Türkiye'nin en iyi haber sitesi

CENK BEYAZ

Dünya ve Türkiye nüfusunun gidişatı

Dünya tarihinin belki de en sessiz ama uzun vadede çok çarpıcı etkileri görülebilecek bir dönüşüme tanıklık ediliyor. Geçmiş tarihlerde nüfusun artmasını engelleyici birçok yöntem denenmiş olsa da günümüz dünyasında gelişen teknolojik imkânlar, tıp ve hayat kalitesindeki gelişmelerle insanoğlu daha uzun bir ömre sahip oldu. Beklenen hayat sürelerinin uzaması buna karşın doğurganlık eğilimlerinin istenilen seviyelerde seyretmemesi dünya nüfusunun artış hızının yavaşlamasına ve hızlıca daha yaşlı bir nüfus yapısına dönüşmesine sebebiyet vermektedir. Geçmişte kalabalık nüfusların gıda sıkıntısı, açlık, yoksulluk gibi tartışmalar ile anılmasına rağmen günümüzde nüfusun kendini yenileyebilecek seviyelerin de altında kalmasıyla iş gücü piyasaları, ekonomik büyüme eğilimleri, aile yapıları, siyaset, güvenlik gibi birçok alanın bu dönüşümden etkileneceği söz ediliyor. Tüm dünyada nüfus artış hızları bir önceki yıla göre azalsa da ülke nüfusları her geçen yıl azalan miktarlarla dahi olsa artış eğilimini sürdürebilmektedir.

Dünya nüfusu, 11 Temmuz 1987 yılında 5 milyara ulaştı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ise bu günü "Dünya Nüfus Günü" olarak kabul etti. O günden günümüze dünya nüfusu mütemadiyen artmaya devam etmektedir. Öyle ki 1999 yılında 6 milyara, 2011 yılında 7 milyara ve 2022 yılında ise 8 milyara ulaşıldı. BM'nin yapmış olduğu tahminlere göre, 2025 yılı ortası için dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişi olmuştur. Toplam dünya nüfusu içerisinde en fazla sayıda nüfusa sahip olan ülke, 1 milyar 463 milyon 865 bin 525 kişi ile Hindistan'dır. Hindistan'ı 1 milyar 416 milyon 96 bin 94 kişi ile Çin takip etmektedir. Hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri 347 milyon 275 bin 808 kişilik nüfusu ile sıralamada üçüncü olarak gelmektedir. Bu üç ülke dünya nüfusunun yüzde 40'a yakın oranını meydana getirmektedir. Türkiye ise 86 milyon 92 bin 168 kişilik nüfusu ile 194 ülke arasında 18. sırada yer alarak dünya nüfusunun yüzde 1'lik kısmını oluşturmaktadır.

Grafik 1. Nüfusun En Yüksek Olduğu Ülkeler, 2025

Kaynak: TÜİK Dünya Nüfus Günü, 2026: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58197

İki Farklı Dünya: Yaşlananlar ve Gençliği Koruyanlar

Dünya Nüfus Günü bağlamında başta TÜİK'in yayınladığı veriler olmak üzere, BM Nüfus Fonu (UNFPA) ve BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi (UN DESA) Nüfus Bölümü verileri dikkate alındığında dünyanın en ciddi demografik kırılmalarından birine şahit olunmaktadır. Bu bağlamda dünya nüfusu tahminlere göre belli yıllara kadar nicelik olarak büyümesinden ziyade yaş ve aile yapısı, doğurganlık eğilimleri, yaş alma süreçleri ve sosyoekonomik dengeleri alt üst edebilecek mahiyette bir dönüşüm içerisindedir.

Eski yıllara mahsus tahminlere göre dünya nüfusunun 2100 yılına kadar kesintisiz bir biçimde artacağı öngörülürken bu tahminler 2080'li yıllara kadar geri çekilmiştir. BM verileri, dünya nüfusunun bu yılların ortasında yaklaşık olarak 10 milyar düzeyinde zirve yapıp ardından kademeli bir şekilde düşüşe geçeceğini öngörmektedir.[1] Bu bağlamda tüm dünya için toplam doğurganlık hızı 1963 yılında 5,3 iken 2024 yılında bu sayı 2,2'ye kadar gerileyerek nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1'e yaklaşmaya adeta ramak kalmıştır.[2]

[1] https://www.un.org/development/desa/pd/content/world-population-prospects-2024-summary-results-0

Grafik 2. Seçili Ülkelere Göre Toplam Doğurganlık Hızı, 2025

Kaynak: TÜİK Dünya Nüfus Günü, 2026: https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58197

Dünyanın demografik dönüşümü çerçevesinde tek bir gidişattan da söz etmek mümkün değildir. Öyle ki bir yandan Türkiye, Çin, Japonya, Almanya ve Brezilya gibi yüzden fazla ülkede erişilebilecek en yüksek nüfusa ya ulaşıldı ya da ulaşılmaya çok az kaldı. Böylelikle bu gibi ülkeler için azalan doğurganlık eğilimleri ve yaşlanan nüfus yapısı ön plana çıkarak sürekli güncellenmiş politikaların işler hale getirilmesi öncelik arz etmektedir. Diğer yandan ise başta Sahra Altı Afrika, Güney Asya gibi bölgelerde yer alan ülkelerde ise nüfuslar hızla artmaya devam etmektedir.

Bu demografik tablo karşısında en dikkat çeken durum ise dünya nüfusunun aynı zamanda hızlıca yaşlanıyor oluşudur. BM tahminlerine göre, 2070'li yılların sonuna doğru gelindiğinde 65 ve üzeri yaşa sahip bireylerin sayısı 18 yaşın altındaki çocukların sayısını geride bırakacaktır. Bu durum Türkiye için de bariz bir biçimde görünür olmaktadır.

[2] https://data.worldbank.org/indicator/SP.DYN.TFRT.IN

Genç Türkiye'den Yaşlı Türkiye'ye Mi?

Tüm dünyada vuku bulan demografik dönüşümden büyük ölçüde etkilenen Türkiye'de de doğurganlık hızı 1,42'ye gerilemiş, toplam nüfus içerisindeki yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1'e ulaşmıştır. Bu bağlamda Türkiye'deki çocuk (yüzde 24,8) ve genç (yüzde 14,8) nüfus oranları Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkelerin oranlarına (çocuk: yüzde 17,4; genç: yüzde 10,7) göre daha yüksek düzeyde olmakta iken, dünya ortalamasına (çocuk: yüzde 29,3; genç: yüzde 15,6) göre ise her iki yaş grubunda da geride kalmaktadır.

Yaşlanma verilerinde ise dünya ortalamasının (yüzde 10,4) bir miktar üzerinde olan Türkiye (yüzde 11,1), AB'ye üye ülkelerin ortalamasından (yüzde 22,4) daha alt bir seviyededir. Yaşlanmanın en önemli sebeplerinden gösterilen toplam doğurganlık hızında ise Türkiye 1,42 ile dünya ortalamasının (2,24) altında, AB'ye üye ülkelerin ortalamasının (1,34) ise üzerindedir. Türkiye'de yaşlanma ile ilgili bir diğer parametre olan doğuşta beklenen hayat süresi olarak erkeklerde 75,5'e, kadınlarda ise 80,7'ye erişilmiştir. Türkiye için her iki cinsiyet bakımından beklenen yaşlar dünya (erkek: 70,9; kadın: 76,2) ortalamalarından yüksek, AB'ye üye ülkelerin (erkek: 78,17; kadın: 83,6) ortalamalarından daha düşük seviyededir.

AB'ye üye ülkelere kıyasla daha genç bir nüfus yapısına sahip olan Türkiye, dünya ortalaması açısından ise daha yaşlı bir ülke konumuna evrilmiştir. Nüfusun diri tutulabilmesi için toplam doğurganlık hızının yenileme eşiğinin üzerinde artırılması gerekmektedir. Aksi halde Türkiye hızlıca yaşlı bir nüfus yapısına sahip dönüşme riski barındırmaktadır. Hâlihazırda açık olduğu düşünülen demografik fırsat penceresi, ihtiyaç duyulan dönüşüm sağlanmazsa tahminlerden daha önce kapanabilir.

Türkiye için bu tablo temelde iki çözüme odaklanmayı gerektirmektedir. İlk olarak doğurganlık hızının artırılabilmesi açısından, aile-iş-hayat ekseninde, aileyi nesiller boyu sürdürülebilir kılabilecek barınma biçimi ve ekonomik kaygıların bertaraf edilebildiği bir zeminde kurgulanabilecek aile ve sosyal politikaların yaygınlaştırılması elzemdir. İkinci çözüm ayağı ise, aktif, yerinde, uzun ömürlü (longevity), kuşaklararası ve yoksullaşmadan yaşlanmanın mümkün olabileceği hayat zeminlerinin çoğaltılması ise mümkün olabilir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA