Türkiye'nin en iyi haber sitesi

A.MENAF TURAN

COP31 ve Bilim Diplomasisi

Türkiye, 1996 yılında İstanbul'da düzenlenen Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı HABITAT II'ye ev sahipliği yaptı. Konferans, hızla kentleşen bir dünyada insan yerleşimlerinin geleceğini uluslararası gündemin merkezine taşıdı. İstanbul Deklarasyonu ve Habitat Gündemi ile sonuçlanan bu büyük buluşma, kentlerin ve yerel yönetimlerin küresel meselelerde artan rolünün görünür hale geldiği önemli dönüm noktalarından biri oldu. 1996'da İstanbul'da yerleşim alanlarının geleceğini tartışmak üzere bir araya gelen uluslararası toplum, bu kez 2026'da Antalya'da çağımızın en büyük ortak meselelerinden biri olan iklim değişikliğini ele alacak. Otuz yıl aradan sonra Türkiye, bu kez 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31'e ev sahipliği yapacak ve konferans başkanlığını üstlenecek.

İki konferansın gündemleri ve kurumsal yapıları elbette farklı. Ancak aralarında üzerinde düşünmeye değer tarihsel bir ilişki var. HABITAT II'nin tartıştığı kentleşme, konut, insan yerleşimleri ve sürdürülebilirlik meselelerinin önemli bir bölümü bugün iklim değişikliğinin etkileriyle çok daha kapsamlı bir tartışmaya dönüşmüş durumda. Otuz yıl önce kentlerin nasıl daha sürdürülebilir hale getirilebileceğini tartışıyorduk. Bugün aynı şehirlerin iklim değişikliğine nasıl uyum sağlayacağını, emisyonlarını nasıl azaltacağını ve artan iklim riskleri karşısında nasıl dirençli hale geleceğini de konuşuyoruz.

İklim Değişikliği ve Bilim Diplomasisi

İnsanlık bugün iklim sistemini geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde gözlemleyebiliyor, modelleyebiliyor ve geleceğe ilişkin senaryolar geliştirebiliyor. Ancak daha fazla bilgi tek başına daha fazla ortak hareket üretmiyor. Asıl mesele, bu bilginin siyasi iradeye, iş birliğine ve uygulama kapasitesine dönüşebilmesidir. Kuşkusuz ortak geleceğimizi konuşurken en önemli rehberlerimizden biri bilim. Çünkü iklim değişikliği, bilimsel bilgi ile uluslararası siyasetin birbirine en fazla ihtiyaç duyduğu meselelerden biri. Ne var ki bilimsel bilgi siyasi kararın yerine geçmez. Bilim hangi risklerle karşı karşıya olduğumuzu ve farklı tercihlerimizin muhtemel sonuçlarını gösterebilir. Kimin hangi sorumluluğu üstleneceği, dönüşümün nasıl finanse edileceği, teknolojinin nasıl paylaşılacağı ve farklı kalkınma düzeylerinin nasıl gözetileceği ise siyasetin ve diplomasinin cevap vermesi gereken sorular.

Bilim diplomasisi bu açıdan öne çıkan başlıklardan biridir. Bu yaklaşım, siyasi kararların üzerinde yükselebileceği güvenilir bir uluslararası bilgi zemini oluşturmayı gerektiriyor. Çünkü bilim evrenseldir fakat bilim üretme kapasitesi eşit değildir. Bilim diplomasisini yalnızca bilim insanlarının uluslararası toplantılara katılması veya bilimsel verilerin diplomatların kullanımına sunulması şeklinde anlamak eksik kalır. Daha geniş anlamıyla bilim diplomasisi, ortak sorunların bilimsel bilgiyle anlaşılmasını, ülkeler arasındaki bilgi ve araştırma ilişkilerinin gelişmesini ve bu birikimin uluslararası iş birliği kapasitesine dönüşmesini ifade eder.

Bilim diplomasisi, ortak bilgi üretimine zemin hazırladığı gibi farklılıkları da ortaklıklara dönüştürme zemini olmaktadır. Çünkü araştırma altyapısı, gözlem sistemleri, veri üretme imkânları, teknoloji, finansman ve yetişmiş insan kaynağı bakımından ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunuyor. İklim değişikliğinin etkileri karşısındaki kırılganlıklar ve bu etkilerle mücadele kapasitesi de eşit dağılmıyor. Bu yaklaşım, iklim bilimi açısından önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: Evrensel olduğunu söylediğimiz bilimsel bilgi, dünyanın farklı coğrafyalarının bilgi üretme kapasitesini ve tecrübesini ne ölçüde içeriyor?

Dolayısıyla iklim değişikliği konusu bu iş birlikleri ve bilim diplomasisi girişimleri açısından en kapsamlı iş birliği gerektiren başlıklardan birisi. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (Intergovernmental Panel on Climate Change/IPCC) bilimsel değerlendirmeleri dünyanın farklı ülkelerinden araştırmacıların katkısıyla hazırlanıyor ve küresel iklim müzakerelerinin bilimsel temelini besliyor. Sıcaklık artışından iklim risklerine, emisyon senaryolarından geleceğe ilişkin projeksiyonlara kadar müzakere masasında konuşulan pek çok meselenin arkasında yıllara yayılan bilimsel çalışmalar bulunuyor.

Bilim diplomasisinin önündeki öncelikli görev de burada belirginleşiyor. Bilgiyi paylaşmanın yanında bilimsel kapasiteyi geliştirmek, farklı coğrafyaların bilgi üretim süreçlerine daha güçlü biçimde katılmasını sağlamak ve bu birikimi ortak çözümlere dönüştürmek gerekiyor. Bu açıdan bilim diplomasisi, iklim adaletinin daha az konuşulan bir boyutunu da görünür hale getiriyor. Bilgiye erişim kadar bilgi üretme kapasitesinin de paylaşılması gerekiyor.

COP31 ve Bilimsel İş Birlikleri

Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 bu tartışmanın somutlaşabileceği önemli bir zemin sunuyor. COP31'in Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yaklaşımı içinde bilimin özel bir yeri bulunuyor. Çünkü uygulamaların geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi için geniş bir perspektif gerekiyor. Güvenilir veri, araştırma kapasitesi, teknoloji ve bilimsel bilginin politika yapım süreçlerine aktarılması bu açıdan mühim. Açık veri ve yapay zekâ gibi imkânların geliştiği bir dönemde bilim diplomasisinin önünde yeni bir denge arayışı da bulunuyor. Bilimsel bilginin sınırları aşan niteliğini korurken ülkelerin veri, teknoloji ve dijital egemenlik konusundaki hassasiyetlerini de gözetmek gerekiyor. Genç araştırmacıların sınırları aşan bilim ağlarına katılması ve bu yeni ekosistemin parçası olması ise bilim diplomasisine uzun vadeli bir dinamizm kazandırma potansiyeli barındırıyor.

COP31 Başkanı Murat Kurum da COP31 Yolunda Bilim Diplomasisi: Akademi Lansmanında üniversitelerle kurulacak iş birliğinin COP31 Başkanlığının bilimsel niteliğini ve uygulama kapasitesini güçlendireceğini vurgulayarak konunun ehemmiyetini vurgulamıştır. Bu değerlendirme, COP31'de bilimsel birikimin karar süreçlerine ve somut uygulamalara taşınmasına verilen önemi ortaya koyuyor. Türkiye'nin COP31 hazırlıkları kapsamında Yükseköğretim Kurulunun "COP31'in Akademik Elçisi" ilan edilmesi ve bu sürecin YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın koordinasyonunda yürütülmesi de bilim diplomasisinin kurumsal düzeyde güçlendirilmesi bakımından önem taşıyor.

Öte yandan COP31'in bilim boyutunu yalnızca akademinin konferansa katılımı üzerinden okumak yeterli olmayacaktır. Asıl mesele, bilimsel bilginin ülkeler arasında güvene, iş birliğine ve ortak hareket kapasitesine nasıl dönüşebileceğidir. Dünyada jeopolitik rekabetlerin, savaşların, ekonomik ve teknolojik ayrışmaların güçlendiği bir dönemde bu soru daha da önemli hale geliyor. Devletlerin birçok konuda birbirinden uzaklaştığı bir dünyada iklim sistemi onları birbirine bağlamaya devam ediyor. Bilimin ortaya koyduğu fiziksel gerçeklik, siyasi görüş ayrılıklarının ötesinde varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla bilim diplomasisini iklim politikasının yalnızca teknik bir unsuru olarak görmemeliyiz. Aynı zamanda parçalanmanın arttığı bir dünyada ortak sorunlar hakkında konuşabilme ve birlikte çözüm üretebilme kapasitesini koruyan alanlardan biri olarak düşünmeliyiz.

Bilim tarihinin bize bıraktığı önemli derslerden biri burada yeniden karşımıza çıkıyor. Bilgi, toplumlar ve medeniyetler arasında siyasi rekabetlerin yaşandığı dönemlerde dahi sınırları aşabildi. Bir coğrafyada üretilen bilgi başka bir yerde tartışıldı, geliştirildi ve insanlığın ortak birikimine katıldı. Bugün iklim değişikliği karşısında ihtiyaç duyduğumuz şey, bu tarihsel tecrübeyi yirmi birinci yüzyılın koşullarında yeniden üretebilmek. Bilim sınırları aşarak gelişti. İklim değişikliği ise sınırları aşan etkiler doğuruyor. Bilim diplomasisinin görevi, ortak bilgiyi sınırları aşan bir iş birliği kapasitesine dönüştürmektir.

Türkiye'nin HABITAT II'den otuz yıl aradan sonra üstlendiği COP31 Başkanlığı, bilimin evrenselliği ile diplomasinin iş birliği kapasitesini iklim değişikliği gibi ortak bir mesele etrafında buluşturmak için önemli bir zemin sunuyor. COP31'in bilim diplomasisi bakımından kalıcı mirası da bilginin sınırları aşma gücünü birlikte hareket etme kapasitesine dönüştürmek olabilir.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA