Türkiye'nin en iyi haber sitesi

TİMUR SIRT

Milyonların ‘yeter’ dediği dijital ekonomi

İstenmeyen e-posta ve SMS’ler bir pazarlama sorunu olarak ele alındığında mesele eksik kalıyor. Bu, dijital haklar, veri egemenliği ve güç dengesi meselesi. Milyonlarca insan her gün aynı cümleyi kuruyor: “Artık senden kurtulmak istiyorum”

İstenmeyen e-posta ve SMS'ler bir pazarlama sorunu olarak ele alındığında mesele eksik kalıyor. Bu, dijital haklar, veri egemenliği ve güç dengesi meselesi. Milyonlarca insan her gün aynı cümleyi kuruyor: "Artık senden kurtulmak istiyorum"
Her gün milyonlarca telefon aynı nedenle titreşiyor. Kullanıcıların talep etmediği kampanya mesajları, kredi teklifleri, "son gün" uyarıları... Ortak tepki tek bir cümlede toplanıyor: "Buna izin vermedim." Buna rağmen istenmeyen e-posta ve SMS'ler artmaya devam ediyor. Çünkü bu mesajlar bireysel bir rahatsızlık değil, küresel ölçekte işleyen planlı bir ekonomik düzenin ürünü. Artık bu mesajları tek başına istemiyorum demek yetmiyor. Bu ekonomi sessizlikle değil, itirazla zayıflıyor. Küresel veriler, gönderilen e-postaların yaklaşık yarısının spam niteliğinde olduğunu ortaya koyuyor. SMS tarafında tablo daha da sert. Pazarlama amaçlı mesajların çok büyük bölümü kullanıcı talebi olmadan gönderiliyor. Ortalama dönüşüm oranları yüzde 1'in bile altındayken bu alanın büyümeye devam etmesi ilk bakışta çelişkili görünüyor. Ancak düşük gönderim maliyetleri ve yüksek hacim, bu çelişkiyi kârlılığa dönüştürüyor. Bir milyon SMS'lik bir kampanya, yalnızca birkaç yüz geri dönüşle bile kendini amorti edebiliyor. Geri kalan yüz binlerce kişinin rahatsız olması, sistem açısından bir maliyet kalemi olarak görülmüyor.

MERKEZDE KİŞİSEL VERİLER YER ALIYOR
Bu düzenin merkezinde kişisel veriler yer alıyor. Telefon numarası ve e-posta adresi artık bir iletişim aracı değil, alınıp satılabilen ticari bir meta. Mobil uygulamalardan e-ticaret sitelerine, kampanya formlarından üyelik sözleşmelerine kadar pek çok noktada verilen onaylar, verinin 'iş ortaklarıyla paylaşılması'nın önünü açıyor. Kullanıcı çoğu zaman bu paylaşımın kapsamını fark etmiyor. Veriler daha sonra aracı şirketler tarafından paketleniyor, segmentlere ayrılıyor ve pazarlama listeleri hâline getirilerek dolaşıma sokuluyor. Resmî kayıtlarda bu süreç 'pazarlama verisi' olarak tanımlansa da pratikte sonuç, izinsiz temas oluyor. Bu verilerin son durağı ise toplu SMS ve e-posta altyapıları. Kendilerini yalnızca teknik sağlayıcı olarak konumlandıran bu platformlar, gönderilen içeriğin kaynağını çoğu zaman sorgulamıyor. Sorumluluk, "biz sadece gönderiyoruz" cümlesiyle dağıtılıyor. Böylece zincirin hiçbir halkası, kullanıcının rahatsızlığını doğrudan sahiplenmiyor.

KULLANICI YORGUNLUĞU ÜZERİNE KURULMUŞ
İstenmeyen mesajların bitmemesinin temel nedenlerinden biri de sistemin kullanıcı yorgunluğu üzerine kurulmuş olması. İptal bağlantıları çalışmıyor, "ret" komutları başka listelerden gelen mesajları durdurmuyor. Bir kaynaktan çıkan kullanıcı, verisi çoğaltıldığı için başka bir kanaldan yeniden hedefleniyor. Çoğu kişi şikâyet etmek yerine mesajı silip geçiyor. Bu sessizlik, sistemin kendini yeniden üretmesini sağlıyor. Türkiye'de yasal çerçeve kâğıt üzerinde mevcut. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve İleti Yönetim Sistemi, kullanıcıya teorik olarak güçlü haklar tanıyor. Ancak uygulama tarafında tablo farklı. İYS'yi aktif olarak kullananların oranı düşük, KVKK'ya yapılan başvurular ise gönderilen mesaj hacmiyle kıyaslandığında oldukça sınırlı. Uygulanan idari para cezaları, büyük ölçekli markalar için caydırıcı olmaktan uzak kalıyor. Yasa var ama baskı yok. Baskı olmayınca davranış değişmiyor.


ADIMDA KENDİNİZİ NASIL KORUYABİLİRSİNİZ
1-Merkezi kontrolü ele almak. Türkiye'de İleti Yönetim Sistemi (İYS), kullanıcının hangi markalardan ticari ileti almak istemediğini tek noktadan belirleyebildiği en güçlü araçlardan biri. Pek çok kullanıcı bu sistemi https://vatandas.iys.org.tr/ giris?redirect=%2Fprofil bilmiyor ya da kullanmıyor. Oysa burada verilen toplu retler, bireysel "iptal" taleplerinden çok daha etkili ve kayıt altına alınmış durumda.
2-Sessiz kalmamak. Kullanıcıların büyük bölümü rahatsız edici mesajları silip geçiyor. Bu davranış, sistemi besliyor. Özellikle ısrarcı gönderimler için KVKK üzerinden yapılan şikâyetler yalnızca bireysel bir hak arayışı değil, istatistiksel baskı yaratıyor. Şikâyet sayısı arttıkça denetim refleksi de güçleniyor.
3-Veri paylaşım alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Bir kampanyaya katılmak, bir uygulamayı denemek ya da tek seferlik bir alışveriş yapmak için verilen iletişim bilgileri, çoğu zaman uzun vadeli bir izne dönüşüyor. Kullanıcıların gerçekten ihtiyaç duymadıkları uygulamaları silmeleri, üyelikleri kapatmaları ve izin metinlerini otomatik onaylamamaları, veri dolaşımını ciddi ölçüde azaltıyor.
4-İletişim kanallarını ayırmak. Uzmanlar, günlük hayatta kullanılan ana telefon numarası ve e-posta adresinin, kampanya ve üyelik işlemleri için kullanılmamasını öneriyor. Alternatif adresler ve numaralar, ana iletişim hattının temiz kalmasını sağlıyor. Bu yaklaşım bir tür "dijital izolasyon" işlevi görüyor.

5-Gelen her mesajın meşru kabul edilmemesi gerekiyor. Bir markadan daha önce alışveriş yapılmış olması, sınırsız iletişim izni anlamına gelmiyor. Kullanıcıların "alıştım" refleksinden çıkması, bu ekonominin en zayıf noktasını hedef alıyor. Normalleştirilen ihlal, en kalıcı ihlal biçimi.
6-Kolektif farkındalık önemli. İstenmeyen mesajları yalnızca bireysel bir sorun olarak görmek yerine, dijital kamusal alanın bir parçası olarak ele almak gerekiyor. Sosyal medyada, platform geri bildirimlerinde ve doğrudan markalarla iletişimde bu rahatsızlığın dile getirilmesi, görünürlük yaratıyor. Görünürlük arttıkça markaların itibar riski de büyüyor.


VERİ GİZLİLİĞİ VE SİBER GÜVENLİKTE ÇOK KATMANLI KORUMA
Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte veri gizliliği ve siber güvenlik, yalnızca teknoloji şirketlerinin değil bireylerin ve kurumların da en kritik gündem maddeleri arasında yer alıyor. Artan siber saldırılar, veri ihlalleri ve izinsiz erişimler, iletişim altyapısını yöneten operatörlerin sorumluluğunu her zamankinden daha görünür hâle getiriyor. Türkiye'nin önde gelen teknoloji ve iletişim şirketlerinden Türk Telekom, bu alanda geliştirdiği hizmetlerle hem bireysel kullanıcıları hem de kurumları çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımıyla korumayı hedefliyor.
Türk Telekom, veri gizliliğini yalnızca yasal bir yükümlülük olarak değil, dijital güvenin temel unsuru olarak konumlandırıyor. Şirket, kişisel verilerin korunmasına yönelik süreçlerini KVKK ve uluslararası standartlarla uyumlu şekilde yürütürken, altyapı seviyesinden başlayan güvenlik önlemleriyle verinin yaşam döngüsünün tamamını kapsayan bir çerçeve sunuyor. İletişim trafiğinin izlenmesi, yetkisiz erişimlerin engellenmesi ve veri bütünlüğünün korunması bu yaklaşımın temel bileşenleri arasında yer alıyor.

Siber güvenlik tarafında ise Türk Telekom, yalnızca savunma değil, erken tespit ve önleyici güvenlik anlayışını öne çıkarıyor. Gelişmiş tehdit algılama sistemleri, anomali analizleri ve sürekli izleme mekanizmaları sayesinde olası saldırılar henüz gerçekleşmeden tespit edilebiliyor. Şirket bünyesinde faaliyet gösteren güvenlik operasyon merkezleri, ağ trafiğini 7/24 izleyerek hem bireysel kullanıcıları hem de kurumsal müşterileri hedef alan tehditlere karşı anlık müdahale imkânı sağlıyor. Kurumsal tarafta Türk Telekom, farklı ölçeklerdeki işletmeler için uçtan uca siber güvenlik hizmetleri sunuyor. Güvenli internet çözümleri, DDoS saldırılarına karşı koruma, veri merkezi güvenliği ve bulut ortamlarına yönelik güvenlik servisleri, özellikle dijital dönüşüm sürecindeki şirketlerin risklerini azaltmayı amaçlıyor. Bu hizmetler, sadece teknik koruma sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda kurumların regülasyonlara uyum süreçlerini de destekliyor.
Bireysel kullanıcılar için geliştirilen çözümler ise dijital hayatın günlük risklerine odaklanıyor. Güvenli internet profilleri, zararlı yazılım ve kimlik avı girişimlerine karşı filtreleme mekanizmaları, ebeveyn denetimi ve kişisel veri güvenliğine yönelik bilgilendirme çalışmaları, kullanıcı farkındalığını artırmayı hedefliyor. Uzmanlara göre, siber güvenliğin en zayıf halkası hâlâ insan faktörü. Bu nedenle Türk Telekom, teknik önlemlerin yanı sıra kullanıcıyı bilinçlendiren uygulamaları da güvenlik stratejisinin bir parçası olarak konumlandırıyor.
Türk Telekom'un yaklaşımı, siber güvenliği tek seferlik bir yatırım değil, sürekli gelişen bir süreç olarak ele almasıyla dikkat çekiyor. Yapay zekâ destekli güvenlik analitiği, büyük veri tabanlı tehdit istihbaratı ve yerli teknolojilere yapılan yatırımlar, şirketin bu alandaki uzun vadeli stratejisinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Uzmanlar, iletişim altyapısını yöneten operatörlerin veri gizliliği ve siber güvenlikte üstlendiği rolün önümüzdeki dönemde daha da kritik hâle geleceğine dikkat çekiyor. Artan dijital hizmetler, uzaktan çalışma modelleri ve nesnelerin interneti uygulamaları, güvenliği ağın merkezine yerleştiriyor. Türk Telekom'un bu alandaki çalışmaları da, yalnızca bugünün tehditlerine değil, geleceğin risklerine karşı da hazırlıklı olma hedefiyle şekilleniyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.