Geniş bir teras...
Çiçek vermeyen ama yaprakları dolgun ve yemyeşil süs bitkileri...
Top şeklinde iki kaktüs...
Çim bahçe...
Terasta rahat koltuklar ve şık bir masa...
İki şezlong...
Hatırlıyorum o günleri...
Güzeldi. Hoştu.
Sonra evin arka kapısında duvar ile eşik arasındaki bir buçuk metrelik alanı keşfettik.
Kendiliğinden oldu her şey...
Önce duvar dibine gül ektik, sonra duvarla eşik arasını taşlarla süsledik.
Ve...
Eskiciden aldığımız kocaman bir emaye tepside ilk kahvaltımızı, demlikle birlikte oraya çıkardık.
Yere minderler koyup oturduk.
Sapına kadar şehirli bir çifttik ama olay bambaşka bir hâle bürünmüş; küçücük alan bir anda "yuva"mız olmuştu.
Ev, arkamızda kalmıştı, salon, teras, bahçe falan...
Biz duvar dibinden memnunduk.
Kediler bile bizim mekânı seçmiş, her sabah erkenden oraya gelip bizi bekler olmuşlardı.
Bu hayatı ve hayat biçimini kapatıp "kiralık" dünyadan çekilinceye kadar günlerimizi o daracık alanda mutlu geçirdik.
***
Şimdi "yuva"dan geçtim, evler bile kayboluyor yavaş yavaş, artık konutlar var.***
Pandemi dönemiyle hiç hesaplaşmadan durumu idare edeceğimizi sanıyoruz ama olmaz!***
Evlerimizin mahrem alanlar olduğu kesin.