Türkiye'nin en iyi haber sitesi
CEM SANCAR

Cuma, mor külhanidir kendisi

Robinson yenildi bu topraklarda. Cuma, ayağa kalktı.
Fakat Cuma'nın da işi zor! İşler karışık.
"Yoksullar adaletsiz bir sistemi değiştirdiklerinde kendilerindeki açlığı fark edip bu kadar hırsa kapılmasalar dünya güllük gülistanlık olurdu" diye yazmış mealen Cioran. Âsabı bozuk filozof.
Ne ki, her büyük dönüşümde böyle bir problem var. Şu gerçek: İnsan hırsı tehlikeli madde! Üretmeye, yaratmaya, paylaşmaya yöneldiği zaman müthiş bir kuvvet, 'azim' oluyor, tadından yenmiyor. Ya da bitmez tükenmez bir açlık, kaba doymazlık oluyor, güzelliği bitiyor.
Öte yandan, 'devrim' dediğin yolda düzülüyor ve bilgece bir ferasete ulaşmak için bolca meşakkat gerekiyor. Bunu da unutmamalı.
"Bir ayağın orada, bir ayağın burada" diye yazmıştım bir yazar için, yakın tarihte. İnternette yazıyordum o zamanlar.
"Kıtalar birbirinden ayrılıyor. Doğu kendini buluyor. Biz önce Doğuluyuz. Lâkin hâlimiz şu: Açmışız bacaklarımızı iki kıta üstüne, iki kıtaya da basmışız. Ne var ki ayrıldıkça kıtalar, acıyor canımız! Neredeyse düşeceğiz, öyle bir gerilim...
Mesafe arttıkça ayakta durmak zorlaşacak. Ya denize düşecek, yılana sarılacaksın!
Ya da bir tarafı seçmek durumunda kalacak ve korkarım sen, içindeki Beyaz Adam'ı seçecek, o tarafa geçeceksin..."

***

Öyle de oldu, ne var ki finalde Cuma kazandı. Fakat bitmez bu kapışma, onu da biliyoruz. Robinson kaybetti ama yaşıyor. Batı onun kıtası, kıta bizim içimizde.
Robinson ile Cuma birlikte yaşayabilecekler mi bu dünyada? Esas soru bu.
Cuma nesli olarak bir olmayı, birliği öne çıkarmamız, Doğu ile Batıyı birleştirme çabamız belki de hep ondan. Rahatlamak için. Şöyle ferahfeza iki kıtaya da rahatça basmak, ayakta durmak istiyoruz.
Ruhumuzun psiko-biyografisi budur zannımca.
E zaten kim sıkışmadı iki dünya arasında? Hepimiz biraz öyle. Aydın sınıfı bunun timsali.
Bazımız nefs muhasebesinde, bir arınma durumunda mesela. Bazılarımız ise havalara bakmakta! Hiç oralı değiller, 'Ağır Abi' onlar.
'Melamet' desem tam anlaşılmaz, otokritik yerine oturmaz, en iyisi şöyle demek: 'Özeleştiri' tramvayı o durağa asla uğramıyor.
Kendini tiye alamayan kişiden âlim çıkmasını beklemek derseniz, kaderi hüsran olan boşuna bir çabadır diyebilirim size...

***

İlla ki bu mevsimde bahar ve İstanbul denince 'sümbül' derim fikrimce. Şair Ece Ayhan'la yürürsek, mor külhani bir çiçektir kendisi. Çıbanlara ilaçtır, öyle söylenir.
İçinde bir kaplan yaşar, mor kaftanlı bir serdengeçti. Mor-siyah-eflatun, her asırda bilgeliğin rengi, onun da altını çizmeli!
Maziyi renklerden de okuyabiliriz, onu diyorum, zaman içinde anlamı kayan kelimelerden de!
Misal biz millet olarak mutaassıp bir aile olabiliriz ama taassuba karşıyız! Mazimiz budur, medeniyetimizin ışıltılı yüzyılları bize bunu söyler.
Esas marifet şu: İçimizi açmalıyız! Söyleşmekten ziyan gelmez birbirini sevenlere. Fakat konuşmayı öğrenmek de kolay değil, yeni çıktık dayaktan!
Hem dilimizi, hem de zarafetimizi arıyoruz.

***

"Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında/ Yekpare, geniş bir ânın/ Parçalanmaz akışında..." demiş ya Tanpınar, Türkçeyi parlatarak.
Cuma meselesine dönersek, ona sümbül gönderiyorum, çok şey var konuşulacak.
En ziyan olanıysa: 'Kendimize' tapmak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA