Dünya 20 yüzyılın en önemli romancısını, aynı zamanda tanığını kaybetti.
İspanyol yazar Jorge Semprun'u.....
Nazi kamplarındaki inanılmaz işkencelerden, Franko faşizmine karşı direniş mücadelesinde geçip, Gonzales döneminde Kültür Bakanlığı'na uzanan 'Büyük Yolculuğu' 87 yaşında sona erdi.
Semprun, Nazi kamplarında iken yaşadığı vahşet karşısında ana dili İspanyolcaya sığındığını yazar. Şiirleri, telefon numaralarını, rakamları, yıldönümü tarihlerini birer tekerleme gibi aklında gezdirir durur.
Bir anlamda anadilini unutmaktan korkar. Çıldırmamak için anadiline sığınır.
İnsanın anadilini unutma korkusu ne mene şeydir?
Bahçeli'nin hiçbir zaman anlayamayacağı bir şey olsa gerek.
Anlayabilse, Diyarbakır'da Kürtlerin gözünün içine bakarak "Kürtçe serbest kalınca karnınız mı doyacak, elbise mi alacaksınız?" diye soramazdı.
Yine Semprun'a dönelim:
"...dil her şeyi içerir. İnsan en çılgın sevgiyi de en korkunç kıyıcılığı da anlatabilir," der.
Bahçeli'deki kıyıcı hali. Bahçeli, anlayamadığı için acımasız.
Anlayamadığı için muktedirin zalimliği ile soruyor:
Ve Bahçeli'nin bu kör hali, sağır hali, gönül gözü kapalı hali; aynı zamanda Kürt meselesinden hiçbir şey anlamama halidir.
Boşuna dememiş Ahmed Arif
"Kirvem hallarımı böyle yaz/ Rivayet sanılır belki/ Gül memeler değil/ Domdom kurşunu/ Paramparça ağzımdaki"