Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MEHMET FATİH KARA

Pekin’in İki Zirvesi Ve Büyük Güç Siyaseti

Mayıs 2026, büyük güç diplomasisinin yoğunlaştığı bir ay oldu. Önce ABD Başkanı Trump, ardından Rusya Cumhurbaşkanı Putin Pekin'e geldi; Çin Başkanı Xi Jinping, arka arkaya iki zirveye ev sahipliği yaptı. Arka arkaya planlanmış bu iki görüşme bugünkü uluslararası düzenin gidişatına dair önemli ipuçları sunuyor. Bir tarafta stratejik rekabetin döndüğü bir masa, bir tarafta ise stratejik ortaklığın kurulduğu bir masa ile bu iki ziyaret ve ardında bıraktıkları, büyük güç siyasetinin nereye evrildiğini anlamak adına önemli gelişmeler.

2025 yılı başında ABD ile Çin arasında yaşanan gümrük vergisi savaşı, misillemeler ve gerilimin tırmanmasıyla birlikte iki ülke ilişkileri özellikle ekonomi alanında son yılların en sert dönemini geçirdi. Ancak bu gerilim, yıl sonunda yerini beklenmedik bir diplomatik ivmeye bıraktı. Geçen yıl Ekim sonunda APEC zirvesinde Güney Kore'nin Busan şehrinde bir araya gelen Trump ve Xi, ilişkilerde somut bir ateşkes zemini oluşturdu. Bu zeminde Çin, ABD soyası alımını yeniden başlattı ve nadir toprak elementleri üzerindeki kısıtlamalarını dondururken, Vaşington da mevcut tarifeleri yüzde 10 indirdi ve üç haneli tarifeleri askıya aldı. Yapılan zirvenin ardından, Trump tarafından 14-15 Mayıs 2026'da gerçekleşen Pekin ziyareti, 2017'den bu yana bir ABD başkanının Çin'e yaptığı ilk ziyaret olması bakımından başlı başına sembolik bir anlam taşımakta. Pekin görüşmesinin gündeminde; ABD-Çin ilişkilerinin genel çerçevesi, ekonomik başlıklar, Tayvan ve İran yer aldı.

Ekonomi tarafında Çin'in 2028'e kadar yıllık en az 17 milyar dolarlık ABD tarım ürünü satın almayı taahhüt etmesi, Boeing ile 200 uçaklık anlaşma ve Busan'da kurulan ticaret ateşkesinin uzatılması öne çıkan başlıklar oldu. Bununla birlikte görüşmelerin bütününe bakıldığında asıl dikkat çekici olan nokta hangi ürünün ne zaman, ne kadar ve nasıl ticarete dâhil olacağını belirleme meselesine, yani 'ticaret yönetimine', evrilmiş durumda. Çip ve nadir toprak elementleri bu dönüşümün en somut örnekleri. Görüşme sonrası iki ülke, önümüzdeki üç yıl ve sonrasını kapsayan "Stratejik İstikrar" başlıklı bir uzlaşıya da vardı. Tayvan meselesinde Xi konunun stratejik istikrar açısından doğru ele alınması gerektiğini vurgularken Dışişleri Bakanı Rubio, ABD'nin Tayvan politikasının değişmediğini açıkladı. Çin'in gri alan baskılarını azaltma yönünde herhangi bir taahhütte bulunmaması da Pekin'in güvenlik politikalarında değişim olmadığına işaret ediyor. İran meselesinde iki lider, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda mutabık kalarak Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması yönünde ortak çağrıda bulundu, ancak Çin'in İran üzerinde ne ölçüde baskı uygulayacağı sorusu yanıtsız kalmaya devam ediyor. Pekin zirvesi sonuç olarak iki ülke arasındaki derin rekabeti çözmekten ziyade onu yönetilebilir bir zeminde tutma iradesini teyit etti.

Trump'ın Pekin'den ayrılmasının üzerinden beş gün sonrasında ise Xi, Rusya Başkanı Vladimir Putin'i ağırladı. Görüşmenin gündemi oldukça geniş tutuldu. Ticaret, teknoloji, medya, nükleer enerji ve yeni bir sınır ötesi demiryolu projesi dâhil kırktan fazla anlaşma imzalandı. Görüşmede Moskova açısından enerji meselesi zirvede en kritik başlıktı. 2022 yılı sonrasında Avrupa'ya gaz ihracatı büyük sekteye uğrayan Rusya, Çin ile planlanan 'Power of Siberia 2' boru hattını tekrardan gündeme getirdi. Kremlin, İran savaşının yarattığı enerji türbülansını bu proje için "maksimum koz" olarak değerlendirmeye çalışmasına rağmen Pekin'in açıklamalarında boru hattına hiç yer verilmemesi ve net bir inşaat takviminin açıklanamaması, Çin'in mesafesini koruduğunu ortaya koydu.

Bu durum da gösteriyor ki 2022 sonrasında Rusya ve Çin ilişkileri asimetrik bir pozisyona doğru evrilmekte. Çin, bugünlerde Rus petrol ihracatının neredeyse yarısını satın alan tek alıcı olmakla beraber enerjide uzun zamandır çeşitliliğe gitmeye çalışmakta. Dolayısıyla Rusya'ya bağımlılıktan uzaklaşan Pekin'in basın açıklamalarında boru hattına en küçük bir atıfta dahi bulunulmaması ve Kremlin sözcüsünün "temel parametreler üzerinde uzlaşıldı" demesine karşın net bir inşaat takviminin açıklanmaması, Çin'in bu projeye mesafesini koruduğunu göstermekte.

İkili ilişkideki denklemler aslında Rusya'nın Çin ticaretine, teknolojisine ve finansmanına bağımlılığı yapısal bir hal aldığını gösteriyor. Çin, bugün Rus petrol ihracatının neredeyse yarısını satın alan tek alıcı konumunda. Bunun karşılığında Moskova, Pekin'e indirimli enerji, diplomatik destek ve Tayvan ile NATO konularında siyasi uyum sağlıyor. Fakat çıkarların bu denli örtüşmesi, ortaklığın eşit temellere oturduğu anlamına gelmiyor. Buna karşın iki liderin ortak bildirisi kararlı bir tonda kuruldu. Yayımlanan 47 sayfalık ortak deklarasyon, "çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler" inşasını temel eksen olarak belirledi. Xi görüşmede, "tek taraflı hegemonik akıntılar çığırından çıkıyor" derken Putin de uluslararası arenada "orman kanununa dönüş tehlikesi"ne dikkat çekti.

Pekin'in iki zirvesi yan yana koyulduğunda ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Xi, aynı ay hem rakibiyle hem de ortağıyla masaya oturdu ve her iki masadan da eli güçlenerek kalktı. Yalnız bu iki ilişkinin doğası birbirinden temelden farklı. ABD ile ilişki bir stratejik rekabet masası; çatışma ve iş birliğinin, tehditlerin ve fırsatların eş zamanlı var olduğu, sınırları sürekli yeniden çizilen bir alan. Rusya ile ilişki ise bir stratejik ortaklık masası; ancak ortaklığın koşullarını artık yalnızca bir taraf belirliyor. Çin, bu iki masada çok farklı bir oyuncu olarak oturuyor. Birinde rakibini yönetmeye çalışan bir güç, diğerinde ortağının seçeneklerini daraltan bir güç. Kısa vadeli kazanımlar açısından bakıldığında Çin'in her iki masadan da avantajlı ayrıldığını söylemek mümkün. ABD masasında ekonomik ateşkes uzatıldı, Busan'dan bu yana süregelen müzakere zemini korundu; Tayvan konusunda ise Trump, silah paketini askıya aldı ve söylem düzeyinde statükoya bağlılık teyit edilmekle yetinildi. Bu Pekin için küçük görünen ama stratejik açıdan anlamlı bir kazanım. Rusya masasında ise Çin, Power of Siberia 2 boru hattını yine imzalamadı. İndirimli Rus petrolünü almaya devam ederken Moskova'nın bu projeye olan ihtiyacını da bir koz olarak elinde tuttu. Bu ticaret ise giderek daha çok Pekin'in koşullarına göre şekilleniyor.

Uzun vadeli tabloya bakıldığında ise bu iki zirvenin bize söyledikleri önemli. Uluslararası politikanın önümüzdeki on yıllarına damgasını vuracak temel eksen ABD-Çin rekabeti olmaya devam edecek. Her iki tarafın "yapıcı stratejik istikrar" gibi çerçeveler etrafında yönetilir bir gerilim zemini arayışı, bu rekabetin kısa vadede tansiyonun artmayacağını işaret ediyor. Rusya ise Ukrayna savaşının uzadıkça ve ekonomik bağımlılığı derinleştikçe bu denklemin görece küçülen bir değişkenine dönüşüyor; büyük güç statüsünü yeniden inşa etme iddiası söylemde güçlü kalıyor, pratikte ise Çin'in tercihleriyle sınırlanıyor.

Peki bu tablo orta güçler için ne anlama geliyor? ABD'nin geleneksel ittifaklarının (NATO, Japonya, Avustralya gibi) bu rekabetteki konumu belirleyici noktada idi. ABD geleneksel olarak Rusya ve Çin'i sınırlamada bu ittifakları temel almaktayken son dönemlerde bu ittifakların ABD'ye olan bağımlılığı üzerinden bir uzaklaşma gözlemlenmekte. Bununla beraber geleneksel orta güçlerin aksine yükselen orta güçlerin aktif arabuluculuk ve reform çabaları büyük önem arz etmekte. Türkiye bu açıdan özgün bir örnek. Rusya ile diyalog kanallarını açık tutan, Çin ile ekonomik ilişkilerini genişleten, NATO çatısı altında kalan ve Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü üstlenen bir dış politika anlayışı, büyük güç geriliminin en yüksek olduğu anlarda bile hareket alanı yaratıyor. Büyük güçlerin kendi aralarındaki gerilimleri ne çözüp ne de tırmandırmak istedikleri bu belirsiz dönemde, arabulucu kimliğini kurumsal bir reflekse dönüştürmüş orta güçlerin stratejik değeri artıyor. Bu durum yükselen orta güçleri şu an ki geçici olma riski taşıyan 'Stratejik İstikrar' söylemini daha kurumsal bir zemine oturtmak adına önemli.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA