'Komünist' Zohran Mamdani'nin New York zaferiyle morali hayli bozulan ve iç politikada istediği randımanı bir türlü elde edemeyen ABD Başkanı Donald Trump, teselliyi dışarıda aramaya devam ediyor. Bu bağlamda Trump'ın en övündüğü ve en çok huzur bulduğu dış politika ajandası kuşku yok ki Suriye. Ardından zorlu da olsa Gazze barış planı geliyor.
Mayısta Hindistan-Pakistan, temmuzda Kamboçya-Tayland, haziranda Ruanda-Kongo, haziranda İsrail-İran, ağustosta Ermenistan-Azerbaycan arasında barışı tesis ettiğini ve son olarak da 10 Ekim'de Gazze ateşkesini sağladığını söyleyen Trump, BM'den daha etkin olduğuna inanıyor. Yer yer haksız da sayılmaz!
'Barış Başkanı' olarak tanınmak isteyen Trump'ın en sevdiği bölgelerden biri de Orta Asya. Nitekim önceki gün Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan liderlerini Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, C5+1 formatındaki zirvede ABD'nin bölgeye artan ilgisini bir kez daha gösterdi.
Türk dünyasını, İsrail ve Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişkilerini geliştirmeye teşvik etti. En büyük hedefi ise Ukrayna'ya barışı getirmek.
***
Ancak paradoksal davranan Trump bir yandan da
Venezuela, Nijerya, Güney Afrika, Küba, Panama, Meksika, Brezilya, Kolombiya, Kanada, Grönland, Afganistan ve İran'a karşı şahin bir politika izliyor.
Hatta bazılarını açıkça askeri müdahale, darbe ve ekonomik ambargolarla bile tehdit etmekten çekinmiyor.
Çoğu analizci Trump'ın bu siyasetini
tutarsız veya zikzaklı olarak niteliyor.
Fakat bütün bu değişken tutumlar aslında
ABD'nin Rusya ve Çin'e karşı geliştirdiği yeni
'grand stratejisi' ile gayet eşgüdüm halinde görünüyor.
Dolayısıyla bu gelgitleri, Trump'ın "ABD'yi yeniden büyük yap/MAGA" stratejisi ile
'Önce Amerika' doktrinine uyum egzersizleri olarak değerlendirmek lazım.
Bu çerçevede Trump aslında gayet istikrarlı davranıyor. En kararlı olduğu alanlardan biri de
Suriye ve Gazze dosyaları. Bunun nedeni de
Türkiye'nin bu iki cephede de çok etkin olması.
Bir bakıma Trump,
Kafkasya barışını da eklersek
Sayın Erdoğan'ın başarılarından kendine pay çıkarıyor.
Ancak yeri geldiğinde
Sayın Erdoğan'ı her platformda takdir etmekten de çekinmiyor. Bu bağlamda
kadir kıymet bilen biri. Özellikle Türkiye'nin
Suriye ve Gazze'deki etkin rolü karşısında
adeta sarhoş olan
Trump, Sayın Erdoğan'ı yere göğe sığdıramıyor.
***
Haliyle Sayın Erdoğan'ın anlaştığı liderlerle Trump da çok iyi anlaşıyor. Bunlardan biri de Suriye lideri
Ahmed Şara.
Yarın Şara'yı Beyaz Saray'da ağırlayacak olan Trump, bu ziyaretle aslında
en büyük mesajı Türkiye'nin Gazze ve Suriye'ye istikrar getirici projelerini hedef alan
İsrail ile YPG'ye veriyor.
Komşularıyla ve ülkesindeki gruplarla uzlaşı politikasını savunan Şara, ABD ile yeni askeri anlaşmalar yapıp hem kendisi hem ülkesi üzerindeki ambargoları birer birer kaldırıyor. Eski bir El Kaideci olarak
DEAŞ'a karşı mücadele sözü dahi veriyor. Bu hamleler
YPG'nin 'DEAŞ ile mücadele kartına' da ağır bir darbe indirecektir.
Hâsılı kelam, Türkiye'yi hedef alanların Trump'ın Şara ile görüşerek verdiği mesajı iyi anlaması gerekiyor.
Çünkü
bölgede bütün yollar Ankara'dan geçerken Suriye'de ise Şam'a çıkıyor. Burada özellikle YPG'nin
yeni kurulan ve ordusunu Türkiye'nin eğittiği
Suriye devletinin karşısına geçmektense bu yeni siyasi sürecin bir parçası
olmasında sonsuz faydalar var.
'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge' stratejisinde
YPG, siyonistlerin sofrasında değil tarihin doğru tarafında
ve Türkiye'nin safında yer almaya çalışmalı. İdeolojik değil jeopolitik rasyonalite ile hareket edebilseler
sadece Suriyeli Kürtlerin değil Suriye ile birlikte bölgenin
makûs talihini de tersine çevirebilirler.
Umarız,
geçen yüzyıldaki hatalar yine tekrarlamaz ve bir asır sonra gelen
bu tarihi fırsat heba edilmez.