Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yirminci yüzyılın ilk 'vekâlet savaşı'nda yedi düvelin desteğiyle Türkiye'nin karşısına dikilen Yunanistan, bir asır önce ne yaptıysa şimdi de aynısını yapıyor. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere ve başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin silahlandırıp üzerimize saldığı Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı 'ın Ankara'daki ortak basın toplantısında yaptığı haddi aşan açıklamaları, yine 'Avrupa'nın sesi' olarak okumak gerekiyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun, dünya kamuoyu önünde 'münazara' havasında geçen toplantıda Dendias'a gereken cevabı verirken sarf ettiği aşağıdaki cümleler, 'Bir yüz yıl önce olduğu gibi bize kimsenin vekili olarak gelmeyin' şeklinde yorumlanabilecek türden:

"Burada ikili şekilde bu konuları çizebiliriz, ama yaşanan süreçte medet umduğunuz AB'nin ve diğer ülkelerin, hangi amaçla bunu yaptıklarını da biliyoruz, size herhangi bir fayda sağlayamayacağını da görmüş oldunuz, göstermiş olduk. Bu anlamda biz ikili düzeyde beraber bunu görüşmeye devam edecek miyiz? Böyle kavga etmeye devam mı edeceğiz? Bir karar vermeniz lazım."

Belli ki Yunanistan kendi başına bu kararı vermiyor, veremiyor. Başta ekonomik sebepler üzere çeşitli saiklerle Avrupa'ya göbekten bağlı çünkü. Bundan bir asır önce de, hatta öncesinde de peşine takıldıkları 'Megalo İdea' saplantısı yüzünden 'gerçeklik duygularını' kaybetmiş ve bu yüzden yenilgiye uğramışlardı. 21 Şubat 2016'da bu köşede yayınlanan 'Ankara saldırısının şifreleri' başlıklı yazıda Birinci Dünya Savaşı sonrasında fiilen çatıştığımız Yunanistan'ın dünyanın o dönemki büyük güçleri adına 'vekâlet savaşı' yürüttüğünü ve bunun 'proxy war' denilen türün ilk örneği olduğunu yazmıştık.

Yunanistan, bir vekâlet savaşçısı olmakla övünebilir. Ancak bu, devletlere yakışan bir sıfat değildir, çünkü vekâlet savaşçılığı, günümüzde devletleşmeye çalışıyor olsalar da büyük güçlerin terör örgütlerine reva gördüğü bir özelliktir ancak.

VEKÂLET SAVAŞININ AKADEMİK AÇIKLAMASI

Akademisyen 'nun, Yunanistan'ın vekâlet savaşçılığı sicilini ayrıntılı biçimde gözler önüne seren bir çalışması mevcut. Mutlu, bahse konu çalışmasında hem Yunanistan'ın bir vekil olarak, hem de kendisinin vekâlet verdiği paramiliter gruplar üzerinden Türkiye'ye saldırdığını anlatmış:

"Günümüzde sıklıkla duyduğumuz vekâlet savaşları teriminin bir örneği de Türklere karşı sergilenmiştir. İsyanı başladığında Batı'da Rumlara karşı büyük teveccüh doğmuştu. Binlere varan gönüllü Avrupa ülkelerinden ve Amerika'dan isyana katılmak için Mora'ya gelirken, Batılı ülkeler ise isyana cömert yardımlarda bulunmuşlardır. Bu yardımın altında yatan Batı'daki Türk düşmanlığı olduğu kadar Batılı ülkelerin kurulacak Yunanistan'ı Akdeniz'de ileri bir karakol olarak kullanmak istemeleriydi. Birinci Dünya Savaşı başladığında Avrupa cephelerindeki savaş umulanın aksine hızını yitirip siper

çatışmalarına dönüşerek durgunluk kazanmıştır. Savaşta İngiltere açısından Almanya'ya karşı yürütülen mücadelenin yol açtığı yıkım ve getirdiği ağır yük, İngiliz hükümetini ekonomik olarak bir hayli yıpratmıştır.

Savaşın sonu, tıpkı Makedonyalıların Pirus Zaferi'ni anımsatmaktadır. Nitekim Makedonya Kralı Pirus Roma'yı yenmiş olmasına rağmen ülkesi, savaştan bitkin bir vaziyette çıkmıştı. Büyük Savaş'ta yorgun düşen İngiliz ordusu Anadolu'daki yeni bir savaşı göze alamazdı. İngiliz Başbakanı Lloyd George, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı Hükümeti'ne gönderdiği telgrafta, Sırpların Anadolu'ya asker çıkararak Türklerle savaşmaları teklifinde bulunmuştur. Fakat yapılan teklif adı geçen krallıkça reddedilmişti. Aynı teklifi Megalo İdea fikriyle yanıp tutuşan Yunanlılara yapan İngilizler olumlu cevap almıştı. Bunun üzerine İngiliz devlet adamları Anadolu'nun işgali için I. Dünya Savaşı'nda yıpranmamış Yunan ordusunu kullanmaya karar verdi.

Milli Mücadele'nin sona ermesiyle Yunanlıları Anadolu felaketine sürükleyen Venizelos, bir Türk diplomatına İngilizlerce kullanıldıklarını itiraf etmişti."

LİBYA'DAKİ 'PEŞİN SATAN' POZU

Bu tarihsel perspektifi göz önüne alarak Dendias'ın söylemlerini daha ayrıntılı yorumlayalım. Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın açıklamalarını, Türkiye'nin Libya'daki meşru hükümetle geliştirdiği güçlü ilişkilere karşı bir 'Fransız homurdanması' olarak da okuyabilirsiniz. Zira Yunanistan, Türkiye'nin Libya'daki etkinliğine karşı Fransa'nın sözcülüğüne soyunmuş bir ülke konumunda ve bu yönüyle onun diplomatik açıdan 'vekâlet savaşçısı'.

Yunanistan, bu uğurda daha önce Libya konusunda kendisini sonradan küçük düşürecek skandal bir diplomatik karara da imza atmış, Libya'nın şimdiki Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed El Menfi'yi (Türkiye için soyadının aksine müspet biri) Atina Büyükelçisi iken sırf Türkiye'ye tepki olsun diye 'persona non grata', yani istenmeyen adam ilan etmişti. Böylelikle sınır dışı ettiği büyükelçiyi sonradan başkan olunca evinde ziyaret etmek zorunda kalmıştı.

Bu yüzden Dendias'ın açıklamalarını, Menfi'nin 6 Nisan'da Yunan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'i bu kez ülkesinde lider olarak ağırlarken verdiği 'peşin satan' pozunu da hesaba katarak değerlendirin derim. Miçotakis'in, sınır dışı ettiği Menfi'nin ayağına gitmek zorunda kalması da kaderin ironik bir tecellisiydi, bahs-i diğer.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildikten sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşen ve ardından da basının karşısına çıkan Dendias'ın, toplantıda yaptığı en skandal açıklamalardan biri şuydu:

"Türkiye bizim egemenlik haklarımızı ihlal ediyor. Böyle devam ederse yaptırımlar gelebilir."

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, verdiği cevaplarla Dendias'ın iddialarını tek tek çürüttü. Bu cevaplar; Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'deki tavrını değiştirmeyecek olsa da dünya kamuoyunun 'çözüm arayanın' ve 'işi yokuşa sürenin' kim olduğunu görmesi açısından önemliydi.

Aslında Dendias'ın bu tür açıklamalar yapabilecek potansiyele haiz biri olduğu geçmiş sicilinden anlaşılıyor. Çünkü Dendias, 9 Temmuz 2019'da Dışişleri Bakanlığı'na gelir gelmez skandal açıklamalarda bulunmaya başlamıştı. Türk Dışişleri, Dendias'ın görevinin ilk günlerinde yaptığı "Türkiye, Doğu Akdeniz'in haylaz çocuğu gibi hareket etmeyi bırakmalıdır" şeklindeki haddi aşan açıklamasına, "Avrupa'nın şımarık çocuğu unvanı Yunanistan'a aittir" cevabını vermişti.

Dendias, Ağustos 2019'da da 650 kişiyi taşıyan 16 tekne Yunanistan'ın Midilli Adaları'na gidince Türk büyükelçisine Yunanistan'ın derin kaygılarını iletmişti. Yunan sahil güvenliğinin batıramadığı teknelerdi bunlar. Mültecileri denize dökme pahasına botları batırdıklarını cümle âlem biliyor çünkü.

Nikos Dendias, Dışişleri Bakanlığı'ndan önce Milli Savunma Bakanlığı, Kamu Düzeni ve Vatandaşı Koruma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Başkanlığı gibi görevlerde bulunmuş biri.

Ülkesinde hukuk eğitimi alan, sonra da İngiliz rahle-i tedrisinden geçen Dendias, London School of Economics'te kriminoloji yüksek lisansı yapmış.

Dendias, Suriyeli mültecilerin sığınma talebinin reddedilmesi ve ülkesinin sınırlarına akın eden diğer göçmenlerin kabul edilemez koşullarda alıkonulmasını önerdiği için ülkesi içinde bile eleştirilere muhatap oldu.

Dendias, Adalet Bakanı iken de Neo-Nazi Altın Şafak Partisi'nin faaliyetlerini engellemek için bu partiye devlet finansmanını engelleyecek bir yasa önerdi. Bu, elbette olumlu bir karar ancak bu kararın da Almanya'nın telkini üzerine alındığını anlamak zor olmasa gerek.

Dendias, Yunanistan'ın adaları uluslararası hukuka aykırı biçimde silahlandırmasını Ankara'daki toplantıda fütursuzca savundu. Kendisi de bir adalı. İyonya Denizi'ndeki Corfu adlı bir adada 7 Ekim 1959 tarihinde dünyaya geldi. Ailesi de yine aynı bölgedeki bir adadan.

TARİH, FARKLA TEKERRÜR EDİYOR

Misafir olarak geldiği ülkemizde hakkaniyet ve saygı sınırlarını aşan sözler sarf eden Nikos Dendias, yıllar sonra tıpkı atası Venizelos gibi Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri tarafından kullanıldıklarını itiraf ederse şaşırmayın. Tabii iş işten geçtikten sonra…

Yüz yıl sonra tarih, belirli açılardan tekerrür ediyor. Avrupa'nın hem 'haksız', hem de 'güçsüz' vekili Yunanistan, bir asır önce kaybedeceği bir konvansiyonel savaşa girdiği gibi, şimdi de yine kaybetmeye mahkûm olduğu bir diplomatik savaşa giriyor Türkiye'yle...

Evet, tarih tekerrür ediyor, ancak önemli bir nüansla… Bu kez ne arkaları o kadar güçlü; ne de Türkiye, yüz yıl önce olduğu gibi savaş yorgunu bir ülke…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA