"Bildim bileli şu İstanbul yakışıksız hareket edenlerle dolu bir şehirdir. 'Kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü' fehvasınca ölmüş yılları fazla pohpohlamaktayız."
Ne zaman yazılmış bu satırlar?
1958'de...
Kim yazmış?
Refik Halit Karay...
***
"Yakışıksız hareketler" derken şehir insanının medeniyetten uzak davranışlarını kastediyordu Refik Halit...
Mesire yerlerindeki kavgaları, umumi yerlerde kadınlara yüz kızartıcı biçimde yaklaşımı ve şoförlerin terbiyesizliğini şikâyet konusu ediyordu...
Geçen gün
Küçüksu Parkı'nın (eskilerin deyişiyle hâlâ bir "mesire yeri") oradan geçiyordum. Parktaki kavga yola kadar taşmıştı; yolda da motorcular ile taksiciler kavga ediyordu...
Fakat şunu da sormak zorundayım:
Şehir insanının davranışlarıyla şehrin düzenini birbirinden ayırabilir miyiz?
Hayır!
***
Refik Halit'in 1950'lerde İstanbul üzerine yazdıklarını okuyorum ve anlıyorum ki,
geçmiş zaman pek öyle "hayali cihan değer" falan değilmiş...
Geçtim,
meşrutiyet dönemindeki (selatin camilerin çevresi gecekondudan beter yapılarla doluydu, camileri görmek imkânsızdı) karman çormanlığı...
Cumhuriyetin ilk 30 yılında İstanbul'un bir tür
"kendi hâline terk edilmişliği" ayrıca üzerinde durmaya değer bir konudur.
***
70'lerin, 80'lerin İstanbul'unu hatırlıyorum...
Bizler; yani Kadıköy veya Üsküdar'da oturanlar içimizden şöyle konuşurduk:
"Bu eşsiz şehre karşıdan bakmak daha güzel, yoksa karşıya geçtin mi, hırgür içinde kayboluyorsun."
Ve o hırgür hiç bitmedi!
***
Gerçek şu ki...
Geçmişe özlem bugüne ait bir histir, geçmişin hakikati ise farklıdır...
Gerçekten de şehrin derlenip toparlanması çok geçe kaldı...
90'ların ikinci yarısında başlayan çalışmalara kadar beklenmişti...
***
Fakat sonra ne oldu?
Kent büyüdü, büyüdü ve şehri yedi bitirdi....
Biliyorsunuz, ben "kent" ile "şehir" arasında kesin bir ayrım yaparım...
Mahallenin kaybolduğu, evlerin konuta dönüştüğü bir şehir olabilir mi? Olmaz.
Kenttir o!
***
Mülki sınırlar başka şey,
kalbin çizdiği sınırlar başka...
Beylikdüzü'ne veya
Başakşehir'e içimiz İstanbul diyebiliyor mu?
Anadolu yakasında
Ataşehir'e doğru giderken hafiften Kuala Lumpur havası almıyor muyuz?
***
Neyse...
İşin tatsız yanını uzatmadan
Refik Halit okumaya döneyim...
Haftaya pazar günü yine bahsini açarım...