Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

Ezoterik kültür, ekonomik turizm

Adını, yaşadığı tek yer olan Van Denizi havzasından alan safkan kedinin gözleri gibi sürekli renk değiştiren Koronavirüs haritasında turkuaz mavisinden sarıya dönen illerimizden biri; Van. Kent sakinleri; haritanın renginin, sarıdan kehribara (turuncunun tonu) değil, tekrar turkuaz mavisine döneceği ve 'Van Denizi'nin plajlarının dolup taşacağı günleri sabırsızlıkla bekliyor.

Van Denizi diyorum, zira sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sitesinde bu isimle yer almakla kalmıyor Van Gölü, fakat aynı zamanda bölge halkı da bu devasa su havzasını bir göl olarak değil, 'iç deniz' olarak görüyor. Bu öyle 'içselleştirilmiş' ki, Edremit Belediyesi'nin Olimpik Binicilik Merkezi'nden Artos Dağı'na (Nedense Türkçe ve Kürtçe değil, Ermenice ismi yerleşik kalmış. Herkes Artos diyor) baktığınızda gölü, deniz zannedip bir anlığına dağın rakımının 3 bin 550 metre değil de, bin 800 metre falan olduğunu zannedebiliyorsunuz.

Geçtiğimiz çarşamba hem aktüel gündemin resmini çekmek, hem de kültür ve turizm stratejilerini anlamak üzere gittiğim Van'da haber ve analiz konusu olacak epey malzeme topladım.

HENDEK KALKIŞMALARINDAN SONRA ÇOK GÖÇ ALDI

Haberle başlayalım: Evlatlarını terör örgütü PKK'nın elinden kurtarabilmek için Diyarbakır'da annelerin başlattığı eylem, Van'da da istikrarlı, sağlam adımlarla büyüyor. HDP il binasının önünde toplanan aile sayısı, üç ailenin daha katılımıyla 25'e yükseldi. Bu, önemli ve iyi bir gelişme.

Artık ülkemizin doğu ve güneydoğusundaki pek çok il güvenli, ama Van öteden beri izafi olarak komşusu olan kentlere göre her daim bir tık daha güvenliydi. Boşuna değil, 2015 hendek kalkışmalarından sonra zaten göç alan bir il olan Van'a taşınanların sayısının artmış olması. 2015'te Yüksekova'dan çok gelen olmuş mesela. Buradan kısaca şu sonucu çıkarmak mümkün: Van, güvenlik sorunu olmayan bir kent.

Van'la ilgili güncel önemli gelişmelerden biri de gazetemizin önceki günkü nüshasında manşetten duyuruldu. Prof. Dr. Mehmet Zahmakıran, ABD'deki Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) çalışırken babasının "Ülkene dön ve hizmet et" çağrısı üzerine Van'a döndü. Telaffuzu zor bir eyaletten (Masaçusits diye okunuyor) telaffuzu kolay bir kente (Van) yerleşmenin ötesinde bir şey bu. Hikâye, ilginç ayrıntılar içeriyor.

Zahmakıran, Van'a gittikten 10 gün sonra Ekim 2011'deki Van depremini yaşamış. "Doktora sınavına konteynerlerin içinde hazırlandım" diyor.

Deprem demişken… Van'ın merkezinde 23 Ekim 2011'de meydana gelen 7,2 şiddetindeki depremde 604 kişi hayatını kaybetmişti. Ancak depremden sonra kente göçler artmış. 353 bin olan merkez nüfus deprem sonrası 500 bini geçmiş. Şaşırtıcı değil, çünkü 2011 depreminden sonra binalar daha sağlam inşa edilmeye başlanmış.

Vanlılar, depremden dokuz yıl sonra da, 2019 yerel seçimlerinin ardından kültür ve turizmde özellikle Edremit ilçesinde büyük bir atılım yapacakken, bu kez de 'virüs terörü'nün zorunlu kıldığı pandemi tedbirleri nedeniyle kapanmak zorunda kalmışlar. Ancak kısa, orta ve uzun vadeli gelecekten ayrı ayrı umutlular.

Kentte sadece Edremit ilçesiyle de sınırlı olmayan bir 'kültür turu' yaptık. Resim ve müzik başta olmak üzere sanatsal çalışmaların yapıldığı Kadın Yaşam Merkezi, kadınlarla çocuklar için bilhassa pandemi sürecinde âdeta bir rehabilitasyon alanına dönüşmüş. İŞGEM'e (İş Geliştirme Merkezi) bağlı atölyede unutulmaya yüz tutmuş işleri (misal gümüşçülük) canlandırma girişimleri kentteki hareketliliğe mütevazı bir katkı sağlamış. Binicilik Merkezi ya da halk arasındaki deyişle at çiftliği de özellikle hafta sonları iç turizmi canlandıran bir proje olmuş.

'VAN GÖLÜ CANAVARI VARDIR, AMA BİZİM DEĞİLDİR'

Edremit Belediye Başkanı İsmail Say'ın isteğiyle inşa edilen Millet Kıraathanesi de 'bölgenin ilki' olmuş. Özellikle Y, Z kuşağı üyelerinin uğrak yeri olan (çay, çorba, şarj bedava… Kitap okumak ve tablet ya da telefonla bile çalışmak için ideal bir yer kıraathane. Starbucks'tan çok daha avantajlı olduğu kesin) kıraathanenin kütüphanesinin zenginliği de raflara şöyle hızlıca göz attığınızda bile anlaşılıyor. Orwell'ın pek bilinmeyen romanı Papazın Kızı bile gözüme çarptı, hesap edin.

Gelelim, Van deyince 1990'lı yıllardan bu yana ilk akla gelen şeye… Vanlılar, 'canavar efsanesi'yle ilgili tebessüm, hatta kahkahalarla sorulan sorulara alışmışlar artık. Ve bu konuda son derece hazır cevaplar. Van Gölü Canavarı efsanesi için ironiyle yoğrulmuş en politik yorum, Edremit Belediyesi'nin Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Minür Kiyat'dan geldi:

"Van Gölü Canavarı vardır, ama bizim değildir."

'Canavar efsanesi turizmi canlandıracaksa hakkında çok konuşulması iyi olabilir ama canavarla ilgili kötü hiçbir çağrışımı da Van olarak kabul etmiyoruz' demeye getiriyor.

Öte yandan kahvaltısıyla meşhur Van'ın öğle ve akşam yemeğinde de iddialı olduğunu belirtelim. Öyle ki adını, Kurmanci'de -İngilizce'deki lunch gibi öğle yemeğini anlatmak için kullanılan- Firavin'den alan bir mekân bile var şehir merkezinde. Keledoş başta olmak üzere kentin yöresel yemeklerinin en lezzetli versiyonlarını yiyebileceğiniz bir yer burası. Tandırı da, tecrübeyle sabit, aşırı iyi.

DÜNYANIN HALEN YAŞANILAN EN ESKİ KENTLERİNDEN

Kahvaltısından kedisine, Akdamar Kilisesi'nden -Vizontele filminin sahneleriyle de hafızalara kazınmış- heybetli 'Artos'a ve onun eteklerinde süzülen şirin Gevaş'a, muhayyel 'Van Gölü Canavarı'ndan, gölün NASA'nın fotoğraf yarışmasında finale kalmasına kadar Van'a ait her şey kültür ve turizmin şaha kalkmasına vesile olacak potansiyele sahip.

Yazıya Van Kedisi'yle başladık, onunla devam edelim. Van Kedisi, bin yıllardır gölün (ya da 'deniz'in) kıyısında yetişip, buna uygun biçimde evrimleştiği için kendi türünün en iyi yüzücülerinden biri. Ancak en ilginç özelliği bu değil. İki göz rengi farklı olabilen bir safkan ırk. O yüzden, teşbihte hata olmaz, metnin girişindeki benzetmeyle Korona haritasını çağrıştırıyor.

Van Kedisi'nin gözü üç gruba ayrılıyor. Bu üç gruptan ilk ikisinde göz renkleri turkuaz mavisi de olsa, kehribar da olsa aynı. En ilginci üçüncü grup; biri mavi, diğeri kehribar olan heterokromik (genelde gözde görülen renk farklılığı) gözlere sahip olan grup bu.

Kentin tescilli markası Van Kedisi'nin göz rengi, aslında genetik bir anomaliye işaret ediyor. Bu 'anormal', ama ilginç tür için 100. Yıl Üniversitesi'nde Van Kedisi Araştırma Merkezi (VKAM) kurulmuş.

Van, ayrıca dünyada halen yaşanılan en eski kentlerden biri. Bu listeye giren başka Türkiye şehirleri de var elbette. Gaziantep Dülük, Mardin Nusaybin, Mardin merkez ve Şanlıurfa Harran gibi…

İnsan yerleşiminin Milattan Önce 7 binlere dek uzandığı Van'ın isminin kaynağı ile ilgili ise iki görüş ağır basıyor: İlkine göre Van, şehrin kurucusu olan valinin adını taşıyor. Daha geçerli olan ikinci görüşe göre ise Urartular, başkent yaptıkları kente Tuşpa'nın yanı sıra şehir anlamına gelecek şekilde 'Viane' ismini verdiler, Van adı da buradan doğdu.

Urartular, bölgede büyük bir medeniyet kurdu. Ancak bu medeniyet Milattan Önce 7. Yüzyılda yıkıldı. Yaygın kanaate göre Medler'in saldırıları sonucunda… Henüz pek rağbet görmeyen diğer teze göre ise büyük bir deprem sonucu oluşan ekonomik ve toplumsal çöküntüyle yıkıldı Van. Kent, deprem kuşağında yer aldığına göre mümkündür.

Urartular'dan kalan en görkemli yapı Van Kalesi. Bölgede bin yıllarca yaşamış Ermeniler'den kalan en önemli eser ise meşhur Akdamar Kilisesi. Yedinci yüzyılda Van'a getirilen önemli bir tarihi parçanın saklanması amacıyla inşa ettirilmiş bir kilise Akdamar.

TAPINAK ŞÖVALYELERİ'NİN MİTRA FESTİVALLERİ!

Van'ın ezoterik kültürü Urartular ve Ermeniler'den ziyade kentte uzun bir süre hâkim olmuş Hurriler'den geliyor. Milattan Önce üçüncü bin yıldan itibaren sonradan Zerdüştlüğün ahit, yemin ve anlaşmalardan sorumlu ilahi varlığı haline gelecek olan Mitra'yla (Güya sözleşmelere uyulup uyulmadığını denetlermiş!) ilgili ilk kayıtlara Suriye'den İran'a geniş bir coğrafyada medeniyet kuran Hurriler'de rastlanıyor.

Bu Hurriler, dünyanın bilinen ilk müziği olan Hurrian Hymn'i (Milattan Önce 1400'lere tarihlendiriliyor) bestelemiş Suriye Ugarit'teki Hurriler. Doğu Akdeniz'den 'Uzak Doğu' Anadolu'ya ve Basra'ya kadar yayılmışlardı sonuçta.

Mitra, yine M. Ö. 1400 yılında Hurrilerle Hititler arasında yapılan bir anlaşmanın şahidi olarak anlatılmış. Zaman içinde de Zerdüştlüğün kutsal kitabı Avesta'ya 'anlaşma' manasında geçmiş. Bu yönüyle Van, Zerdüştlüğün kitabında bahsi geçen en önemli anlaşmanın merkez üssü.

Mitra'nın, Zerdüştlük'teki sözde iyilik tanrısı Ahura Mazda tarafından yaratıldığına inanılıyor. Zerdüşt de, inanışa göre Ahura Mazda'nın peygamberi.

Zerdüştlüğün kutsal kitabının ilk çevirisi ünlü Fransız oryantalist Anquetil Du Perron tarafından 1761'de yapıldı. (Bu iş de yine Batılılara bırakılmış. Hiç olmazsa İran, kendi mazisini dünyaya anlatabilirdi.) Sıklıkla Avesta'yla birlikte geçen Zend ise 'Zerdüştîan' bir teknik terim. Zerdüşt kutsal metinlerinin tefsir ve şerhlerini ifade etmek için kullanılıyor.

Zerdüştlük 'ölü bir din' değil. Halen inananlar var. İslamiyet'in İran'a girmesinden sonra 7. yüzyıldan itibaren başlayan göçlerle birlikte Zerdüştîlerin çoğu Hindistan'a gitmiş. Halen orada sınırlı sayıda Zerdüşt var. Ayrıca İran'da Kirman, Yezd, Tahran, Şiraz ve Kaşan'da yaşamaya devam eden Zerdüştîler de bulunuyor.

Daha enteresanı Mitra'nın Anadolu'nun en doğusundan, yani Van'dan Anadolu'nun batısına yayılışı. Mitra, kuzeyde Pontus'ta ve batıda Kapadokya'da etkili olmuş, hatta Anadolu kökenli pagan tanrıçası Kibele kültü ile de birleşmiş.

1129 yılında Roma Kilisesi tarafından da resmen tanınan Tapınak Şövalyeleri başta olmak üzere Kudüs'e giden Romalı askerler arasında Mitra, bir pagan kültü olarak yayılmaya başlamış ve Kudüs güzergâhı üzerindeki kentlerde Mitra Festivalleri düzenlenmiş. Bu festivalleri, Tapınakçılar kendileri düzenlemiş gibi sahiplenmiş.

BÜYÜK İSKENDER'İN YAKTIRDIĞI KUTSAL KİTAP

Türkiye'de Zerdüştlük konusunda en derin akademik araştırmaları yapmış isimlerden biri Prof. Dr. Nimet Yıldırım. Bu yüzden bu kadim dini anlamak için Yıldırım'ın çalışmalarına başvurmak elzem. Atatürk Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeliği yapmış biri Nimet Bey. (Tıpkı edebiyat eleştirmeni Berna Moran'ın erkek olması gibi Nimet Yıldırım da kadın değil, erkek.)

Yıldırım'a göre Zerdüştlüğün kutsal kitabı, İrani diller (Buna Kürtçe de dâhil) ve Fars edebiyatıyla ilgili en eski ve en önemli metin. (İran'ın, İslamiyet'i seçmesinden önce resmi din olarak benimsediği Zerdüştlük, Kürtler'in de İslamiyet'ten önceki diniydi. F. Ü.)

Zerdüştlüğün kutsal kitabının geçmişi, Milattan Önce 2 bine kadar gidiyor. Yıldırım; 2011 yılındaki akademik çalışmasında Avesta'da tarih, kültür, medeniyet, din, siyasi ve sosyal konular, inançlar, gelenek ve görenekler, mitolojiler, kahramanlık anlatıları olmak üzere birçok alanda çok önemli ve başka kaynaklarda bulunamayacak bilgilere yer verildiğini belirtiyor. Kitap beş bölümden oluşuyor: Yasna, Yaştlar, Visparad, Horde Avesta, Vendidad.

Büyük İskender'in İran'ı fethinden sonra Zerdüştlüğün kutsal kitabının nüshaları yakıldı, ortadan kaldırıldı. (İznik Konsili'nde Barnabas'a atfedilen efsanevi İncil'in yakılması gibi…)

Bu aşamadan sonra kitap, âlimler tarafından yeniden kaleme alındı. Ancak İran'ın sözlü geleneği, kitabın orijinalinin muhafaza edilmesi için yeterli olmadı ve kitabın içeriği tahrif oldu.

Kitap, Sasanî İmparatorluğu döneminde İran millî ve dinî değerlerinin derlenip toparlanması projesi çerçevesinde yeniden düzenlendi. Aslında bir başka deyişle siyasi birlik için kullanıldı. Zamanla Sasanî İmparatorluğu, şimdinin İsrail'i gibi bir din devleti haline geldi ve Zerdüştlük devletin resmi dini oldu.

Tahrifatların da etkisiyle Avesta, yalnızca bir din kitabı olmaktan çıktı. Kitap, bugünkü haliyle; evrenin yaradılışı, ahiret, kıyamet, ölüm sonrası hayat, manevi hayatın dinamikleri, ahlak, gelenek ve görenekler gibi dinsel ve uhrevi meselelerin yanı sıra mitolojik rivayetler, kahramanlık anlatıları, astronomi, astroloji, hukuk kuralları, dünyanın yapısı, tıp gibi dünyevi meseleleri de işleyen, hatta bunun da ötesine geçerek ülke yönetimi, ordu, evlilik gibi siyasal ve toplumsal konulara da eğilen bir metin. Zaten Avesta, metin anlamına da geliyor.

Metin; 12 bin vuruşu aştı, artık toparlayalım: Dünyanın en kadim kentlerinden biri olan Van, Urartular'ın ve daha önemlisi Zerdüştlüğün tarihsel izlerinin de sürülebildiği ezoterik bir kent ve bu yönüyle de kültür-turizm açısından gelecek vadediyor.

Tabii risk haritasının sarıdan turkuaz mavisine dönmesi ve giderek virüs terörüyle mücadelenin, 'son virüs kalmayıncaya' dek sürmesi koşuluyla… Şehrin ezoterik kültürünü, turizm ekonomisine tahvil etmenin şartı bu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA