Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CENK BEYAZ

Aile, Okul ve Dijital Alan Ekseninde Çocuk

Hangi ülkede, hangi anne ve babada doğacağımıza, fiziksel ve genetik özelliklerimizin nasıl olacağına ve benzerlerine karar ver(e)miyoruz. Ancak doğduğumuz aile, ülke, sosyal çevre ve benzeri unsurlar beşerden insan olma serüvenimizi gerçekleştirmede başat etkenleri meydana getirmektedir. Sosyalleşme literatüründe sıklıkla geçtiği üzere biyolojik öğrenme ve toplumsal öğrenme biçiminde ayrımlaştırılan bu süreçte içinde doğduğumuz toplumsal alan ve hayatımız boyunca bizim hem etki ettiğimiz hem de etkilendiğimiz sosyal hayat iç içe geçmektedir.

Birincil aile olarak bilinen anne, baba ve kardeşler içerisinde başlayan sosyalleşme süreçleri genel itibarıyla akraba, arkadaş, okul, müfredat şeklinde devam etmektedir. Bu gibi süreçlere ek olarak kitap, gazete, radyo, televizyon gibi artık geleneksel olarak kabul edilen iletişim ve bilgi araçları da eklenince insanın sosyalleşme ve toplum içerisinde bir birey olma haline ilişkin çeşitlilik ve karmaşıklık daha da artmaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte bilgisayarların ortaya çıkması, internetin tüm dünyaya erişilebilir bir araç vazifesi görmesi ile yakın zamanda akıllı telefonlar, taşınabilir bilgisayarlar ve tabletler gibi her an kolaylıkla kullanılabilen araçlar ile tüm dünyaya erişim anlık biçimde mümkün olmaktadır.

Daha önceleri sabit bir telefonun ya da bilgisayarın yanına gidilerek her ne yapılmak isteniyorsa halihazırda hem telefonun hem de bilgisayar gibi diğer teknolojik araçların özelleşmesi ve bireyselleşmesi ile bu türden aletler aracılığıyla yapılmak istenenler tüm dünyaya yayılma imkanı bulabilmektedir. Bu bağlamda sosyal medya ya da yeni medya gibi çatı kavramlar etrafında sıklıkla kullanılan uygulamalar aracılığıyla ücretsiz ve hatta ücret kazanabilecek şekilde bireyler amaçlarına uygun bir şekilde etkileşim alabilmek için içerik üretebilmektedirler. Bu durum vaktiyle yapılan küreselleşme tartışmalarına benzer biçimde ilk anda olumlu gibi gözükse de yaşa özel biçimde filtreleme ve koruma tedbirlerinin alınarak zararlı içeriklerden korunmayı gerekli kılmakta, aynı zamanda kişisel bilgilerin dolaşımına sebebiyet vererek mahremiyet alanlarının ihlal edilmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çerçevede toplumun tüm yaş grupları sürecin farkında olup olmamaya bağlı olarak olumlu ya da olumsuz biçimde etkilenmekle birlikte bilhassa ilk ve orta okul çağındaki çocuklar çok daha fazla şekilde bu türden içeriklere maruz kalmakta hatta benzer içerikleri açık ya da örtük biçimde bu platformlarda yaymaktadırlar.

Aile İçindeki İletişimin Ehemmiyeti

Yakın zamanda yaşanılan elem verici olaylar aile, okul ve dijital alan ekseninde yer alan herkesin durumunu yeniden düşünmeye ihtiyacımızın olduğuna dikkat kesilmemiz gerektiğini gözler önüne koymaktadır. İlk sosyalleşme alanımız olan ailede başlayan insan olma sürecimiz çerçevesinde içinde yaşanılan dünya ve topluma temasın artması ile hem etkilenen hem de etki bırakan bireyler olarak sahip olmak ve neslimize aktarmak istediğimiz din, ilke, ülkü, ideoloji ve benzeri unsurların silikleşmesi ve melezleşmesi denilebilecek bir değişim sürecinin canlı bir biçimde yaşandığı görülebilmektedir. Bu bağlam dâhilinde aile fertlerinin iletişimlerinin çok iyi bir seviyede olması önem arz etmektedir. İlgili cümle birçok metinde geçmesi bakımından klişe gibi algılanabilse de buradan kastedilen aile içinde farklı aralıktaki yaşlar, her yaşa ve çağa uygun olarak yaşanılan hayatın gerçekleri dikkate alınarak aile içindeki anne, baba, çocuklar ve diğer akraba, yakın ve arkadaş çevresi ile şartlara uygun ancak arzu edilen ilkelerin çiğnenmediği olsa olsa duruma uygun şekilde güncellendiği biçimlerde iletişimin kurulabilmesidir.

Bahsettiğimiz iletişim biçimi son zamanlarda sıklıkla sanal gruplar üzerinde de yürütülebilmektedir. Aile, akraba ve benzeri birlikteliklerin iletişim alanı fiziksel ve yüz yüze olmaktan çok sanal biçimde sürdürülmektedir. Bu durum da yeni medyanın içeriklerine daha fazla maruz kaldığımızın bir diğer göstergesi olmaktadır. Halbuki anne, baba ve çocuklar temelinde düşünüldüğünde günümüz şartlarında elden geldiğince fiziksel aktiviteler ile yüz yüze ve fiziksel biçimde sosyalleşme ve iletişim biçimlerinin arttırılması aile içinde hem dert olma ve bütün duyguları paylaşma imkanı sağlayacaktır. Bilhassa iletişim kanallarının sağlıklı biçimde mevcut olmadığı ailelerde bilhassa çocuklar başlarına bir şeyler geldiğinde anne ve babalarından kendilerine kızacakları düşüncesiyle durumlarını saklamaktadırlar. Bu gibi durumlar ilerleyen süreçlerde ne yazık ki telafisi mümkün olmayan neticelere sebebiyet vermektedir.

Okulun ve Öğretmenin İtibarı Artırılmalı!

Son yaşananların da gösterdiği üzere aile, okul ve dijital alan ekseninde çocuğun ve diğer aile üyelerinin yaşadıkları sorunların tek bir kaynağı olmamaktadır. Bu sorunların başında aile içi iletişimden kaynaklı hususlar ve dijital alanın etkisi gibi unsurlar gelse de okul, okul yönetimi, eğitim sistemi, öğretmen ve veli ilişkileri de önemli bir yer tutmaktadır. "Eti senin, kemiği benim"den "benim çocuğum aslan"a geçişin yaşandığı, öğretmenin itibarının zorlandığı bir süreç yaşamaktayız. Tüm paydaşlar tarafından sorunlu olarak addedilen bir çocuğun velisi tarafından ısrarla kayırılması, çocuğun rehabilite edilmesinden çok uzun vadede çocuğa zarar verebilecek bir boyutun görünür olmasına sebebiyet vermektedir. Zira anne ve babalar tarafından çocuğa atfedilen anlamın sürekli olarak değiştiği bu düzlemde ferdiyet kazandırma ile serbest bırakma arasındaki denge silikleşmekte ve kaybolmaktadır.

İçinde bulunduğumuz süreç eldeki hamur misali sıktıkça aralardan çıkan/kaçan, boş bıraktıkça aşağıya düşen bir yapı gibi düşünülebilir. Aileler okul yönetimlerini ve öğretmenleri zorlamakta ve süreç yetkin olmayan okul yönetimleri ve öğretmenleri de içermekle birlikte ideallerinden uzaklaşmış, sadece gününü geçiren, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demeye başlayan öğretmen profilinin görünür olmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda okul yönetimleri, öğretmenler, veliler ve öğrenciler arasında sürdürülebilir bir güven ilişkisinin varlığı önemli olmaktadır. Tüm bunların öncesinde okullarda gerekli olan tüm güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Fiziki tedbirlerin ötesinde geçtiğimiz günlerde hayata geçirilen 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanım kısıtlaması gibi uygulamaların yaygınlaştırılması okullarda dikkatin eğitim ve öğretime verilmesini daha da mümkün hale getirebilecektir.

Bu Şartlarda Neler Yapılabilir?

Dijital alanın gerçekliğini, yoğun ve yaygın biçimde kullanıldığını ve buna devam edileceğini kabul etmek gerekiyor. Bu platformlardan ve araçlardan ayrı bir toplumsal hayat düşünmek şu an için zor gözüküyor. Gündelik birçok işin internet, akıllı telefon ve bilgisayar gibi aletler aracılığı ile yapıldığı aşikar bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Ancak amaca uygun kullanımın sınırlarının aşılmaması gerektiği bilinmeli ve buna uygun biçimde hareket edilmelidir.

Ekran kullanım süreleri, sosyal medya perhizleri gibi bireysel kısıtlayıcı tedbirlerle bu alanlardaki bağımlılığı azaltıp fiziksel ve yüz yüze meşgaleler bulmak elzemdir. Bu gibi tedbirleri tek başına gerçekleştiremeyenlerin ise başta Yeşilay olmak üzere ilgili birimlerden profesyonel destek almaları iyi olacaktır. Diğer yandan ise bu platformların varlığı ve gerçekliği kaçınılmaz ise bu alanlar için sahih, güvenilir ve nitelikli içeriklerin üretilmesi de acil ihtiyaçlar haline gelmektedir. Bu hususta da her yaştan bireyin medya okur yazarlığını ve farkındalığını artırmaya yönelik etkinliklere ihtiyaç vardır. Aksi takdirde bot hesapların, kötü içerikli ve yanlış yayınların yaygınlaştığı bu düzen içerisinde bireylerin algılarının, fikirlerinin ve toplumsal hayatın inşası yanlış yönlere doğru evrilmektedir.

Vaktiyle kötü bir şey olarak addedilen televizyonun evlere dahi sokulmamasından günümüzde bilhassa akşamları aile fertlerini bir izlence etrafında bir araya getirebilme etkisi gibi günümüz imkanlarını kendi gerçekliklerimiz ve hedeflerimiz çerçevesinde kullanabilmeyi bilmeliyiz. Uzun soluklu hayat yolculuğu içerisinde olan aile fertleri bu yolu acısı ve tatlısı ile ama tüm gerçekliği ile hep birlikte yürümelidirler. Eğer bu mümkün olamaz ise yol arkadaşının kurt mu yoksa kuzu mu olacağını bilmek oldukça zor olacaktır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA