Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YUSUF ALPAYDIN

PISA 2025 Sonuçlarından Eğitime Bakış

PISA 2025 sonuçları, Türkiye'nin eğitim performansı açısından son yılların en dikkat çekici sonuçlarından birini ortaya koydu. Türkiye; fen bilimleri, matematik ve okuma becerilerinin üçünde de 2022'ye göre puanını artırdı. Daha da önemlisi, OECD ortalamalarının gerilediği bir dönemde Türkiye üç alanda birden ilerleme gösterdi. Bu sonuçları son dönemlerde eğitim alanında biriken reformların ve kapasite artışının bir göstergesi olarak okumak gerekiyor.

Türkiye, 2025 PISA uygulamasında fen bilimlerinde 494, okuma becerilerinde 472 ve matematikte 462 puan aldı. 2022'ye göre sırasıyla 18, 16 ve 9 puanlık artış sağlandı. OECD ortalaması ise aynı dönemde özellikle matematik ve okumada belirgin biçimde geriledi. Türkiye ilk kez fen bilimleri ve okuma becerilerinde OECD ortalamasının üzerinde, matematikte ise OECD ortalamasına çok yakın bir performans gösterdi.

Sıralamalarda ise Türkiye 2022'den 2025'e fen bilimlerinde 34'üncü sıradan 19'uncu sıraya, okumada 36'ncı sıradan 18'inci sıraya, matematikte ise 39'uncu sıradan 28'inci sıraya yükseldi. OECD ülkeleri arasındaki sıralamada ise fen bilimlerinde 29'unculuktan 14'üncülüğe, okumada 30'unculuktan 13'üncülüğe, matematikte 32'ncilikten 23'üncülüğe çıktı.

PISA başarısının arka planı

2003 yılında Türkiye'nin PISA fen bilimleri puanı 434, okuma puanı 441, matematik puanı ise 423'tü. 2025'e gelindiğinde bu puanlar sırasıyla 494, 472 ve 462'ye yükseldi. Özellikle fen bilimlerinde 60 puanlık artış dikkat çekici. Üstelik OECD ülkelerinde uzun dönemde performans düşerken Türkiye üç alanda da uzun vadeli bir iyileşme gösterdi. Türkiye'nin PISA'daki yükselişini daha iyi anlamak için son yirmi yılda eğitim sisteminde bu gelişimi destekleyen poltikalara bakmak gerekiyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Eğitim altyapısına yapılan uzun dönemli yatırımlar

Türkiye son yirmi yılda okul altyapısından derslik kapasitesine, eğitim teknolojilerinden dijital içeriklere kadar eğitim sisteminin fiziki ve teknolojik kapasitesini önemli ölçüde geliştirdi. FATİH Projesi, EBA ve sonrasında gelişen dijital eğitim ekosistemi, öğrencilerin öğrenme kaynaklarına erişimini genişletti. Okulların fiziksel koşullarının iyileştirilmesi de öğrenme ortamlarının niteliğini yükseltti.

PISA 2025 verileri, Türkiye'de okulların insan kaynağı bakımından önemli ölçüde güçlendiğine işaret etmektedir. Öğretmen yetersizliğinin öğretimi engellediğini belirten okul yöneticilerinin bulunduğu okullarda öğrenim gören öğrencilerin oranı Türkiye'de yüzde 8 iken OECD ortalaması yüzde 39'dur. Bu oranın 2022'de yüzde 16 olması, son dönemdeki iyileşmeyi de göstermektedir. Fiziksel altyapı bakımından da öğretimi engellediği bildirilen eksikliklerin oranı yüzde 15'ten yüzde 14'e gerilemiştir. Bununla birlikte eğitim materyali eksikliği konusunda aynı iyileşmenin görülmediği, aksine bu oranın yüzde 15'ten yüzde 24'e yükseldiği görülmektedir ki bu hususa eğilmek gerekiyor.

2. Sınav sistemindeki değişim ve beceri temelli eğitim

Türkiye'nin eğitim politikalarında önemli kırılma noktalarından biri, özellikle 2017 sonrasında sınavlarda bilgi hatırlamaktan ziyade bilgiyi kullanmaya, yorumlamaya ve problem çözmeye dayalı soruların ağırlığının artırılması oldu. Bu değişim zaman içinde öğretim pratiğini de etkiledi. Öğrencilerin analitik düşünme, problem çözme, yorumlama, eleştirel düşünme ve bilgiyi farklı durumlara transfer etme becerilerine daha fazla önem verilmeye başlandı.

PISA'nın ölçtüğü yeterlikler de tam olarak bu doğrultudadır. PISA, öğrencilerin yalnızca ne bildiğine değil, bilgilerini karmaşık problemlerde kullanabilmesine, eleştirel düşünebilmesine ve iletişim kurabilmesine odaklanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'de son yıllarda gerçekleşen beceri temelli öğretim ve değerlendirme dönüşümünün PISA performansına katkı sağlamış olması kuvvetle muhtemeldir.

3. Eğitim kaynaklarına erişimin yaygınlaştırılması

Evdeki öğrenme kaynakları, ebeveynlerin eğitim düzeyi, çalışma imkânları ve öğrencinin eğitim materyallerine erişimi de öğrenci başarısı üzerinde önemli rol oynar. Türkiye'nin ücretsiz ders kitabı dağıtımı ve yardımcı kaynaklara erişimi artırmaya yönelik politikaları, özellikle sosyoekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilerin öğrenme kaynaklarına erişimini destekledi.

PISA 2025'te Türkiye'nin yalnızca üst düzey öğrencilerinin değil, temel yeterlik düzeyine ulaşan öğrencilerin oranının da artması bu pencereden okunabilir. OECD verilerine göre Türkiye'de üç alanda da düşük performans gösteren öğrencilerin oranında uzun dönemde belirgin azalma görülmüştür.

4. Yükseköğretimin yaygınlaşması ve ebeveynlerin eğitim düzeyi

Türkiye'nin PISA başarısının daha az konuşulan ancak önemli arka plan faktörlerinden biri de yükseköğretimdeki kitlesel genişlemedir. Son yirmi yılda üniversite sayısının, yükseköğretime erişimin ve yükseköğrenimli nüfusun artması, çocukların evdeki öğrenme ortamını da değiştirmiştir.

Bugünün ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin ebeveynleri, geçmiş kuşaklara göre daha yüksek eğitim düzeyine sahiptir. Daha eğitimli ebeveynlerin çocuklarının öğrenme süreçlerine akademik destek sunabilme kapasitesi de genel olarak daha yüksektir. Dolayısıyla yükseköğretimin yaygınlaşmasını eğitimli ebeveyn kuşaklarının oluşması ve bunun aile içindeki öğrenme kültürüne yansıması üzerinden de değerlendirmek gerekir.

PISA sonuçlarından eğitim sistemimiz için çıkarılacak dersler

Eğitim altyapısının güçlenmesi, öğretmen niteliğinin gelişmesi, beceri temelli müfredatın yaygınlaşması, kaynakların çeşitlenmesi ve yükseköğrenimli ebeveyn kuşaklarının artması bu eğilimi destekleyecek, Türkiye'nin akademik performansı artmaya devam edecektir. PISA sonuçlarından hareketle izlenecek politikalar şunlar olabilir:

Alt ve üst başarı gruplarını birlikte geliştirmek

PISA 2025'in olumlu taraflarından biri, Türkiye'nin hem temel yeterlik düzeyine ulaşan hem de üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranını artırmasıdır. Fen bilimlerinde üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranı 2022'de yüzde 4 iken 2025'te yüzde 7,4'e yükselmiş ve OECD ortalamasının üzerine çıkmıştır. Matematikte bu oran yüzde 7,9'a, okumada yüzde 4,2'ye yükselmiştir.

Fakat özellikle okuma ve matematikte üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranını daha da yükseltmek gerekir. Bunun için bir yandan düşük performans gösteren öğrencilere erken müdahale ve bireyselleştirilmiş destek mekanizmaları geliştirilmeli, diğer yandan yüksek potansiyele sahip öğrenciler için daha ileri düzey öğrenme fırsatları oluşturulmalıdır.

Beceri temelli öğretimi derinleştirmek

Özellikle yapay zekânın bilgiye erişim maliyetini dramatik biçimde düşürdüğü bir dünyada, bilgiyi bilmekten çok bilgiyi değerlendirmek, anlamlandırmak ve üretmek önem kazanacaktır. Önümüzdeki dönemin temel problemi, öğrencinin sahip olduğu bilgiyi kullanabilmesidir. Bu nedenle analitik düşünme, problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık, bilimsel sorgulama ve bilgiyi yeni durumlara transfer etme becerileri eğitim sisteminin merkezinde tutulmalıdır.

Öğretmenin niteliğine yatırım yapmak

Altyapı ve teknoloji önemlidir; fakat eğitimin temel aktörü hâlâ öğretmendir. Türkiye'nin PISA'da yakaladığı yükselişin sürdürülebilirliği, önemli ölçüde sınıf içindeki öğretimin niteliğine bağlıdır. Bu nedenle öğretmenlerin mesleki gelişimi, beceri temelli öğretim yöntemleri, ölçme-değerlendirme okuryazarlığı, yapay zekâ destekli öğretim ve farklı öğrenme ihtiyaçlarına cevap verebilme kapasitesi açısından daha nitelikli hizmet içi eğitim bütçeleriyle desteklenmelidir.

Eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek

Ücretsiz ders kitapları ve eğitim kaynaklarına erişim politikaları sürdürülmeli; özellikle dezavantajlı öğrenciler ilkokulun ilk yıllarında yoğunlaşan, öğrenme kayıplarını telafi edecek destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Çünkü Türkiye'nin PISA'daki yükselişinin kalıcı hale gelmesinin yolu, yalnızca başarılı okulları daha başarılı yapmak değil, sistemin tamamındaki öğrenme kalitesini yükseltmektir.

Yükseköğretimdeki okullaşma oranlarını korumak

Halihazırda ülkemizde önlisans ve açıköğretim de dahil 18-22 yaş grubundaki gençlerimizin yaklaşık yüzde 45'i yükseköğretim görmektedir. Bu gençlerimizin de yalnızca yarısı örgün lisans programlarına devam etmektedir. Türkiye'nin yükseköğretimde erişimi artırma politikası, ekonomi ve istihdamla ilgili sonuçlarının yanında, eğitimli bir toplum ve eğitimli ebeveyn kuşakları oluşturmak bakımından da önemlidir. Bu açıdan yükseköğretimde okullaşma oranlarımızı korumalı, üniversite eğitimini değersizleştiren söylemlerden kaçınmalıyız.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA