Suriye, Arap Baharı adıyla, cazip bir ambalajda sunulan şekerin esasında acı olduğunun farkedildiği yerdir. Parlatılmış bu süreçte insanlar Suriye lideri Beşar Esad'dan da reformlar beklediler. Türkiye'nin de çok sayıda ziyaretle, henüz 'Bahar' ortada yokken telkin ve arzu ettiği değişimin sebebi Beşar'ın boyu posu, ona duyulan yakınlık değil, Suriye halkının Türkiye'nin daha dün yapay sınırlarla koparılmış kendi insanları olmasıydı. Yapay Suriye sınırı denilince, Sinan Çetin'in esasında son derece acı bir hikaye olan Propaganda filmini hatırlarız. Suriye diktatörünün reformlar yapması ve siyasi partilere izin vererek serbest seçimlerin önünü açması beklendi. Türkiye bütün samimiyetiyle Beşar'ın –amiyane tabirle– kalıbının adamı olduğunu düşünmüştü. Ancak Esad, barışçıl gösteriler yapan silahsız halkına ateş açtırarak bugüne gelindiğinde 110.000'den fazlasının katline, binlercesinin tecavüze uğramasına yol açtı.
Tam 15 Mart 2011'den 28 Temmuz 2011'e kadar Suriyeliler, yaklaşık 6.000 masum sivilin, yalnızca şiddetsiz yürüyüşler yaptıkları için öldürülmesine sabretmişler, o günlerde silaha sarılmamışlardı. Ancak bu gidişata dayanamayan ordu mensupları ve gönüllüler, yeni bir '1982 Hama katliamı'nın gelmekte olduğu istihbari gerçeği ile karşı karşıya gelince, Özgür Suriye Ordusu adı verilen hareketi başlattılar. Esasında Özgür Suriye Ordusu, bir milletin oluşturduğu milli meşru müdafaa hareketinin adıdır. Sıradan insanlar arasında söz konusu olabilen meşru müdafaalarda görülebildiği gibi bu meşru müdafaa hareketinde de ölçüsü kaçmış ve sınırların dışına çıkmış hareketler olabilmektedir. Bireylerin arasındaki meşru müdafaalarda meşru müdafaayı yapan kişi nasıl derhal ve doğrudan beraat edemeyebiliyorsa, Özgür Ordu mensupları ve sorumluları da suç hatta vahşet kapsamına girmiş olan tüm fiillerinden zaten mesul olacaklardır. Bu ayrıntı işin, taraf ayırt edilmeksizin eleştirilmesi gereken, konu yargılanabilir hale geldiğinde gözetilmesi beklenen sonraki aşamasıdır.
Bugüne gelindiğinde, 110 binden fazla insan öldürülmüş, 500 binden fazla Suriyeli Türkiye'ye, diğerleri ise çok çeşitli ülkelere sığınmışken, durumu karışılmaması gereken bir iç mesele olarak nitelendirmek, yalnızca muhtemel dış müdahaleyi eleştirmek adına kılıf bulma çabası sayılabilir. Komşusu eşini veya çocuğunu öldüresiye döverken, "içişlerine karışmamak" adına polisi aramayı tercih etmeyenlerin dünya görüşü de esasında tamamen aynıdır. Emperyalistlerin bir dış müdahale ile Suriye'de akan kana müdahale edeceğinden endişe duyanların, 'emperyalist Rusya'nın ve 'emperyalist Çin'in tüm desteğiyle, hızını kesmeyen Esad'ın sırtını sıvazlamakta oldukları yalnızca acı bir gerçek. 'Benim emperyalistim iyi, senin emperyalistin kötü' dercesine, neredeyse yan şehirde katliamlar sürerken Esad posterlerinin önünde destek konserleri verenlerin barış güvercini pozları da tartışılabilecektir.
Başkan Obama'nın geçen sene, Suriye'de kimyasal silahların kullanımını kırmızı çizgi olarak ilan etmesi ise bugünkü gelişmelerin tetikleyicisi oldu. O tarihten sonra, çeşitli özel haber kaynakları, Esad güçlerinin kimyasal silah kullandığına dair haberleri onlarca kere geçtiler. Bu haberler bana kadar geldiğine göre, tabii ki ilgili tüm birimler kimyasal saldırılara dair bilgi sahibiydi. Ancak, 21 Ağustos 2013'te yoğunlukla çocuk ve kadınlar olmak üzere bin 429 kişinin acımasızca öldürülmesi ve herhangi bir silah yaralanması olmadan ölmüş cansız beden görüntülerinin özellikle sosyal medya yoluyla tüm dünyaya hızla yayılması, mızrağın artık çuvala sığmadığı gerçeğini herkesin yüzüne çarptı. Olay yerini inceleyen BM uzmanları, müttefiki Esad'a toz kondurmamaya çalışan Rusya aksini iddia etse de, çeşitli ülkelerin uydularının tespitleriyle, Esad'ın askerlerinin kimyasal saldırının arkasında olduğunu ispatlıyorlardı.
Gelinen son noktada, Amerika ve müttefiklerinin kararlı gözüken tutumu karşısında Rusya'nın devreye girmiş olduğu ve bir müdahalenin olmayacağı zemini temin ettikleri gözükmekte. Suriye muhalefetinin bu konuda verdiği teminata rağmen, sıcak denizlerdeki son üssü olan Tartus'tan vazgeçmemek adına Rusların Esad'a tam destek veriyor gözükmeyi seçmeleri anlaşılabilir. Ancak yakın ve uzak tarihten benzeyen örnekleri ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un geçtiğimiz günlerdeki açıklamalarını gözönüne aldığımızda, Rusya'nın kimse için savaşa filan girmeye niyetli olmadığını söyleyebiliriz. Esasında aksi zannedilmekle beraber, aynısı İran için de geçerlidir. "Şii Azerbaycan"ın Hristiyan Ermenistan'la yapmış olduğu 1991-1994 Ermenistan-Azerbaycan savaşında, Şii İran'ın çeşitli kendi iç dinamiklerini gözeterek, Şii Azerbaycan'dan değil de Hristiyan Ermenistan'dan yana taraf olması ve Ermenistan'a destek vermeyi tercih etmesi, çok bilinmemekle beraber, yakın tarihin şaşırtıcı bir gerçeğidir. Bu gerçekler çerçevesinde İran'ın, belki de Amerika'ya karşı savaştığı fikriyle Suriye'ye Azerbaycan'a vermediğinden daha fazla destek verdiği görülebilir. Ancak Rusya'nın da İran'ın da gerek taktisyenlerle gerek istihbaratçılarla, hatta gönüllülerle bu mücadeleye bir şekilde dahil olduğu bilinse de, devlet olarak konuya resmen ve alenen dahil olacakları düşünülmemelidir. Ne Rusya ne de İran, Suriye'ye herhangi bir müdahale olması halinde Batı bloğuna karşı savaşmayacaklardır. Türkiye ise düşürdüğü Suriye helikopteriyle, masadaki Rusya'ya ve Amerika'ya kendini hatırlattı, burada ben de varım dedi.
Hemen her gün yeni bir şeylerin gündem olduğu Suriye'de maalesef çocuklar, siviller ölmeye devam edecek. Ancak bu kanlı mücadele yeni ve hızlı gelişmelere de gebe.
cuneyder@gmail.com
@cuneyder