Bedenin yolculuğu ile zihnin yolculuğu kardeştir...
Ondandır ki, insan başka bir yere, başka bir semte, başka bir şehre, başka bir ülkeye giderken birdenbire "kendine" dönüverir...
***
Dolaşmak mı?
Bu mahalleden ötekine, bu meydandan diğerine...
Ayaklarınız gidiyor ve gözleriniz de eşlik ediyor sanırsınız...
Ama eve döndüğünüz de fark edersiniz...
Ruhunuz dolaşıp o kadarcık şeyden bile farklı tatlar kazanmış ve
hayatınız farklılaşmıştır...
***
Ekranlarda arıyoruz şimdi bu tecrübeyi...
Bu tatlar ekranlardan bize ulaşacak diye bekliyoruz.
Olmuyor, ekrandan gelen
"enformasyon" oluyor; ki yanlış yere onu da bilgi sanıyoruz, oysa bilgiye açılan kapıdır enformasyon, bir tür "haber"dir, hepsi o kadar!
Yani ola ola
haberdar oluyoruz.
Dolayısıyla doz artsın istiyoruz...
Bir daha, bir daha, hep art arda...
Boş kaldığımız her an ekranda gördüklerimizi kaydırıyoruz...
Temas nerede peki?
Tecrübe (deneyim) nerede?
Ekranlar yoluyla hakikaten dolaşmak, gezmek, yolculuk yapmak mümkün mü?
Sade insan deyip duruyorum ya...
İşte ona çok yakında "
ekranlarla idare et, ötesine kafayı takma" diyecekler, biliyorum.
Gezmenin ekonomisi iyice daralacak, yüzeysel yer değiştirmelere
"al sana gezinti!" denilecek, onu da biliyorum...
Fakat
ekranlardaki gezinti büyülü bir illüzyondan, hatta bir tür hipnozdan öteye gidebilir mi?
Temas nerede?
***
Tam bu noktada aklıma
Turan Kışlakçı'nın bizim Muhit Kitap'tan yayınlanan
"Ayetini Arayan İnsan" adındaki pek değerli kitabı geliyor...
Oradaki bir makalesinde şöyle diyor Kışlakçı: "Anlam zihinde değil, temasta başlar. İdrak beyinde değil, bedenin ritminde doğar. Hakikat dijital veride değil, varlığın bizzat kendisinde saklıdır."
Bu sözlerin altına imzamı atarım...
Halimizi de iyi tarif etmiş yazar: "
Çağımız insanı her şeye bakıyor ama hiçbir şeyi görmüyor. Gördüğü savaşların kokusu yok, izlediği acıların ağırlığı yok, okuduğu hakikate temas edemiyor. Ekranlar hafızamızı sünger gibi emiyor..."
***
Bunları akışa bırakılacak konular mı? Hayır!
Ama bizi akışa bırakacaklar bu gidişle, orası doğru...
Şimdi Ankebut Suresi'nin 20. ayetini hatırlatıp çekileyim, sonra yine konuşacağız.
***
NOT DEFTERİ
Mücadele olmadan bir fetih mümkün değildir... Fetih olmadan bir kader oluşturmanın imkanı yoktur... (SUSANNA TAMARO / Büyük Bir Aşk Hikayesi)