Suriye'deki değişim ve dönüşümü bölgesel ve küresel gidişattan ayrı düşünmemek lazım. Özetle post-siyonist diyebileceğimiz bir aşamaya giriyoruz. İsrail ve destekçisi emperyal güçler artık eskisi gibi at koşturamıyor. Bu bağlamda küresel düzeyde iki yeni eksen öne çıkıyor. İlki ABD, Türkiye ve Rusya'nın başını çektiği yeni global üçlü. Bunun karşısında ise Çin'in liderlik ettiği Küresel Güney ekseni var.
Avrupa Birliği (AB) burada Türkiye üzerinden Rusya ve ABD karşısında mevzi kazanmaya çalışan bir aktör konumunda. İsrail ise ABD'den bulamadığı eski patronajı AB ve Rusya'dan bulma arayışı içinde. Sıkışan İsrail ve siyonist lobi geleneksel müttefiki Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve BAE dışında özellikle Çin ve Hindistan ile stratejik ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Bu iki cepheli küresel tablonun bir benzerini de bölgesel düzeyde görüyoruz. Bölgeden kastımız sadece Ortadoğu değil. Batı-Doğu ekseninde Kuzey Afrika'dan Körfez'e hatta Hindistan ve Malezya'ya; Kuzey- Güney ekseninde ise Orta Asya, Hazar ve Kafkasya'dan Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'na kadar uzanan geniş bölgesel kıtada da iki blok var.
***
Bölgesel blokların ilki ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Malezya ve Endonezya'dan oluşuyor. İkincisi blok ise başını İsrail'in çektiği
Yunanistan ve BAE'den meydana geliyor.
Aralarına bazen
Hindistan'ı da alıyorlar.
Rusya ve İran bu bölgesel düalite karşısında savunmacı bir pozisyon takınırken
AB pasif,
Çin ise ekonomik temelli
aktif ama siyasi açıdan durgun bir
strateji izliyor.
Kuşku yok ki hem bölgesel hem küresel düzeyde dünyamıza yeni format atılıyor. Davos'ta, Kanada Başbakanı
Mark Carney'in de işaret ettiği gibi ABD liderliğindeki mevcut dünya düzeni geçiş değil bir çöküş sürecinde.
Küresel çapta Rusya, AB, Çin ve ABD arasındaki amansız rekabette
Türkiye 'bağımsız etken' konumunda. Bölgesel düzeyde ise asıl oyun kurucu aktörüz. Türkiye ve ABD'nin önderlik ettiği bu yeni bölgesel dizaynda
İsrail ile hareket edenler teker teker kenara alınıyor. Bunu,
Yemen'in güneyinde BAE destekli güçlerin kontrolü
Suudi Arabistan yanlısı merkezi hükümete bırakmasında da gördük. Aynı süreç
Sudan'da da devrede. İsrail ve BAE'nin desteklediği
Hartum karşıtı aktörler güç kaybediyor. ABD ve Suudi Arabistan,
Sudan'da da Türkiye'yi destekleyen bir tutum içinde.
Libya'da da Rusya, BAE ve Fransa'nın desteklediği
Halife Hafter güçleri son dönemlerde Türkiye'nin temsil ettiği pozisyona yaklaştı. Benzer bir gidişatı
Somali'de de görüyoruz. Zira
İsrail'in Somaliland provokasyonuna ne ABD ne de Avrupa ülkeleri destek verdi.
***
Bırakın Libya, Sudan, Somali ve Yemen gibi ülkeleri
Gazze ve Suriye'de bile İsrail'in başını çektiği kaotik projeler birer birer akamete uğruyor. Gazze'de İsrail'in bütün itirazlarına rağmen ABD, Filistin'in geleceğini Türkiye olmadan planlamayacağını aldığı kararlarla gösterdi.
Fakat bölgesel düzeydeki yeni ayrışmanın en somut örneği Suriye. Çünkü
ABD yönetimi yeni Suriye'de İsrail'den daha çok Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın temsil ettiği ittifak ile hareket ediyor. İsrail'in etkin olduğu
CENTCOM bile travmatik bir tavır değişikliğine gitti. 9 Kasım 2025'te Şam'da Cumhurbaşkanı
Ahmed Şara ile ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı
Brad Cooper birlikte basket oynadı.
Bu görüntü bile
bir dönemin kapandığının ve yeni bir sürecin başladığının en net karesiydi. Fakat
ideolojik körlükle malul siyonist çevrelerle onların
kurşun askeri konumundaki SDG/YPG gibi yapılar bunu kavrayamadı.
Yeni bir küresel ve bölgesel dizaynın arifesindeyiz. Artık
postsiyonist döneme giriyoruz. Küresel denklemlerde
Yeni Türkiye artık en başat oyuncu
konumunda. Bölgemizde ise İsrail'in
değil Türkiye'nin belirleyici olduğu stratejik
bir aşamadayız. Hâsılı kelam,
Libya'dan Suriye'ye, Kafkasya'dan Afrika Boynuzu'na uzanan tarihi coğrafyamıza
Osmanlı evrenselliğinin ve kozmolojisinin mührü yeniden nakşediliyor.
Gidişat bu yeni sürecin bölgesel ve küresel
düzeyde daha da derinleşeceğini gösteriyor.