
Bazıları sinsiyi gözünden tanır. Öyle derler. Sinsinin bakışlarında hep bir kaçamak, fıldır fıldır bir tuzak vardır...
"Hınç İnsanları" bahsinde dediğimizi tekrarlayayım: Sinsi aslında "korkak ve iktidarsız" biridir. Ama zekidir. Zekânın çok övülecek bir şey olmadığının da ispatıdır.
Zekâsını "Karanlıklar Prensine" ödünç vermiştir.
Evet, iblisle bir sözleşme yapmıştır...
***
İnsanlık tarihi kadar eski, ancak şu modern karmaşada her zamankinden daha tehlikeli bir kavramdır bu. Günlük dilde "saman altından su yürütmek" ya da "arkadan iş çevirmek" gibi deyimlerle basite indirgenen bu olgu, aslında insan psikolojisinin, felsefesinin ve edebiyatının en zifiri labirentlerinden birine açılır. Sinsilik, sıradan bir ahlâki kusur olmanın çok ötesinde; planlı bir manipülasyon, bilinçli bir niyet gizleme ve nihayetinde güveni istismar ederek maddi veya manevi fayda sağlama eylemidir. Bu yönüyle sinsilik, suç dünyasının en katakofti en planlı ve en yıkıcı eylemi olan "dolandırıcılık" ile doğrudan, organik ve kaçınılmaz bir bağ kurar. İki kavram da gücünü açık bir saldırıdan değil, örtülü bir sızma eyleminden ve rıza devşirme stratejisinden alır.
Uluslararası psikoloji literatürü, sinsiliği "Karanlık Üçlü" olarak adlandırılan Narsisizm (Bana bir şey olmaz), Psikopatlık (Sıfır merhamet) ve Makyavelizm ile tanımlar. Makyavelist birey, amaca giden her yolu mübah gören, empati yoksunu bir yırtıcıdır. Sinsiliğin bilimsel karşılığı olan bu yapı, kurbanın zayıflıklarını ve toplumsal zaaflarını (hınçlarını kinlerini düşmanlıklarını) ve dahi açıklarını sabırla izler.

KRİMİNOLOJİDE 'DOLANDIRICI TİPİ'
Sebep: Kişinin borç, bağımlılık veya aşırı lüks tutkusu gibi finansal bir sıkışmışlık içinde olması.
Fırsat: Sistemde sömürülebilecek bir açığın (büyük âfetler, kutuplaşmalar, liyâkatsizlik) bulunması.
Rasyonalizasyon: Kişinin kendi vicdanını rahatlatmak için uydurduğu bahaneler. "Zaten hakkımı vermiyorlardı. Borç aldım, sonra geri koyacağım"...
Sosyal Zekâ ve Manipülasyon: Sinsi insan, kurbanın psikolojisini çok iyi analiz eder. Karşısındakinin ne zaman korkacağını, neye inanacağını, hangi vaatle ikna olacağını sezer.

Stres Yönetimi: Yalan söylerken yakalanma korkusuyla titremez. Soğukkanlılığını koruyabilmesi, yalan makinesi testlerini bile manipüle edebilmesini sağlar.
Sisteme Nüfuz: Dolandırıcı genellikle sistemin kurallarını, açıklarını ve denetim mekanizmalarını o denetimi yapanlardan çok daha iyi bilir.
Kapasite: Kapı açık olabilir (Fırsat), ancak o kapıdan hissettirmeden sızmak ve içerideki herkesi dürüst olduğunuza ikna etmek (Kapasite) özel bir "sinsi yetenek" gerektirir. Kibir boyutu, dolandırıcının iç dünyasındaki narsist yarılmayı ve legal sisteme duyduğu üstenci bakışı tanımlar. Bu boyut, dolandırıcının ahlâki çürümesini tamamlayan şeydir.
Ben Herkesten Zekiyim İnancı: Kibirli dolandırıcı, sistemi kuranların ve kendisini denetleyecek olanların aptal olduğuna inanır. Kuralların "sıradan insanlar" için yazıldığını, kendisinin bu kuralların üstünde bir deha olduğunu düşünür.
Vicdan Tutulması: Kendini üstün gören Sinsi, kurbanlarını "kolayca kandırılabilen saf varlıklar" olarak nitelendirir. Onlara göre kandırılan kişi (kerizdir) bunu hak etmiştir...
Ben Yakalanmam: Sinsi aklın kibri, planının o kadar kusursuz olduğunu varsayar ki yakalanma ihtimalini matematiksel olarak sıfır görür. Bu aşırı özgüven, onları daha cüretkâr ve büyük adımlar atmaya iter.
Şunu söyleyelim: Yakalandığında da yalana, inkâra ve (hileyle yönlendirmeye) manipülasyona devam eder. Asla suçunu kabul etmez...
Mâneviyatsız Aklın Hileye Sapması
Sinsi akıl, sadece var olan bir açığı kollamaz; sahip olduğu bukalemun gibi şekil değiştirme yeteneğiyle o fırsatı bizzat inşa eder. Süreç; "adım adım sızma" denen yöntemle, kurbanı yavaş yavaş kurguladığı sisteme ısındırarak başlar. Sinsi dolandırıcı, insanın ihtiyatlı düşünme mekanizmalarını felç etmek için mutlak yalanlar yerine, doğrulanabilir gerçeklerin arasına gizlenmiş sinsi mikro yalanlar fısıldar. Böylece muhatabını savunma mekanizmalarını... ama sabırla, ama hissettirmeden çökertir.
Filozoflar da bu niyet gizleme ve aldatma sanatını derinlemesine incelemişlerdir. Makyavelli, hükümdara "aslan kadar güçlü, tilki kadar sinsi ol" derken, sinsiliğin hayatta kalma ve iktidar kurmadaki (dolandırıcı) rolünü normalleştirir. Nietzsche (Niçe) ise Ahlakın Soykütüğü eserinde sinsiliği, yetersiz tipin bağımlılığıyla, dünyaya duyduğu "Hınç" kavramıyla açıklar. Göğüs göğüsse mücadele etmekten kaçan sinsi ruh, içindeki nefreti ve eziklik hissini dürüstlük maskesiyle sararak muhatabının defanslarını yıkar geçer. Dirençlerini oyar...

Bu durum, dolandırıcının kurbanına karşı giydiği "Güvenilir İnsan" elbisesinin felsefi temelidir. Sinsi insan, kendi şahsiyetini ve ahlâkını heba etmiştir. Kurbanının zihninde sahte, cazip ve sığınak hissi veren yanılsamalar üretir. Buna göre aldatma eylemi aslında, her iki tarafı da bir şekilde kangren eder...
***
Edebiyat derseniz; sözü edilen psikolojik ve felsefi tipolojileri kanlı canlı karakterlerle hafızamıza kazımıştır. Shakespeare'in ölümsüz eseri Othello'daki Iago (Yago) "saf sinsiliğin" ve dolayısıyla duygu istismarının zirvesidir. Yago, kurbanının en temiz duygusunu (güvenini) ona karşı bir silaha dönüştürürken yüzüne hep "Dürüstlük timsali" maske takar. Onun fısıldadığı her kelime, kurbanın zihnini virütik bir tırtıl gibi ele geçirir.
Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler'indeki Smerdyakov'da ya da Yeraltından Notlar'ın isimsiz kahramanında bu sinsi hıncın toplumsal çürümeyle nasıl birleştiğini görürüz.
Sevdiğimiz yazar Herman Melville ise Güven Avcısı romanında doğrudan dolandırıcılığın ontolojisini yapmıştır. Melville'e göre dolandırıcı, sadece beşerin açgözlülüğünü değil... insanlığa, şefkate ve iyiliğe olan inancını sömüren en aşağılık aktördür. Edebi dehalar, sinsiliğin nihai amacının sadece maddi kazanç olmadığını, doğrudan kurbanın iradesini ele geçirmek ve onu köleleştirerek aşağılamak olduğunu gösterir...
Sinsilik ile dolandırıcılığın kesiştiği nihai nokta, yaratılan tahribatın boyutunda gizlidir. Klasik hırsızlık fiziki bir kayıpla kalırken, dolandırıcılık kurbanın içinde derin bir "İhanet Travması" bırakır. Kurban sadece maddi varlığını değil; insanlığa, adâlete ve en mühimi kendi beyin kapasitesine olan inancını, yani kendine güvenini kaybeder. Felsefecilerin, edebiyatçıların, aydınların, âlimlerin üzerinde birleştiği noktainazar ise şudur:
Sinsilik, mâneviyatsız aklın hileye (kurnazlığa) sapmasıdır...
Bu bize, İnsanıkâmillerin Kitabında, "Evlere kapılardan giriniz." diyen Bakara Suresindeki vurucu âyetin aslında ne söylediğini anlamamıza da olanak tanır. İnsanların kalbine, zihnine (evine), arkadan dolanarak sinsi bir yılan gibi girmeyin... Erdemli olmanın samimiyetiyle ve ortak rızanın gönüldaşlığıyla girin...
***
Oysa arkadan dolananın maskeleri ne kadar estetik, sözleri ne kadar ikna edici olursa olsun, arkadaki niyet her zaman aynıdır:
Kendini gerçekleştirememiş ve bitkin kalmış bir ruhun, başkasının güvenini ve hâlis niyetlerini sermaye yaparak hayatta kalma çabası... Bu yüzden sinsiliğe karşı en büyük kalkan körü körüne bir şüphecilik değil, insan tabiatının yılan çıyan içindeki izbe/ küflü bodrum katını, felsefe edebiyat ve illa ki "İrfanın" bilgeliğiyle okuyabilmektir.
Ancak bu bilgiye sahip olan insan, sinsi tuzakların karşısına dürüstlüğüyle ve kendisiyle yüzleşmiş diri bir zihinle çıkabilir. Çünkü uyanmış bir zihin, açılmış bir idrak, gerçeği bütün yanlarıyla kavrama gücündedir.
O maskenin arkasını mutlaka görür. Çünkü güçlü sezgileri, yani "sahteyi" keşfetme kabiliyeti vardır...