Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Robot kelimesi, tarihte ilk kez bundan tam yüz yıl önce, 1920'de Çek yazar Karel Čapek tarafından Rossum'un Evrensel Robotları (Rossum's Universal Robots-R. U. R) adlı oyunda kullanıldı. Bu oyunun - başka eserlere nispetle- şaşırtıcı bir hızla Âlemşumul Suni Adamlar Fabrikası adıyla 1927 yılında Türkçe'ye çevrilmiş ve Devlet Matbaası tarafından basılmış olması eskilerin deyişiyle şayan-ı dikkat.

Robot kelimesinin, Çekçe'de 'gönülsüz işçi' anlamına gelen robota kelimesinden türetildiği söyleniyor. (Çekçe'nin Rusça ile akrabalığını da unutmayalım. Rusça'da 'rabote' kelimesinin iş anlamına geldiği düşünülürse teori, mantığa uygun.)

Bu arada robot derken, her daim Čapek'in kullandığı manada fiziken bir robotu algılamak da gerekmiyor. Literatüre 1956 yılında girmiş Yapay Zekâ diye bir kavram var ve yazımızın asıl konusu da Yapay Zekâ'nın geleceği. Yapay Zekâ da zaten robot demek, belki daha ileri bir tanımla robotların patronu...

Karel Čapek, bugün Yapay Zekâ dediğimiz insan ötesi akıllı varlıkları ve mekanik, otonom, duygudan yoksun robotları çok da 'iyi' resmetmemişti. Sonraki Yapay Zekâ ve robot kurguları da pek 'iyi' tasvir edilmedi.

Yapay Zekâ, son olarak 'İran'ın nükleer babası' 'nin öldürülmesi olayında gündeme geldi, getirildi. İran Devrim Muhafızları'nın Komutanı Tuğamiral Ali Fadavi, Fahrizade suikastında uydudan kontrol edilen bir Yapay Zekâ silahının kullanıldığını açıkladı. Bu teze göre Yapay Zekâ tarafından kontrol edilen silah, yanında eşi olduğu halde yalnızca Fahrizade'nin yüzüne odaklanıp 13 el ateş etti ve böylelikle hedefi oracıkta öldürdü. Fadavi, "Kamyonete yerleştirilen otomatik silah, Fahrizade'nin yüzüne zoom yapan ve Yapay Zekâ kullanan akıllı bir uydu sistemiyle donatılmıştı" dedi.

İran, suikasta içeriden birilerinin destek verdiği iddiasını geçersizleştirmek için bu teoriyi ortaya atmış olabilir mi, olabilir. Ama bunu yaparken düşmanlarını olduğundan güçlü gösterme yanlışına da düşmüş oluyor.

Biz beyan esastır ilkesi gereği bu tezi doğru kabul edip; yalnızca bu suikast bağlamında değil, askeriye, istihbarat, tıp, finans, ve hayatın diğer alanlarında Yapay Zekâ'nın giderek nasıl etkinleştiğini gözler önüne sermeye çalışacağız.

Öncelikle robotun edebiyat, sinema, hatta mitolojideki mazisine bir bakalım.

Robot hikâyeleri, Mary Shelley'in Frankenstein'ından beri edebiyat ve sinemada ağırlıklı olarak kötü örneklerle anlatılageldi. Evet, Frankenstein da bir robot, etten kemikten mamul bir robot! The Terminator (1984) and The Matrix (1999) gibi filmler 'kötü robot' hikâyesinin Beyazperde'deki şahikaları oldular.

Robotların atalarına mitolojide de rastlamak mümkün. Misal Yunan mitolojisinde Talos örneği var. Sözümona Girit'in koruyucusu olan Talos, bronz dövülerek şekillendirilmiş bir dev idi.

Yahudi mitolojisinde ise Golem, kilden yapılmış olmakla birlikte robotların ataları olarak nitelendirilebilecek bir örnek. Gerçi demir modelleri de var. Golem, İbranice'deki 'aptal' kelimesinden türetilmiş ve ruhu olmayan, zekâsı düşük yaratıklar olarak resmedilmiş.

ASKERİYE, İSTİHBARAT VE TIP İLE BAŞLADI

Kelimenin literal anlamıyla robotun bilim dünyasındaki icadı ise 1972 yılında gerçekleşti. İlk robot Japonya'daki Waseda Üniversitesi'nde üretilen WABOT-1 adlı robottu.

Yapay Zekâ'nın küresel ilgiyi mazhar olması ise çok eski değil. 2015 senesinde Google DeepMind tarafından geliştirilen Go oyununu oynayan bir program olan AlphaGo'nun insan oyuncuyu yenen ilk Yapay Zekâ olması kavrama olan global ilgiyi artırdı.

Gerçi Yapay Zekâ'nın oyun kazandığı daha önce de görülmüştü. IBM tarafından geliştirilen, satranç oynayabilen bilgisayar Deep Blue, dünyaca ünlü satranç ustası Garry Kasparov ile önce 1-1 berabere kaldı. Ancak saniyede 200 milyon pozisyon deneyebilen Deeper Blue adlı ikinci bilgisayar, 1997 gibi erken bir dönemde Kasparov'u yenmeyi başarmıştı.

Yapay Zekâ, istihbarat açısından da son derece önemli bir olgu. 20 Mayıs 2018'de bu köşede Yapay Zekâ'nın İngilizce'deki karşılığı olan 'Artificial Intelligence' kavramından mülhem 'Yapay istihbarat çağı' başlıklı bir yazı yazmıştım. Intelligence kelimesi İngilizce'de hem zekâ, hem de istihbarat manasına geldiği için 'Artificial Intelligence' kavramının istihbarat alanında da önem kazandığını anlatan bir yazıydı bu.

Yapay Zekâ'nın, bilhassa telefon izleme, dinleme, kamera kayıtları ve diğer elektronik obzervasyon sistemleriyle kendisini belki de en çok istihbarat alanında gösterdiğine şahit oluyoruz. Yapay Zekâ'nın ikinci olarak en yaygın kullanıldığı alan ise askeriye. 2019 Temmuz'unda, yani Koronavirüs pandemisinden önce 'da bir grup bilim insanının Yapay Zekâ ile grip aşısı ürettiği düşünülürse tıp, bu alanlardan üçüncüsü olarak temayüz ediyor.

Geçtiğimiz yıl Flinders Üniversitesi'nde Doç. Dr. Nikolay Petrovsky'un öncülüğünü yaptığı bir grup bilim insanı Yapay Zekâ ile Influenza aşısı üretmişti. Petrovsky, bu aşıyı geliştirmenin 20 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söylemişti.

Yeri gelmişken, özellikle mRNA teknolojisi ile öngörülenden hızlı üretilen Koronovirüs aşının icadında/üretiminde 'Yapay Zekâ'nın kullanılıp kullanılmadığı sorusunu da sormak lazım. Üreticilerden başlayarak tıpçılar dünya kamuoyunu bu konuda bilgilendirirlerse iyi olur.

Pandemi süreci, Yapay Zekâ'nın öneminin arttığı ya da -kimi Avrupa hastanelerinde Yapay Zekâ üzerinden teşhis süreçleri de işletildiği için- artmış gösterildiği bir dönem oldu. İnsanlığın o veya bu şekilde Yapay Zekâ denilen şeye güvenmesi isteniyor. Bunu en çok da küreselciler istiyor.

ÇEMBER GİDEREK DARALIYOR!

Yapay Zekâ, insan zekâsına özgü olan, algılama, öğrenme, çoğul kavramları bağlama, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, çıkarsama yapma ve karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonları veya otonom davranışları sergilemesi beklenen yapay işletim sistemine verilen ad. Bu sistem, aynı zamanda düşüncelerden tepkiler üretme ve bu tepkileri fiziksel olarak dışa vurabilme beceresine sahip olursa 'Eyleyici Yapay Zekâ'ya dönüşmüş oluyor.

Sibernetik bir yaklaşımla modellenmiş bir Yapay Beyin, sembolik bir yaklaşımla insan aklına benzetilmiş bilişsel süreçler ve Yapay Bilinç sistemi, insan aklı kadar esnek ve duyguları olan bir irade ve uzman sistemler kadar yetkin bir bilgi birikimiyla gelecekte Yapay Zekâ, insan zekâsına bir alternatif oluşturma potansiyeline sahip. Bu da ciddi riskleri ve etik problemleri gündeme getirecek bir gelişme.

2030'da 1000 dolarlık bir bilgisayarın bellek kapasitesi 1000 insanın belleğine eşit olacak. Aynı yıl her on otomobilden biri sürücüsüz olacak. (İnsanın aklına o meşhur karikatür geliyor: Karikatürde bir at arabasının sürücüsü, sürücüsüz otomobile binmiş bir adama, "Selamün Aleyküm Eray abi. Bu nasıl araba böyle?" diye soruyor. Adam da, "Bu, Google'un sürücüsüz arabası Orhancığım" diyor. Bunun üzerine at dile geliyor ve sahibine şöyle diyor: "Önce bizden kurtuldular. Şimdi sıra sizde Orhannn. Çember daralıyor Orhannnn.":))

Yapay Zekâ'nın, siber güvenliği çok daha önemli hale getirdiğini de belirtelim. Siber operasyonlar Yapay Zekâ'nın gelişimine paralel olarak hem savunma, hem de saldırı boyutunda önem kazanmaya başladı. Bu bağlamda en önemli meselelerden biri 'Büyük Veri'nin (Big Data) korunması. Big Data; sosyal medya paylaşımları, ağ günlükleri, bloglar, fotoğraf, video, log dosyaları gibi değişik kaynaklardan toparlanan tüm verinin, anlamlı ve işlenebilir dönüştürülmüş biçimine deniliyor. Big Data'nın korunması özellikle finans sektöründe çok önemli. Zira IMF'in hesaplamalarına göre siber güvenlik yetersiz olduğunda global finans sektörü yıllık 100 milyar ile 250 milyar dolar arasında bir kayıp verebiliyor.

Bilgisayar virüsleri siber güvenliğe yönelik en büyük tehdit. Pandemi sürecinde Koronavirüs küresel ölçekte kamu sağlığını bozarken bilgisayar virüsleri de siber ağları daha fazla etkilemeye başladı.

Yapay Zekâ (İngilizce kısaltmasıyla AI) sembolizmi, gündemdeki Koronavirüs üzerinden vereceğim şu misal üzerinden dört kategoriye ayrılabilir:

İlk kategoride Yapay Zekâ, birinin ateşi varsa muhtemelen Covid-19 hastası olduğu çıkarımını yapabiliyor. İkinci kategoride ise Covid-19 değil de bir başka ateşli hastalık, misal bir grip hastalığı ihtimali de hesaba katılıyor.

Üçüncü kategoride daha spesifik ve kapsamlı bir çıkarım var: Hastanın ateşi, vücudundaki semptomlar, yaş ve diğer faktörler hesaba katıldığında hastalığın ağırlığı ve iyileşme süresi öngörülebiliyor. Dördüncü ve son kategoride ise yapay nöronların Transcendence adlı filmde olduğu gibi hastalığın ileri Yapay Zekâ teknolojisiyle tedavi edilmesi söz konusu. Sırf bundan ibaret kalırsa elbette iyi. Ama iş o noktaya geldiğinde Yapay Zekâ insanlığın yerini almaya başlamış demektir.

Bunu ciddi risk olarak görenler var. Bunlardan biri Nick Bostrom adlı düşünür. Bostrom, Süper Zekâ adlı kitabında Yapay Zekâ'nın insan türüne karşı bir tehdit içerdiğini belirtiyor.

Hakikaten Yapay Zekâ'nın, terör örgütleri ya da terör üretebilen ülkelerin eline geçmesi büyük risk. Bu riski de şayet İran'ın iddiası doğruysa Muhsin Fahrizade suikastında gördük. (Suikastın olağan şüphelisinin İsrail olduğunu bir kez daha hatırlatalım.)

Günümüzdeki Yapay Zekâ çalışmaları insanın düşünme yöntemlerini analiz ederek bunların benzeri yapay yönergeleri geliştirmeye yönelik. Yavaş yavaş insan zekâsından bağımsız gelişebilecek bir Yapay Zekâ kavramına doğru ilerliyoruz.

'İYİ, KÖTÜ VE YAPAY ZEKÂ'

Yapay Zekâ'yı günümüzde önemli kılan en önemli faktörlerden biri, sosyal medya kullanıcılarının ilgi, merak ve bilgi seviyelerini datalarla analiz edebilmesi. Bu unsur Yapay Zekânın sinyal istihbaratı açısından da önemini artırıyor.

Google arama motor programı Yapay Zekâ'nın bu fonksiyonunun en yaygın biçimi denilebilir. ve sosyal medya kullanıcılarının (Ki dünyanın büyük çoğunluğu artık bu gruba giriyor) ilgi, beğeni ve tüketim alışkanlıklarına göre sınıflandırılması ve hatta yer yer yönlendirilmesi de Yapay Zekâ'nın önemini artırıyor.

Biz de, 'çağımızın birer çocuğu' olarak (Lermontov'un isimlendirdiği gibi kahraman değil, olan biteni biraz da pasif konumda izleyen çocuklar gibi…) bütün bunları sanki yaşamıyor, bunların içinden geçmiyor da uzaktan her şeyi seyreyliyor gibiyiz.

Temel soru şu: Askeriye, istihbarat, tıp, finans ve sosyal medyadan başlayarak hayatın başat alanlarında giderek etkinliğini artıran Yapay Zekâ; iyiliği mi, yoksa kötülüğü mü seçecek? Yapay Zekâ'nın da mucidi yine insanoğlu olduğuna göre soruyu şöyle sormak daha doğru aslında: İnsanlık, Yapay Zekâ'yı iyi amaçlar için mi, yoksa kötü amaçlar için mi kullanacak?

Bir başka soru/ihtimal de şu: İnsanoğlunun ortaya çıktığı dönemden bu yana Kabil ile Habil hikâyesi misali iyi-kötü mücadelesi şeklinde mi ilerleyecek bundan sonraki öykü. Hollywood'un bilim-kurgu jargonuna tercüme edersek: Kötülerin idare ettiği bir Matrix hapishanesinde mi yaşayacağız yoksa Türkçe'ye Evrim diye çevrilen ama aslında 'Aşkınlık' anlamına gelen 'Transcendence' filmdeki gibi Yapay Zekâ bizi 'iyi, doğru, güzel'e mi götürecek? Az buçuk geçmişi okumuş ve bugünü de yaşayarak gören bir yazar olarak bizi bekleyenin ilk seçenek olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan, ilahi doğası gereği ortaya çıktığı günden beri trajedi/çatışma arayan, bulamasa bile üreten bir varlıktır. Yapay Zekâ da ihtimaldir ki, bize yeni trajediler 'doğuracak'.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA