Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Birleşik Krallık arasında senelerdir gerçek bir çekişmenin sürdüğünü söylemek yanlış olmaz. Hatta 'çekişme', bu durumu yansıtmak üzere tercih ettiğim en yumuşatılmış, özel seçilmiş kelime. Mücadele, kavga, belki de savaş demek doğru ve gerçekçi olabilir. Bu belki de lokomotifi İngiltere olan, özellikle Türkiye'de İngiltere olarak meşhur, 'Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı' ile Avrupa arasında olan, az telaffuz edilen mücadelenin yargıya, hatta uluslararası yargıya yansıması.
Hatta AİHM'in artık emekli olan Britanyalı üyesi Sir Nicolas Bratza, bu gerilim sebebiyle bir yorum yazısı yazıp, Ocak 2012'de The Independent gazetesinde yayımlamıştı. Önemli bir hukukçu olan Britanyalı AİHM hâkiminin yazısının başlığındaki sertlik Birleşik Krallık ile Mahkeme arasındaki gerilimi yansıtmaya yetiyordu: "Britain should be defending European justice, not attacking it." Bratza, Kasım 2011'den Ekim 2012'ye kadar Mahkeme'nin başkanlığını yürütmüştü. Bu eleştiri yazısının yayımlandığı Ocak 2012'de de, AİHM başkanıydı, ülkesini eleştiriyordu.
Esasında, Avrupa Mahkemesi'nin özellikle işkence konulu temel içtihadının oluşmasında, zamanında Birleşik Krallık "aleyhine" verilmiş kararların çok büyük payı olduğunu göz önüne almalıyız. Bu itibarla, Britanya devlet yapısından çok, iktidarların tutumunun söz konusu 'mücadelede' önemli rol oynadığını söylemek gerçekçi olabilir. AİHM'in, Birleşik Krallık ile arasında zaten sık yaşanan gerginliğin hat safhaya varmasına yol açan süreç, dolaylı da olsa ABD'yi de ilgilendiriyor. AİHM, Irak işgali süresince Britanya ordusunun 'etkili ve sürekli denetim'i altında bulunan Irak bölgelerini yetki alanında saymıştı. AİHM, hatta Büyük Daire, Iraklıların başvurularını Britanya'nın aleyhine sonuçlandıran kararlara imza atıyordu; buna devam da ediyor.
Gündemi senelerce meşgul edecek diğer gelişme Abu Qatada al-Filistini davasıydı. Ürdün vatandaşı Filistinli'nin Bin Ladin'in Avrupa'daki sağ kolu olduğu iddia ediliyordu. Ancak radikal vaiz diye tanımlanan Qatada, somut bir delille suçlanmadığı gibi Britanya gündemini meşgul ediyordu. Qatada için AİHM ile Britanya'nın ilişkilerinin gerilmesine yol açan gelişme, avukatlarının başvurusu üzerine Avrupa Mahkemesi'nin verdiği kararla sınırdışı edilmesinin engellenmesiydi. Avukatları, Ürdün'de işkence ve kötü muameleye maruz kalacağı savunmasıyla sınırdışı işlemini engellediler. Belki seçmenleri başta olmak üzere kamuoyunun ferahlandırmak için olabilir, Britanya Başbakanı Cameron, Qatada'nın Britanya topraklarında o tarihlerde serbest gezmesinden duyduğu rahatsızlığı ifade ediyordu. Sonunda Cameron'ın rahat nefes alacağı gelişme, Ürdün'ün bu konuda teminatlar taahhüt eden bir uluslararası antlaşmaya taraf olması oldu. Bunun sonucunda Qatada Ürdün'e gönderildi. Ürdün verdiği teminat, işkenceyle elde edilmiş delillerin Qatada'ya karşı kullanılmayacağıydı. AİHM'in istediği de esas olarak buydu: İşkencenin hiçbir şekilde hukuk dairesinde bir araç olarak görülmemesi.
Tüm bunlar olup biterken, İngilizler, daima AİHM'in yetkilerini sınırlamayı hedefliyorlardı. Dışarıya yansıtmadıkları kurnazca düşünceleri, "AİHM yalnızca [başta eski Demir Perde memleketleri olmak üzere] Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde yargı yetkisine sahip olsun" şeklinde bir yaklaşımdı. Türkiye'den konuyla ilgili gayet yetkili ismin buna tepki veren yorumu, kamuoyuna asla yansımamış olsa da, "olur mu öyle saçma sapan şey!" yönündeydi, haklıydı da... Ancak AİHM her şeye rağmen Britanya aleyhine kararlar veriyor.
Yıllardan beri durulmaksızın tartışılan bir diğer konu, Kraliçe'nin ülkesinde mahkumların oy veremiyor olmasından dolayı aleyhe verilen karardı. Oysa, 'madem idam cezası yok ve hürriyetten mahrum bırakmak da bir çeşit ıslah usulü olarak uygulanıyor, oy verme hakkını da bir çeşit rehabilitasyon aracı olarak düşünebilirler'di. Ancak Britanya bu konudaki AİHM kararını o kadar sert eleştirilerle karşıladı ki, sırf yeni de olmayan bu karardan dolayı Avrupa Konseyi'nden ve AİHM'in yargılama yetkisinden çıkılması gerektiğini dillendirenlerinin sayısı az değil.
Britanya'nın kıdemli hâkimleri, meslektaşlarının kararlarından memnun değiller. AİHM kararlarına çok fazla atıf yaptığından şikayetçiler. Fakat buna rağmen, özellikle yine Irak işgalinin sonuçları peşlerini bırakmayacak gibi görünüyor. Şimdi de (bu hafta) Saddam'ın generallerinden biri, Khadim Resaan Hassan, işkence görmüş şekilde ölü bulunan kardeşinin hakkını AİHM'de arıyor. Britanya iç hukuk yolları, iddia edilen bölgenin Amerikan ordusunun kontrolünde olduğu gerekçesiyle başvuyu reddetti. Ancak dava, 17 hâkimli AİHM Büyük Daire'sinde görülecek.
Qatada'nın ülkesini terketmesiyle Cameron kendini "Britanya'nın en mutlu insanı" ilan etmişti. Üstelik memnun olmadığı AİHM kararları sonrasında Eylül ayında "Avrupa ile tüm ilişkileri gözden geçirebileceklerini", Birlik'ten bile ayrılabileceklerini duyurdu. Domino etkisinden endişe edenler var. Türkiye'de ve dünyada, Avrupa Birliği'nin çok uzun ömürlü olmayacağı yönünde tahmin yürütenlerin sayısı az değil. Ancak İngilizler'in dağılmaya yol açacak süreci başlatan taraf olarak kendilerini öne sürecekleri kanaatinde değilim.
cuneyder@gmail.com
@cuneyder