Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

CHP’nin istihbarat ‘miti’

Madem yazıya, 'eksantrik' bir başlık attık, o zaman CHP'nin, yani Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin istihbarat teşkilatıyla ilişkisinin tekmil geçmişini göz önüne alarak iddialı bir ilk cümle sarf edelim:

CHP'nin; MİT'le, Milli İstihbarat Teşkilatı'yla ilişkisi paradoksal biçimde hem çok basit, hem de karmaşıktır. Tarihi boyunca (Son 10 yıl hariç) kendini, iktidarın siyasal merkezi olarak hep dev aynasında görürken, devlete bakmayı unutmuş ve istihbaratı askerin tekeline bırakmıştır.

Askere siyasal yetki devrinde (Öyle ya, MİT geçmişte başbakanlara darbeleri haber vermeyecek kadar askere çalışırdı.) CHP açısından anlaşılmayacak bir şey yoktur. Çünkü CHP, nihayetinde 'ordu intelijansiyası'ndan çıkmıştır. (İntelijansiyanın, İngilizce'de hem istihbarat, hem de zekâ anlamına gelen intelligence kelimesiyle etimolojik akrabalığı bahsi diğer.)

CHP, post-Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki uzun tarihi boyunca sivilleşemediği ve dolayısıyla halkla hakkıyla bağ kuramadığı gibi devletle olan bağını da zaman içinde, bilhassa da İnönü sonrası dönemde tahripkâr biçimde zayıflatmıştır. Bunun en çarpıcı alamet-i farikalarından biri ise sistemin idam ettiği Adnan Menderes, sistemin içerideki (bürokrat kökenli) muhalifi Turgut Özal ve dahi devleti hemen hiç tanımayan Tansu Çiller bile MİT'i değiştirmeye, dönüştürmeye çalışmışken, CHP'nin hiçbir zaman bunu aklından dahi geçirmemiş olmasıdır. CHP'nin bilinçdışında mitolojik bir istihbarat fobisi, korkulu bir istihbarat miti yatmaktadır. (Bunu yazının tamamını okuyunca daha iyi anlayacaksınız, yazının temel amacı da bu zaten.)

Zira tıpkı kendini tersinden gerçekleştiren kehanet gibi CHP, "İstihbarat zaafı var" dedikçe Türk istihbaratı güçlenmiş, "Türkiye istihbarat devletine dönüyor" dedikçe de ülkemizin dış operasyonlara karşı bağışıklığı zayıflamıştır.

CHP'NİN 'JUNGİEN' ARKA PLANI

Bunu Carl Gustav Jung'un, kolektif bilinçdışı teziyle paralel düşünürsek CHP'nin, tarihsel arka plan nedeniyle içe dönük bir savunma anlayışının evladı olduğunu da göz önüne almamız gerekir. (2001'de İrlanda Wicklow'da röportaj yaptığım Mossad'a yakınlığıyla bilinen yazar Gordon Thomas da Türkiye'nin istihbarat bağlamındaki eski içe dönüklüğünü, 'self enclosed'-içe kapanık sözüyle vurgulamıştı.)

CHP'nin siyasal arketipleri, istihbaratın ya sadece dışarıda 'ava çıkacağı' ya da sadece içeride, mağarada savunmada kalacağı bir 'siyasa' üretebilir ancak. CHP, ikisinin bir arada yapılabildiği bir istihbarat politikasına ise pek inanmaz bile.

Belki kimse farkında değil ama CHP'nin, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilme arifesinde ve sonrasında verdiği istihbarat sınavı, misal 2021 yılındaki, yani bu seneki asgari ücret muhalefetinin fersah fersah gerisindedir. Türkiye'de her şeye -maaşlar hariç- zam geldiği bir dönemde, asgari ücretin yüzde 50 zamlanmasının sadece asgari ücretlileri değil, alt ve orta sınıf herkesi sevindirdiği izahtan vareste. CHP'nin ekonomik muhalefeti topluma bir şey kazandırıyorsa buna muhalefet etmenin de âlemi yok. İktidar, CHP'nin muhalefetine ihtiyaç duymadan da düşük gelirliyi korumayı kendine şu süreçte ilke edindiyse bunları konuşmaya gerek bile kalmaz.

Bu yazıyı da CHP'yi yerden yere vurmak için değil, 26 yıldır üzerine çalıştığım bir alandaki delalet seviyesindeki kusurlarını söylemek niyetiyle yazıyorum.

Hali hazırda CHP, maalesef yalnızca iktidar cephesinden bakıldığında değil, muhalifler açısından bakıldığında da 'istihbarat zaafı' olan bir partidir ve bu konudaki zaafını (istihbaratçılar motif derler) devletin, milletin zaafına dönüştürme potansiyeline de haizdir. Daha usturuplu nasıl ifade edilir bilmiyorum.

KILIÇDAROĞLU'NUN İSTİHBARATLA İMTİHANI

İmdi... Buraya kadarki soyut anlatımı somutlaştırmak adına yukarıdaki cümlelerin kanıtlarını arayalım. Yakın tarihten… Biraz gazetecilik yapalım. Bundan sonra daha çok alıntılarla gideceğiz, kaynağını vererek elbette. Aralarda bu alıntıları değerlendireceğiz ve en sonra da ana fikri belirtip çıkacağız metinden. Şimdi, buyrun istihbari dalaletler şölenine:

"MİT arşivi sergilensin.

CHP İstanbul Milletvekili Kılıçdaroğlu, Nâzım Hikmet ve Mehmet Âkif gibi saygın insanlar hakkında MİT arşivinde bulunan bilgilerin açıklanmasını istedi. 'MİT arşivindeki bilgiler sergilensin' diyen Kılıçdaroğlu, böylece MİT'le halk arasında sıcak ilişkilerin kurulabileceğini kaydetti."

(Kılıçdaroğlu, bu sözleri 10 Kasım 2005 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda başbakanlık ve ilgili kuruluşların bütçesinin görüşmeleri esnasında sarf etti. Meclis tutanaklarından devam edelim:

"Başkan - Teşekkür ederiz. Sayın Kılıçdaroğlu, buyrun.

Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının değerli bürokratları;

Sayın Bakan konuşmasında hukukun üstünlüğünden söz etti ve hukuka hepimizin saygı duyması gerektiğini söyledi. Yine, siz bir ara Türk Ceza Kanunu'nda değişiklik oldu, istihbaratı durdurdunuz. Polis dinleyemedi, bu dinlemeyle ilgili… Yani, ne MİT'in, ne polisin, ne JİTEM'in, ne diğer istihbarat örgütleri dinleyemez hale geldiler ve bu konuda da şikâyette bulundunuz.

Sizin demeciniz var, dediniz ki: 'Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklik, terörle mücadele konusunda bizim elimizi kolumuzu bağladı.' Peki, bu konuda ilgili devlet kurumları 'Yapmayın, bu olursa, biz ileride ciddî sorunlarla karşılaşırız' diye size bir uyarıda bulunmadılar mı; herhalde uyarıda bulunmuşlardır. Peki, bu yasa geçtikten sonra niçin itiraz ettiniz ve gerçekleşti?"

(Kılıçdaroğlu böyle diyor. Bir defa bu tutanakların tutulduğu tarih itibarıyla Türkiye'de JİTEM yoktu. Geçmişte de bir 'gayrimeşru çocuk' olarak vardı sadece, hiçbir yasa JİTEM'i baz alınarak yapılmadı Türkiye'de. Ama Kılıçdaroğlu yine de sorusunda haklı. Peki, bugün ana muhalefet partisinin lideri olarak aynı şeyleri söyleyebilir mi? Misal, "Ya bu TCK; kritik bir süreçte MİT'in çalışmalarını zorlaştırıyor (Ki MİT'in, kurum olarak TCK ile pek işi olmaz, Emniyet'in daha çok olur.) siz bakan olarak görememiş olabilirsiniz ama ben söylüyorum" diyebilir mi? Tabii ki hukuk çerçevesinde… Devam edelim:

"Kılıçdaroğlu: Millet İttifakı'nı bozmak için istihbarat devreye sokuldu." (CHP Lideri'nin 3 Ekim 2019'da Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya'ya verdiği röportajdan.)

Yargı veya kanaat değil, bulgu, isim, tarih verilmeli böylesi bir iddia için…

Devam diyelim:

"Kılıçdaroğlu, 'Bu ülkenin istihbarat örgütleri ne yapıyorlar, nasıl yapıyorlar, ellerini, kollarını sallayarak, ellerinde silahlarla, bayraklarla gidiyorlar ta savcının odasına kadar giriyorlar. Ne oluyor bu ülkede?' diye sordu."

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit edildiği saldırıdan sonraki cümleleri böyle. O konuyu hiç açmasak daha iyi, çünkü CHP o konuda iyi bir sınav vermedi.

KILIÇDAROĞLU'NUN 15 TEMMUZ SÖYLEMLERİ

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili sözlerine geçelim Kılıçdaroğlu'nun. Malumunuz, 15 Temmuz darbesinden sonra 'kontrollü darbe' sözünü ilk ortaya atan kişi Kılıçdaroğlu oldu. Ayrıca Olağanüstü Hal'in ilan edildiği 20 Temmuz'a da 20 Temmuz darbesi dedi. Daha bitmedi: 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 31 Ağustos 2016'da Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'yi arayarak "Adil Öksüz konusunda bana 20 gün önce önemli bir bilgi geldi" dedi. Ve sonra bombayı, yani 'Adil Öksüz'ün, MİT ajanı olduğuna dair istihbaratı patlattı! Bu da yetmedi, el artırdı ve bir sahte MİT belgesinin dolaşıma girmesine vesile oldu. Hâlbuki istihbarat teşkilatının resmi yazışmalarındaki jargona uymayan, kâğıdın içine yerleştirilmeye çalışılmış 'filigran'ların (çok gizli istihbarat belgelerinin barkodu olarak düşünün) bile üstünkörü ve sayıca fazla biçimde yapıldığı bu belgenin sahte olduğunu anlamak için istihbarat uzmanı olmaya gerek yoktu. Belge, Kılıçdaroğlu'nun talimatıyla MİT'e gönderildikten sonra MİT'ten de bu doğrultuda bir cevap geldi. Yazıda imzası bulunan kişilerin unvanları yanlış yazılmıştı, amir onayları yoktu, belge MİT tarafından kullanılan formata uymuyordu, MİT'e ait gizli filigran sistemi belgede yanlış yer alıyordu. Her şeyden önce bunları konuşmaya bile gerek, Adil Öksüz hiçbir zaman MİT'e çalışmamıştı.

İmdi... Gelelim MİT TIR'ları meselesiyle ilgili söylemlerine:

Kılıçdaroğlu: "Milli İstihbarat Teşkilatı'nın silah kaçakçılığı yapmak gibi bir görevi yok. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yasasına baktığınızda, örgütün operasyonel eylem yapma yetkisi de yok. Sadece istihbarat toplar ve Sayın Başbakan'a sunar, bu kadar."

Bu cümleler 20 Ocak 2014 tarihli Anadolu Ajansı haberinden… CHP Lideri'nin bu cümleyi FETÖ'nün MİT TIR'larını durdurmasından sonra sarf ettiğini tahmin edersiniz. FETÖ operasyonu üzerinden ülkesinin istihbarat teşkilatına yüklenecek kadar istihbarattan bihaber bir lider. Ayrıca MİT'in operasyon yapma yetkisinin olmadığını sanıyor, savunuyor. Hâlbuki 2014'te hazırlanan yasa çıkmadan önce bile vardı. Devam edelim:

24 Ocak 2019'da Uğur Mumcu'yu anma töreninde "Türkiye istihbarat devleti mi?" diye sordu. Bu konuşmadan beş yıl önce FETÖ, MİT Yasası'nın hazırlandığı dönemde "Türkiye El Muhaberat devleti olacak" diye kara propaganda yapıyordu. Paralel söylem…

REYHANLI İÇİN NE DEMİŞTİ?

Şimdi gelelim biraz da özeleştiriye... Önce aşağıdaki cümleleri okuyun lütfen:

"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Reyhanlı'da istihbarat zafiyeti olduğunu belirterek, Hatay'da her türden istihbaratçı olduğunu söyledi.

İkinci tespitlerinin istihbarat zafiyeti olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, Hatay'da her türden istihbaratçı olduğunu belirterek, kamu görevlilerinin şikâyetçi olduğunu ve her türlü teröre açık olduğunu kaydetti. Hatay'da yabancı devletlerin askerlerinin cirit attığını söyleyen Kılıçdaroğlu, 'İstihbaratı kendi vatandaşın için, siyasi ikbalin için kullanırsan Türkiye'nin başını beladan kurtaramazsın" dedi.

Kılıçdaroğlu'nun 14 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı saldırısıyla ilgili yaptığı açıklamada çok daha sert söylemler de var:

"Sınır tam yolgeçen hanı. Sen nasıl bir devletsin. Burada her türlü marjinal, radikal teröriste yer açtın. Etrafına çevirdin, burada eğitim yapın dedin. Eline silah verdin. Git Suriye'ye orada kardeşini öldür dedin. Bu yakışır mı Başbakan'a. Türkiye'yi Bekaa Vadisi'ne döndürdüler. Özgür Suriye Ordusu, karargâhını Türkiye diye ilan ediyor. Tüm dünyaya duyuruyor. Biz olmaz diyoruz. Recep Tayyip Erdoğan olur diyor. Eğer siz sınırı kaldırdıysanız bunun bir gerekçesi vardır. Her türlü terörist grubunu Türkiye'ye davet ediyorsunuz."

Bu kadarı yeterli. Size asıl önemli kısmı söyleyeyim: Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamalarını bizim gazetenin internet sitesinden aldım. İnanmıyorsanız linkini de vereyim: (https://www.sabah.com.tr/gundem/2013/05/14/kilicdaroglu-istihbarat-zafiyeti-var)

Şimdi, Kılıçdaroğlu'nun bir başka açıklamasıyla devam edelim:

"Cumhurbaşkanı Gül tarafından onanan MİT Yasası'na tepki gösteren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, devletin bir istihbarat devleti haline geldiğini savunarak, "Dün bir yasa geçti yine, MİT Yasası. Devleti bir istihbarat teşkilatı haline getirdiler. Bir istihbarat devleti haline getirdiler. Hukukun üstünlüğünün olduğu yerde, istihbarat elbette olur ama istihbarat ana aktör olmaz, ana unsur olmaz. Şimdi siz istihbaratı ana unsura döndürdünüz. İstihbaratla devleti yönetiyorsunuz" dedi. (26 Nisan 2014 tarihli açıklaması.)

Devamı da var: "17 Aralık operasyonunu paralel devlet yaptı deniliyor. 17 Aralık operasyonunu bu devletin vicdanı yapmıştır. Bu devlet sıradan bir devlet değil, gelenekleri olan bir devlettir. Paralel devlet yaptı, paralel devlet yaptı deniliyor."

FETÖ için ilk kez 'paralel devlet' diyen kişi olarak bu konuda fazla yorum yapmayayım. Ama 17 Aralık asla bir vicdanın ürünü değildi. Devletin vicdanı o şekilde çalışmaz.

MİT'İ GESTAPO İLE MUKAYESE ETMEK…

Kılıçdaroğlu, 15 Nisan 2014'te de MİT Yasası'na karşı çıkarken, "Gestapo modeli istiyorlar" demiş, diyebilmişti. Bir başka deyişle MİT'i, Nazilerin gizli polis teşkilatına benzetmişti. Bu; akla, vicdana ve hakikate uymaz.

Daha bitmedi efendim, asıl bomba geliyor: Şimdi muhalefette CHP'yi aratmayan Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2014 yılında bir polemiği var. Bugünlerde bir başka gözle okunması gereken bir polemik… Alıntıyla devam edelim:

"Davutoğlu, 23 Kasım 2014'te Kılıçdaroğlu'nun "Milli İstihbarat Teşkilatı CHP'yi bölmek için faaliyet gösteriyor" şeklinde iddialarda bulunduğunu anımsatarak "Bu, 7 Şubat 2012'de MİT'e yapılmaya çalışılan komplonun devamı mahiyetindedir. Açık söylüyorum, Kılıçdaroğlu'nun kulağına bunu fısıldayanlar, 7 Şubat komplosunu MİT'e yapan çevrelerle aynı çevrelerdir" dedi. Yani FETÖ'cülerdir diyor Davutoğlu. Bugüne uyarlayarak yorumu siz yapın.

Son olarak geçtiğimiz ekim ayında elinde bilgi, bulgu, delil olmadan "Siyasi cinayetler konusunda kaygılarım var" diye açıklama yaptı. Bu da bir istihbari skandaldı.

CHP'nin ve hali hazırdaki liderinin istihbarat teşkilatıyla ilişkisinin kodlarını çözmek için yakın tarihte kısa bir gezintiye çıktık.

Bu yazıyı yazmak için istihbarat uzmanı olmaya da gerek yok. Google'da Kemal Kılıçdaroğlu, istihbarat diye arama yapınca bunların hepsi çıkıyor.

Baştaki cümlelere dönerek kapatalım:

CHP, tarihi boyunca (son 10 yıl hariç) kendini, iktidarın siyasal merkezi olarak hep dev aynasında görürken, devlete bakmayı unutmuş ve istihbaratı askerin tekeline bırakmıştır. Kendi yapamadığını bir başka parti yaptığı, yani istihbaratı askerin tekelinden aldığı için de içten içe öfkelidir. Kılıçdaroğlu'nun yukarıda okuduğunuz söylemleri de işte bu bilinçaltı kızgınlığın tezahürü.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA