ABD ve İsrail, İran ile savaşlarını Hürmüz Boğazı krizi üzerinden küreselleştirdiler. Bu seçenek dışında da bir çıkış stratejileri kalmamıştı zaten. İran karşısında yaşadıkları zorluğu bu sinsi hamleyle aşmaya çalışıyorlar. Aşacak gibi de görünüyorlar. Zira ateşe atılan akrebin kendisini sokmasıyla ifade edilen davranışı sergiliyor Tahran yönetimi.
Haliyle Hürmüz'ü kapatan İran yönetimi, Avrupa Birliği (AB), NATO, Çin ve diğer Asya ülkelerinden boğazın açılması için 15 Mart'ta yardım isteyen ABD Başkanı Donald Trump'ın ekmeğine yağ sürüyor. Doğrudur, İran'a saldıran ABD ve İsrail'in yanında şimdi kimse yer almıyor. Ama kimse bölgeyi ve dünyayı ateşe atan bu iki devletin karşısında da yer almıyor. Ancak Hürmüz krizinin küreselleşmesiyle hepsi birer birer ABD'nin peşine takılacak.
Bu destek, ABD'nin İran'ın ekonomik kaynaklarına el koyma, dünya ticaretinin şahdamarı konumundaki Hürmüz Boğazı'nı kontrol etme ve bu yolla da Hint Okyanusu üzerinden dönen küresel tedarik zincirini hâkimiyeti altına alma stratejisini adım adım hayata geçirmesini sağlayacaktır.
***
İran ve Hürmüz'ün kontrolü Ortadoğu dışında ABD'ye ayrıca Hazar havzası, Kafkasya, Orta Asya Türk dünyası ve Hint Okyanusu üzerindeki stratejik nüfuzunu daha da derinleştirme imkânı da sunacaktır. Böylece ABD, Rusya ve Çin'in Hazar Havzası'ndaki nüfuzunu dengeleme imkânına kavuşacaktır.
Bu çerçeveden bakınca ABD'nin bu saatten sonra İran'ı kaderine terke etmesi safdillik olur. Zaten Trump bu niyetini saklamıyor da. Nitekim, son açıklamasında NATO ve AB'yi paylayan Trump, "İran sizin savaşınız değilse Ukrayna da bizimki değil!" diyerek rest çekti.
Çünkü ABD ve İsrail, yoğun saldırıların İran'ı dışarıdan ve içeriden çökertemeyeceğini görüyor. Dış baskılar tam tersi bir sonuç veriyor. Rejimi zayıflatma projesi devleti ortadan kaldırma ve ülkeyi parçalama projesine dönüştüğü için İran'ın varoluşsal refleksleri harekete geçti. Bu refleksi sivil altyapıyı yok ederek de ortadan kaldırmanın zorluğunu gören ABD ve İsrail, Hürmüz krizini küreselleştirip faturasını da İran'a yıkarak yeni bir hamleye hazırlanıyor.
Hürmüz krizi üzerinden dünyayı yanlarına çekerek hedeflerine ulaşmayı planlıyorlar. Bunun yolu da İran'ı ekonomik olarak ayakta tutan son hayati damar olan Hürmüz'deki adalara, liman ve kritik terminallere havadan ve denizden askeri indirme operasyonları düzenlemekten geçiyor.
***
Bu istila hamlesini ABD, İran'ın saldırdığı ülkelere misilleme hakkı tanıyan BM'nin 51. maddesine dayandırmayı düşünüyor. Bu adımla Körfez ülkelerini yanına çekecek. AB, NATO ve Asya ülkeleri için de 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (UNCLOS) 38. maddesini harekete geçirecek. Bu maddeye göre gemiler ve uçaklar uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlardan geçiş hakkına sahiptir.
UNCLOS'un 44. maddesinde de kıyı devletlerin geçişi engellemeyeceği veya askıya alamayacağı belirtiliyor. İran, BM deniz anlaşmasına taraf olmasa da ABD bu imkânı kullanıp diğer devletlerle birlikte Hürmüz'ün İran kıyılarını ve adalarını ve ardından da petrol kaynaklarını işgal edecektir.
Haliyle İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizi bölgesel bir gerilim noktasından daha fazlasıdır. İran savaşını "halka özgürlük" bahanesiyle başlatan siyonist- evanjelik zihniyet şimdi de ABD'nin emperyal amaçları için bu kez "denizlere özgürlük" sloganına sarılmış durumda. Öyle görünüyor ki Hürmüz'ün korunması bahanesiyle İran istila edilecek. Bu yönüyle İran savaşı ve Hürmüz krizi, aynı zamanda yeni dünya düzenini kimin belirleyeceğinin de belirleneceği bir cephe olacak. Gidişat bunu gösteriyor.