Beşar Esad'ın kendisi adına en büyük avantajı alternatifisiz gözükmesi. Daha doğrusu, bir alternatifi olsa bile onu getirebilecek bir sistemin fiilen yokluğu. Konuyu bir anda Esad'ın aleyhine döndürebilecek tek gelişme, gitmesi halinde yerine gelebilecek isim konusunda Suriye sahasına hâkim güçlerin gizli bir mutabakata varmaları olur. Özellikle Amerika ve Rusya, aynen Afganistan konusunda Karzai üzerinde anlaştıkları gibi Suriye'yi de "emanet edebilecekleri" bir ismi aniden ortaya çıkarabilirler. Fakat belki de özellikle İran'ın ve hatta İran-Rusya ikilisinin Esad'ı nasıl bir çıkmaz sokakta olduğundan hareketle ikna etmeleri gerekiyor. Beşar Esad, amiyane tabirle kuyruğu dik tutuyor gözükmek adına kendi koltuğuna yeniden aday olacağı yönünde açıklamalar bile yapıyor. Bir harekatın gerçekleştirileceği yönünde var sanılan kararlılık, Esad'ın 'şiddetli biçimde' vurulması gerektiği çağrısını TIME'ın kapak bile yapmasına yol açmıştı. Ancak artık çok çeşitli sebeplerle bir harekat olmayacağı anlaşılsa da, Esad sonrasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. İran ve Rusya'nın Suriye'deki şartların biraz normalleşmesinde rol oynaması, en azından akan kanın durması ve Esad'ın güvendiği birilerinin sözünü dinlemesi açısından etkili olacaktır.
Burada iki aşamanın önem arz ettiğini söyleyebiliriz. Birincisi, Esad'ın koltuğunu doldurabilecek, "Türkiye'nin ve Rusya'nın da dahil olduğu Batı"nın tercih ettiği genel prensiplerle ülkeyi yönetmeye talip bir ismin tespiti; yani Suriye'nin Karzai'sinin bulunması. İkincisi, ülkedeki kimyasal silahların, herhangi bir çılgınlığa mahal vermeyecek şekilde imhasının tamamlanması. Genel olarak değerlendirdiğimizde, kendisi bir iç savaşla boğuşan bir ülkenin, herhangi bir başka ülkeye saldırması vaki değildir. Ancak Esad'ın aklından nelerin geçebileceği, muhtemel çılgınlığı, herhangi bir standarda göre tahmin edilemez. Diktatörün kendi açıklaması, ellerindeki kimyasal silahların imhasının bir yıl süreceği yönündeydi. Bu açıklamayı kimyasal silahların sahibinin yaptığını göz önüne aldığımızda, Suriye'deki kimyasal imhasının bir yıldan çok daha kısa bir sürede tamamlanabileceğini tahmin edebiliriz. Tabii imha süreci, Esad ve adamlarının her şeye rağmen ayak diremesi, zaman zaman medyaya yansıyan 'heyetlerin engellenmesi' gibi güçlüklerle de karşılaşabilir.
Yeni yönetimiyle beraber Batı'ya biraz daha göz kırpıyor gibi gözüken İran'ın ve Suriye'deki askeri tesisleri kapatmayı planladığı gündeme gelen Rusya'nın takınacağı tavır beklenmedik derecede değişebilir. Bu değişimin ilk aşaması olarak, yine Esad'ın koltuğuna aday belirlendiğinde ve kimyasal silahların imhası süreci sona yaklaşırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden Suriye'deki mücadele sırasında savaş suçu işlediği düşünülen herkesin yargılanması yönünde sürpriz bir karar çıktığını görebiliriz. Bugünkü kalıcı yapısıyla bir Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olmadığı tarihlerde, Yugoslavya'nın dağılması sonucu işlenen savaş suçları için Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICTY) kurulması kararı oybirliğiyle alınmıştı. Bugüne gelindiğinde yargılamaları halen süren Mahkeme'nin Güvenlik Konseyi'nce kuruluşu oybirliği ile olmuş, Rusya da hem din hem ırk hem de gönül bağı olan Sırplar'ın, hatta Slobodan Miloseviç'in yargılandığı kurumun kurulmasına onay vermişti. Oysa Rusya'nın Bosna-Hersek'teki savaşa, Sırplara destek kabilinden taktisyenler gönderdiği biliniyordu. Esasında benzer bir durum Kosova harekatı sonrasında NATO liderliğinde kurulan barış gücü için de söz konusuydu. Bir NATO ülkesi olmayan Rusya'nın da NATO güçleriyle beraber harekat sonrasında barış gücüne dahil olduğunu görürüz. Bosna-Hersek'teki savaşı atv ekranlarından bizlere aktaran Şerif Turgut, Rusların da dahil olduğu barış gücü Kosova'ya girince, Sırpların kurtarıcılarının geldiği düşüncesiyle sevinç gösterili kutlamalar yaptığını, o anı bizzat hatırlayarak anlatıyor. Ruslar ve Sırplar, her ikisi de Ortodoks Hristiyan Slav ailesinden olduğu halde, böyle bir durum yaşanabiliyorken, sadece SSCB döneminde 1971'de yapılmış bir anlaşmaya ilişki kurduğu Suriye ile olan bağı, daha pamuk ipliğinde sayılır. Özellikle de teknik olarak bir askeri üs değil, yalnızca destek istasyonu sayılan tesislerin Suriye'den taşınabileceği yönünde haberler şu günlerde gündeme geliyorken.
Aynen Miloseviç gibi Esad'ın ve savaş suçu işlemiş tüm tarafların en kısa zamanda yargıya hesap vermesi gerekiyor. Irak konusunda çözümü Talabani ve Barzani ile bulmuş Batı'nın, Suriye için de yine bir Kürt liderin, PYD lideri Salih Müslim'in önünü açması hiç şaşırtmamalı. İstanbul Teknik Üniversitesi 1977 mezunu Müslim, Türkiye'nin de tercih edeceği bir isim olacaktır. Ancak Esad'ın koltuğu doldurulamazsa, büyük bir lider boşluğu ile devlet kurumlarının istikrarlı biçimde varlığını sürdüremez hale gelmesi, Suriye coğrafyasını El Kaide'ye terk etmek olur ki, bunu Rusya da, Amerika da, İran da istemez. 'Düşmanımın düşmanı' denkleminin Suriye coğrafyasında hangi sürpriz ittifakları beraberinde getireceğini yine zaman gösterecek.
cuneyder@gmail.com
@cuneyder