ABD ve İsrail, İran'a yönelik saldırılarına başlarken bir veya iki haftada sonuca ulaşacaklarını hesap etmişti. Ancak İran savaşında bir ay geride kalırken işler daha da sarpa sardı. İran, ABD'yi Hürmüz Boğazı kozuyla küresel kıskaca alırken İsrail'i de füzelerle sarsmaya devam ediyor.
İran'ın havadan saldırılarına Hizbullah kuzeyden, son olarak Husiler de güneyden destek vermeye başladı.
Böylece üçlü kıskaca alınan İsrail'de halk sirenlerden dolayı başını sığınaklardan çıkaramıyor. Bir aylık sürede İsrail'de tam 78 bin kez sirenler çalmış. Bir bakıma İsrail için çalan sirenler yakında ABD için de çalacak gibi görünüyor. Hatta başlamış bile. ABD'nin içinde bulunduğu durumun vahametini bizzat ABD Başkanı Donald Trump açıkladı.
Önceki gün Florida'da katıldığı Suudi Arabistan destekli yatırım fonunun (FII) açılışında peş peşe itiraflarda bulundu. Önce Tahran'ın çetin ceviz olduğunu söyledi... "İran, Venezuela'dan daha zor. Venezuela'daki askeri operasyonu 45 dakikada bitirdik. Ancak bu seferki daha büyük ve çok daha güçlü" sözleriyle itiraf etti.
***
Ardından da
12 Mart'ta mutfağında yangın çıktığı söylenen ve
Girit adasına çekilen savaş gemisi USS Gerald R. Ford'a ilişkin yaptığı açıklamada, İran'ın dört bir yandan saldırdığını ve bu yüzden geminin bölgeden uzaklaştığını kaydetti. Trump maruz kaldıkları trajediyi şu sözlerle dile getirdi:
"Dünyanın en büyük savaş gemisinde 'foom, foom, foom' diye ses geliyordu ve saat 1'di. John bana 'Onlar bize saldırdı' dedi ve
17 farklı açıdan geldiler. Buradaydılar, oradaydılar.
Canımızı kurtarmak için kaçtık. Her şey bitmişti..."
Bu çerçeveden bakınca ABD ve İsrail'in ancak zorlandıkça "barış anlaşması ile kara harekâtı gibi" ilk başlarda hiç akla gelmeyen uç ihtimalleri dile getirdiklerini görüyoruz. Çünkü saldırılar start aldığında ABD ve İsrail için bir kara savaşı en uzak seçenekti. Fakat işler ters gidince en düşünülemez olan strateji giderek en muhtemel olana dönüştü.
Bu da bize savaşın rasyonel değil irrasyonel aşamalarla ilerlediğini gösteriyor. Savaşın başlarında bir diğer akla gelmeyen ihtimal ise uzlaşıydı. Şimdi ABD tarafı da İran tarafı da kendi şartlarını masaya sürerek diplomasiye bir şans vermeyi düşünüyor. Bir bakıma her ihtimale açık bir savaş var karşımızda.
Kara savaşıyla daha da derinleşip yayılabilir de veyahut sürpriz bir uzlaşıyla çatışmalar aniden soğuyabilir de...
***
Kara harekâtı ister istemez
rejim değişikliği ve ulus inşası gibi projeleri gündeme taşıyacaktır. Bu ise ABD ve İsrail'in saplandığı bataklığı daha da derinleştirecektir. Zira farklı etnik ve mezhebi demografiye dayalı İran'da devleti yıkıp ülkeyi 'ulus inşası' adı altında yeniden bir araya getirme projesi Irak ve Afganistan örneklerinde de görüldüğü üzere ters tepecektir.
İkinci seçenek olan rejim değişikliği de zor görünüyor. Geriye en makul seçenek
"rejimin tavrını ve davranışını değiştirmek" kalıyor. Bu da ancak adil ve saygın bir anlaşma ile olabilir.
ABD kadar İran da onurlu ve güvenilir bir çıkış arayışında. Burada en büyük görev ABD'ye düşüyor. Eğer ABD samimi olursa İran yönetimi dünya ve bölgeyle bütünleşmenin kapısını kapatmayacaktır. Bunun olabilmesi için de ABD ve İsrail'in öncelikle
siyonist-evanjelik sömürgeci reflekslerini terk etmesi gerekiyor. Uluslararası dengelerin ve ulusal taleplerin parametrelerine uygun bir noktada buluşmayı denemeleri lazım.
Bu bağlamda
Hürmüz Boğazı'ndaki krizin çözümünde izlenecek yumuşak ve esnek stratejiler umulandan daha fazla uzlaşıya yol açacak ve keskin düşmanlıkların hızla sönümlenmesine hizmet edecektir. Bu ihtimal masada ve kâğıt üzerinde mümkün görünüyor.
Ancak bu rasyonel hedefler,
sahada ve zihinlerdeki birçok engel nedeniyle bazen imkânsız hale gelebiliyor. İşte böyle süreçlerde ancak güçle taçlanan diplomasi devreye girip ezberleri de oyunları da birer birer bozabilir.
Nitekim bozuyor da!'