlaması Kuşağı, özellikle 50 milyon insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra insanlığın hayata daha çok bağlanması, aile kurumunun güçlenmesi ve doğal olarak çocuk sayısının artmasıyla tarih sahnesine çıkmış bir kuşak. Elbette artık tamamı yaşamasa da bu kuşağın toplamda 1 milyar insandan müteşekkil olduğu biliniyor. Yani 19. Yüzyıl sonunda yalnızca bir milyar olan dünya nüfusunun çok kısa sürede ikiye katlanmasında bu kuşağın başat rolü var. Kurallara sadık olan bu kuşak, pandeminin karantina kurallarını sabır içinde, hakkıyla uyguladı. Zaten bu kuşağın âlamet-i farikası ne deseniz öncelikle 'sabır' derim. "Sabırla koruk helva olur" mottosunu gizlice şiar edinmiş bu kuşak için pandemi çok fazla şeyi değiştirmedi.

'X KUŞAĞI'NIN EVRİMSEL KODLARI

Gelelim bize, yani 'X Kuşağı' denilen kuşağa... 1965-1980 arasında doğan bizim nesil iki üst, iki de alt neslin köprüsü konumunda olduğu için geçiş sürecinin en önemli kuşağı. Çevirmeli telefonları da gördük, akıllı telefonları da biliyoruz. Dedelerimizden hikâyeler dinleyerek büyüdüğümüz için söz ile aktarılan geleneğe de saygılıyız, yeni yeni dolaşıma giren 'trans-hümanizm' ya da 'post-human' gibi geleceğe dair kavramları da ölçülü bir tedirginlikle çözmeye çalışmaya da eğilimliyiz.

Bizim kuşak, yeniliklere adapte oluyor, ama gelenek ve kurallara da uyum sağlıyor. Otoriteyi yer yer sorgulasa da genel olarak otoriteye saygılı, çalışkanlığa önem veren ve iş hayatında başarılı bir kuşaktan söz ediyoruz. Ve eski/yeni teknolojik dönüşümleri gözlemleme imkânı bulduğu için evrimsel olarak uyum sağlama kabiliyeti de gelişmiş.

Konvansiyoneli de biliyoruz, post-modern veya asimetrik olana da uyum sağlayabiliyoruz. Bu bağlamda yeryüzünü üç aydır inim inim inleten, 'Küre'deki tamamını toplasanız bir gram edecek bir mikro-organizmanın (Covid-19), görünmez düşmanın yarattığı tehdidi hafife almıyoruz, ancak bunun üzerine kimi küresel odakların kurgulamaya çalıştığı korku merkezli yeni dünya düzeni planlarının da farkındayız. Buradan bakarsak pandemi; otoriteye saygılı, rekabetçi ve sabırlı, dolayısıyla belki de uyum sağlama kabiliyeti en yüksek bizim neslin evrimsel gücünü tahkim etmiş olabilir.

EN ÇOK DERS ÇIKARAN NESİL: Y

Yaşayan en önemli kuşaklardan biri olan (Çünkü nüfusları fazla. Mesela Türkiye'de nüfusun yüzde 33'ünü oluşturuyorlar.) 'Y Kuşağı' (1980-2000 arası doğanlar) genel olarak iş hayatında mümkün olan en kısa sürede yönetici olmayı isteyen ve iyi yaşamak için çalışmayı tercih eden bir kuşak olarak biliniyor.

Y Kuşağı, nesil farkının en çok hissedildiği kuşak. Bağımsız olmayı seviyorlar, kolay eleştiriyorlar. Bizim kuşağa göre kamu otoritesiyle ilişkileri daha mesafeli, hatta zayıf. Bu yüzden sık iş değiştiriyorlar. Bununla birlikte interneti etkin biçimde kullandıkları için aynı anda birden fazla işe odaklanma kabiliyetleri gelişmiş, bu da iş hayatında avantaj olabilecek bir evrimsel özellik.

Bu kuşak, küreselleşmeyi deneyimleyip bireysellik tutkusundan vazgeçmemiş, teknoloji dostu, başarıya değer veren ancak bunun için daha fazla sabra ihtiyacı olan bir kuşak olarak pandemiden en çok ders çıkarabilecek nesil belki de.

Gelenekle teknoloji arasında 'X Kuşağı'ndan sonra ikinci geçiş kuşağı olan bu kuşak, pandemi sayesinde bir süreliğine yaşamın 'pause' düğmesine basıldığı için siyasal otorite veya aile otoritesi de dâhil 'otoriteye başkaldırı'dan hepsini bir araya getirseniz toplu iğne başı kadar tutacak bir görünmeyen otoritenin (Koronavirüs) dünyaya dayattığı kurallara tabi olma noktasına geldi. Bu sayede yine evrimsel olarak sabırsızlıkla ifade edilen niteliklerini törpüleyip kendilerinden sonraki kuşaklara kılavuzluk edebilecekler.

'Z KUŞAĞI' AİLE KUCAĞINA DÖNDÜ

Ve nihayet 'Z Kuşağı'na da değindikten sonra (Önemli bir nesil, zira şu an bile dünya nüfusunun yüzde 32'si) bu haftaki Üç Boyutlu Portre'ye son noktayı koyalım. 2000 sonrası doğan ve en 'babayiğidi' 20 yaşında olan bu kuşağın mensupları, zaten evde teknoloji ile barışık bir hayat yaşadığı için sokağa çıkma kısıtlamalarının muhatabı bir nesil olarak pandemiden sınırlı ölçüde etkilendi. Elbette evde durmak en enerjik olan onlar olduğu için en çok onları bunalttı. Ve fakat teknoloji ile kendilerine yetebildikleri için pandemiye gözle görülür biçimde uyum sağladılar.

Bu kuşak, teknoloji ile büyüdü, büyüyor. Pandemiyle 'aile kucağı'na dönmüş olmaları ulus devletler açısından yararlı. Zaten ulus devletler, bekasını sağlamak için aileye daha fazla önem vermek zorunda. Marksist teoride de aile devletin kökenidir. Ulus devlet karşıtı küresel planın önünde durmak için aile kurumunu tahkim etmek şart.

Korona Pandemisi; Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslar üstü kurumların fonksiyonunu da tartışmaya açtı. Ulus devletin post-Korona sürecinden güçlenerek çıkacağını öngörmek yanlış olmaz. Ama bu öngörüyü, keskin bir kehanetle "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" söylemiyle abartmak da gerçekçi değil.

Z Kuşağı, akıllı telefonlar, iPad'ler ya da bilgisayarları etkin biçimde kullanan bir nesil. İnsanlardan çok cihazlarla muhataplar yani.

Bu nesil de tıpkı Y gibi internete en uyumlu nesil olduğu için aynı anda birden fazla şeyle ilgilenebilme kabiliyeti gelişmiş bir nesil.

Teknoloji başta olmak üzere aile dışı faktörlerle eğitim-öğretim alan bu kuşağın eğer bu pandemiden bir kazancı olacaksa o da aile mefhumunun önemini kavramaları ve teknoloji değil, insan odaklı bir iletişimin geleceğin dünyası için de zaruri olduğunu görebilmeleridir. Çünkü gelecek denilen şey; ancak, geçmişin kolektif hafızasının -yapay zekâ bir alternatif haline gelse bile- yegâne garantörü olan insan sayesinde kurulabilir.

ÇERNOBİL'İN İLGİNÇ SAHNESİ

Z Kuşağı ile ilgili şu eklemeyi de yapayım: Geçtiğimiz perşembe, moderatörlüğünü yaptığım Kozmik Masa (TGRT Haber) programında iki değerli hoca ile, Devlet eski Bakanı Doç. Dr. Yüksel Yalova ve İletişim Uzmanı Dr. Şaban Kızıldağ ile konuşurken konu kuşaklara geldi. Yalova, konuşmasını şu cümleyle bağladı: "Z Kuşağı bize biat etmez, biz onlara biat etmek durumundayız."

Pandeminin kuşaklara etkisi üzerine düşünüp yazarken Çernobil dizisinden ilginç bir sahneyi anımsadım. Hatırladığım kadarıyla sahne şöyleydi: Askerler radyasyonun ulaştığı bir köye gelir. Askerlerden biri; ahırda ineğini sağan yaşlı bir kadının karşısına dikilip şöyle der: "Radyasyon var. Sizi köyden çıkarmak zorundayız."

Çarlık Rusyasını, Birinci Dünya Savaşı'nı, hatta İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgalini gördüğü halde o güne dek yerinden, yurdundan hiç kıpırdamamış olan kadın buna anlam veremez: "Her şeyi gördüm, şimdi görünmeyen bir şey için mi yerimden yurdumdan olacağım?" kabilinden bir cümle sarf eder.

Sanırım hem pandemiyi, hem de bu yazının konusu olan kuşakların pandemiye bakışını en iyi anlatan sahne bu. Yalnız bir farkla: Yaşlı kuşaklar, Covid-19 da radyasyon gibi 'görünmez düşman' olduğu halde sahnedeki ihtiyar kadının aksine pandemi sürecine uyum sağladılar. Çünkü yaşlı olanın daha iyi bileceği üzere, hayatta kalmanın yolu uyum sağlamaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA