Türkiye'nin en iyi haber sitesi

A.MENAF TURAN

Küresel İklim Diplomasisinin Artan Etkisi, COP31 ve Türkiye

Dünyada savaşların ve çatışmaların devam ettiği, ekonomik krizlerin tetiklendiği, güvenlik kaygılarının artmış olduğu bir dönemde iklim değişikliği üzerine konuşmak veya yazmak gündemi ıskalamak ya da konfor alanında ahkam kesmek gibi görünüyor.

Oysa meseleye biraz daha geniş açıdan bakıldığında bunların her birinin iklim kriziyle doğrudan ilişkili olduğu görülecektir. Dünya güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bu kritik eşikte en etkili küresel aktörlerden biri olan NATO'nun çevre ve iklim konularını hem de uzun yıllar öncesinde güvenlik parantezi içinde değerlendirmesi meseleyi yeniden düşünmeyi gerektiriyor.

Elbette sadece NATO değil BM, AB, OECD başta olmak üzere gibi bütün küresel kuruluşların da aynı konuyu kendi gündemlerinin ve politika belgelerinin merkezine taşıdığını ifade edelim. Hal böyle olunca iklim meselesi hem bir iç politika konusu hem de diplomasinin konusu oluyor. Çünkü çevre ve iklim sorunları yalnızca ortaya çıktığı ülke ile sınırlı olmayan ve çoğu zaman kolaylıkla sınırları aşan bir sorun haline gelebiliyor. 1986'da Çernobil'de meydana gelen nükleer sızıntı ya da gelişmiş ülkelerin yıllar boyunca üretmiş olduğu sera gazı salımlarının Akdeniz havzasını etkilemesi verilebilecek somut örneklerden sadece ikisidir.

Sınırları aşan sorunlara çözüm üretmek ise sınırları aşan iş birliğini zorunlu kılıyor. Çevre sorunlarına yönelik çözüm arayışlarının BM öncülüğünde başladığı 1972 Stockholm Zirvesi'nden bu yana yaşanan gelişmeler bu iş birliğinin aşama aşama kurumsallaştığını gösteriyor.

1648 Vestfalya düzeniyle şekillenen ve modern devlet sisteminin temelini oluşturan klasik diplomasi yaklaşımının dönüşümünü de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bu dönüşüm klasik diplomasiyle birlikte yumuşak güç diplomasisinin de gittikçe ağırlık kazanmaya başladığı bir dönüşümdür. Artık devlet merkezli güç diplomasisinin yanında güven, itibar ve ortak değerler üzerinden etki oluşturmayı hedefleyen çok boyutlu ve çok aktörlü bir yapının hakim olduğu bir sürecin içindeyiz.

İşte COP süreçleri, bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biridir. Müzakere masasında devletler arası görüşmeler klasik diplomasinin ilkeleri ile yürütülürken; şehirlerin, iş dünyasının, akademinin, gençlerin, kadınların ve sivil toplumun sürece katılımı ise yumuşak güç diplomasisi ilkeleri ile yürütülmektedir. Tam da bu noktada iklim diplomasisi yumuşak güç diplomasisinin bir unsuru olarak öne çıkmaktadır.

2026 yılı, Türkiye'nin diplomasi kapasitesini iki büyük zirvede ortaya koyduğu istisnai bir yıl olacaktır. Temmuz ayında Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, güvenlik eksenli klasik devlet diplomasisinin en güncel örneklerinden biri olarak Türkiye'nin güvenlik, caydırıcılık ve klasik devlet diplomasisi alanındaki stratejik kapasitesini göstermiştir

Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31 ise bilimden finansa, şehirlerden gençliğe kadar çok sayıda aktörü aynı masa etrafında buluşturan, yumuşak güç temelli yeni dönem küresel diplomasisinin en güçlü örneklerinden biri olacak ve Türkiye'nin iklim diplomasisi, çok taraflı iş birliği ve yumuşak güç üretme kapasitesini dünya kamuoyuna sunacaktır.

Bu yönüyle Türkiye, aynı yıl içerisinde hem klasik diplomasinin hem de çok aktörlü iklim diplomasinin ev sahibi olarak, uluslararası sistemde özgün ve stratejik bir konum üstlenmektedir. Türkiye, bir taraftan güvenliği ve istikrarı güçlendiren, diğer taraftan insanlığın ortak geleceği için iş birliği üreten çok boyutlu bir diplomasi anlayışını temsil etmektedir. Ankara'da güvenlik için ortak irade, Antalya'da ise ortak geleceğimiz için küresel iş birliği inşa edilmektedir.

Bu nedenle başarılı bir COP başkanlığı, klasik diplomasi ile yumuşak diplomasiyi birbirini tamamlayan araçlar olarak kullanmayı gerektirir. Nitekim COP31 Başkanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un "İklim diplomasisinde tarihi bir dönem başlatacak olan, 197 ülkeyi bir araya getirecek zirveyle Türkiye; iklim değişikliği ile mücadelede yol gösteren bir aktör olacak." ve "Her ne kadar COP süreçleri devletlerin müzakere meselesi olsa da bu manada bu masada yer aldığı platformlarda bu süreçlerin başarısı sivil toplum kuruluşlarımızın da güçlendirilmesine bağlıdır." ifadeleri bu tamamlayıcı iki unsurun birlikte öne çıktığını göstermektedir.

Elbette bu ifadelerin tesirini ölçmek için COP31 Başkanlığının ve ev sahipliğinin Türkiye tarafından üstlenilmesinin gerekçelerini ve şimdiye kadar sergilemiş olduğu performansı değerlendirmek gerekiyor. Öncelikle Türkiye'nin çevre ve iklim konusunda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ilan ettiği 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini ve Paris İklim Anlaşmasının onaylanmasını ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi tarafından himaye edilen Sıfır Atık Hareketi'ni vurgulamak gerekir. Ayrıca İklim Kanununun çıkarılması, döngüsel ekonomiye geçiş sürecinin hızlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarında çeşitliliğin artması ve deprem bölgesinde 455 bin konutun 2 yılda inşa edilerek dünyanın en etkili dirençli şehircilik örneğinin hayata geçirilmesiyle iklim diplomasisinde Türkiye'nin eli güçlenmiştir. Daha doğrusu Türkiye, sözü edilen her bir politikasını müzakere masasına çok rahat bir şekilde sunabilmiştir.

Böylece Türkiye, 2022'de Şarm El-Şeyh'te düzenlenen COP27'de müzakeresi 2 yıl sürecek olan ve ev sahipliği ve başkanlıkla neticelenen COP31 başkanlığına adaylığını ilan etti. Yoğun görüşmeler, paydaş katkıları ve iş birliği halinde yürütülen çalışmalarla önce COP31 Başkanlığı vizyonu diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkeleri esas alınarak belirlendi ve ardından da Haziran ayında Bonn'da düzenlenen toplantılarda on başlıkta COP31 Eylem Gündemi ve öncelikli girişimler uluslararası topluma sunuldu.

COP31 Eylem Gündemi döngüsel ekonomi eksenli Sıfır Atık Girişimi, temiz enerji, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, okyanus ve deniz ekosistemleri, iklim dirençli şehirler, gençlik ve eğitim, dinamik ve dirençli sağlık sistemleri, Rio sinerjisi, finansal mekanizmalar için iklim uygulama köprüsü olarak belirlendi.

COP31 Başkanlığı Bonn'da Eylem Gündemi ile birlikte 2035 Hedefleri adıyla 10 yıllık bir yol haritasını da ilan etti. Küresel elektrifikasyon oranının yüzde 35'e yükseltilmesi, küresel atık üretimindeki artış hızının yarıya indirilmesi, binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması, üretim ve imalat sektöründe küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15'e çıkarılması, tüm çocukların ve gençlerin iklim değişikliği ile iklime dirençli tarım konusunda nitelikli eğitime erişiminin sağlanması ve küresel uygulama hedefleri için İklim Uygulama Köprüsü mekanizmasının kurulması ilan edilen hedefler olmuştur.

Haziran ayında Londra'da düzenlenen İklim Eylem Haftası'nda COP31 Başkanlığı bu kez Eylem Gündemi ve 2035 Uygulama Hedeflerine destek arayışlarını yoğun ve etkili bir diplomasi ile yönetti.

Türkiye bu süreçleri çok ince bir diplomasi ile yürütürken kendi özgün konumundan aldığı güçle ülkeler arasındaki hassas dengeleri gözeterek ilerliyor. Uluslararası kamuoyunda Türkiye Markasına ve Türkiye Liderliğine olan güvenin bütün süreçlere yansımakta olduğu kolayca gözlemlenebiliyor. Özellikle Türkiye'nin insani yardımlar, çatışmalarda arabuluculuk, doğa ve çevreye yönelik hassasiyetleri ve Sıfır Atık diplomasisi bu süreçleri yönetmede etkili oluyor.       

Önümüzde yönetilmesi gereken oldukça kritik bir süreç var. 9-20 Kasım 2026 Antalya dünya liderlerine, sivil toplum örgütlerine, akademiye, şehir yöneticilerine, iş dünyasına, kadınlara, gençlere, çocuklara ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dünyanın farklı coğrafyalarından gelecek 100 bin kişiyi dünyanın geleceği için bir araya getirecek olan COP31 aynı zamanda Türkiye'nin iklim diplomasisinde yükselen bir güç ve küresel bir aktör olduğunun tescili olacaktır.

Türkiye, NATO ve COP31 ev sahipliği ile sınırlarına dayanan bilginin artık Ankara ve Antalya gibi yeni merkezlerde üretilmesine öncülük ediyor. Üstelik bunu COP31 bünyesinde yürüttüğü bilim diplomasisi, gençlik ve eğitim diplomasisi, sıfır atık diplomasisi, şehir diplomasisi ile ortaya koyuyor ve dünyaya ortak bir geleceği, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesiyle daha adil bir dünyayı hep birlikte inşa etme çağrısında bulunuyor.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA